|
Uzun süredir dikkat çektiğimiz cari açık
meselesine, nihayet ekonomik karar birimleri ve IMF
tarafından da işaret edilmeye başlandı. Cari açık endişesini
dile getirenleri münafık olarak nitelendiren
yorumcularda artık çark etmiş gözüküyor. Bir
ülkenin dış hesaplarında oluşan negatif durum olarak
kabaca tanımlayabileceğimiz cari açık; Türkiye ekonomisinin en
hassas ve riskli bölgelerinden biridir, aşil
topuğudur, biz genellikle buradan vuruluruz.
Osmanlının son döneminden bu yana yaşanan iktisadi krizlerin
çoğunlukla dış hesap açıklarından kaynaklandığı görülmektedir
2004 yılında cari açığın hedeflenenin
üstünde gerçekleşmesi, ilk 6 ayda açığın 10 milyar dolar
olması, yıl sonunda da 11 milyar doları aşması beklenmektedir.
2004’de, dünyada gelişmekte olan ülkeler içinde en fazla cari
açık veren ülkenin de, Türkiye olduğunu belirtelim. Sorun,
Türkiye’nin cari açıktaki bu dengesizliği giderebilecek
kaynağı, nereden ve nasıl finanse edip edemeyeceğine
ilişkindir.Sermaye hareketlerini serbestleştiren ülkeler bu
kaynağı, uluslararası piyasalardan borçlanmak suretiyle,
ya da kısa vadeli sermaye girişleri ile temin
etmektedirler.Her iki borçlanma yöntemi için de, yurt içi
faizlerin yurt dışı faizlerden yüksek olması gerekmektedir.
IMF’nin yaptığı bir
araştırmaya göre, 2003 yılında 54.7 milyar dolar olan
dış kaynak ihtiyacımız, 2004’te 61.7 milyar dolara çıkmakta,
2008’de ise bu rakam 67.4 milyar dolara yükselmektedir.
Türkiye’nin bu yıl, toplam dış kaynak ihtiyacının %70’i, kısa
vadeli sermaye ile karşılanmaktadır. 2006 ve sonrasında bunun
%78’e çıkması beklenmektedir.Umumi manzara ne şimdi, ne de
yakın gelecekte, hiçte iç açıcı değildir. Doğrudan
yatırımların bu yıl 1.6, 2008’de ise 3.1 milyar dolar
olması beklenmektedir.Dolayısıyla, kalıcı olması nedeniyle
tercih edilen yabancı sermaye olarak kabul gören fiziki
yatırımlarında, yaraya merhem olamayacağı anlaşılmaktadır.
KISA VADELİ SERMAYEYE MAHKUMUYET
Günümüz dünyasında gelişmekte olan
ülkelerin yer aldıkları finansal düzenin kuralları içinde
Türkiye, kısa vadeli sermaye girişlerine mahkum bir ülkedir,
tahminlere göre yakın gelecekte bu mahkumiyet devam da
edecektir.Kısa vadeli sermaye girişlerine
mahkumiyet, IMF’ye mahkumiyeti de
beraberinde getirmektedir. 2005-06 yıllarında Türkiye’nin
IMF’ye yüklü geri ödemeleri vardır. İki yılda 19 milyar dolar
borç ödemesi söz konusudur.
Tüm bu ödemeler ülkenin brüt döviz
rezervlerini de etkilemektedir. 2004’te, 32.4 milyar dolar
civarında olacağı düşünülen brüt döviz rezervlerin, 2006
yılında 20.8 milyar dolara düşeceği tahmin edilmektedir.Dış
kaynak ihtiyacının artması sonucu rezervlerde yaşanabilecek
azalma, dış borcun sürdürülebilirliği sorununu gündeme
getirebilecektir. Bu durum başlı başına olumsuzluktur. Türkiye
gibi yüksek dış ve iç borcu olan ülkeler, borçlarını zar
zor ödemeye çalışırken, üstüne üstlük, birde cari açık
artışlarıyla karşı karşıya kaldıklarında, alarm vermeye
başlamaktadırlar. Petrol fiyatlarının, ülke dışı faizlerin ve
reel kurların yükselmesi, ithalatın ve içi
talebin artması, bu süreci tetiklemekte ve sarmalın son
ucu olan bunalıma yaklaştırmaktadır.
Bu tablo karşısında hükümet, IMF ile
anlaşma yolunu seçmiştir.Muhtemelen 10 milyar dolarlık
finansman destekli ve/veya IMF borçlarını
erteleyen, 3 yıllık bir stand-by söz konusudur.
IMF’ye dayılanmak için, oyunun kurallarını değiştirmeye
zorlamak ve Malezya eski devlet başkanı Mahathir gibi güçlü
siyasi iradeye sahip olmak gerekmektedir.
|