|
Hayyam, Cavit,
Korkmaz, Ali, Halis ve diğer beyler, hükümet sizlerden özür
dilemelidir. Özür dilemelidir, çünkü bankalarınız, borçlarınız
yeniden düzenlenerek sizlere tek tek iade edilmektedir. Çok
değil, bundan 2-3 yıl önce, kimileriniz elleri kelepçeli, yüzü
kapalı, mevcutlu bir şekilde kaçtığınız ülkelerden
getiriliyordunuz, kimileriniz aile fotoğrafındaydınız,
bavullara doldurduğunuz para görüntüleri ekranlardaydı, sizler
bizim hortumcularımızdınız. Akıl almaz yöntemlerle banka
soygun öyküleri anlatılıyordu, iddianameler düzenleniyordu
hakkınızda.
Önce Kartal
Hilton'da ağırlandınız, sonra geldi tutuksuzluk dönemi, tekrar
işlerinizin başına geçtiniz. Sahibi bulunduğunuz bankalar,
TMSF bünyesine alınmıştı, bankalarınıza devlet sermaye koydu,
açıklarını kapadı, mükellefiyetlerinizi yerine getirdi,
yönetim kurullarınız, bürokrasimiz için yeni iş kapısı oldu.
Tasfiye edilmeniz ya da satılmanız gerekirken bekletildiniz,
sizler için iflas süreci bir türlü
geliştirilemedi.
Bu beyler;
1990'larda kontrolsüz bir şekilde gelişen bankacılık
sektörünün aktörleriydiler. Siyasetin ve medyanın
içindeydiler, güç odağıydılar, iktidar seçkinleri
arasındaydılar. Bankalarının yönetim kurullarında, emekli
sivil ve asker üst düzey bürokratlar bulunuyordu, yüksek
maaşlar ve kar payları veriliyordu. Sefahat içinde
yaşıyorlardı.Türkiye'de, banka yöneticilerine uluslar arası
düzeyleri aşan ücretler ödeniyordu. Sayın Güngör Uras'a göre,
banka faturasının 3 milyar doları, yüksek ücretlerdir.
Devletten ayrılan üst düzey ekonomi bürokratı, soluğu
İstanbul'da, bankalarda alıyordu. Ankara'da da, bunların
aldıkları transfer ücretleri konuşuluyordu. Anlı şanlı iktisat
profesörleri, bu bankalara 'eğitim' veriyordu. Cakalarından
geçilmezdi, " benim günlüğüm 3 bin dolar"
derlerdi.
BANKA MALİYETİNİ
KİM YÜKLENDİ?
Bankacılık
sektörünün ülkeye maliyeti resmi açıklamalara göre 77 milyar
dolar. Dünya Bankası raporlarına göre, kamu ve özel bankaların
maliyeti, milli gelirin % 35'ine
ulaşıyor.
Çok yüksek
maliyetlere ulaşan banka sektörü faturasını, devletimiz,
dolayısıyla vergi veren herkes üstlendi. Yukarıda isimlerini
zikretmeye çalıştığımız beylerin yarattığı korkunç tahribat,
devlet borçlarına eklendi, devletimiz yeniden borçlanarak,
yeni ve ek vergiler ihdas ederek bu açığı kapamaya
çalıştı.
Peki; banka
iflaslarında zararı kim yüklenmeli? Batı kapitalizminde kabul
gören ve uygulanan yaklaşım şöyle: öncelikle bankaya borçlu
olanlara, sonra banka sahiplerine ve yöneticilere, ondan sonra
mevduat sigortası fonlarına, en sonunda da devlete
gidiliyor.Türkiye'de banka çöküşünün maliyeti, devlete- halka
çıkarılmıştır.
AKP, banka
tahribatının yaşandığı bir iklimde doğmuş ve iktidar yolunu
bulmuştur. Vatandaş, banka faturasını yaratan iktidarları ve
partileri tasfiye etmiş, sırtında banka pisliği bulunmadığını
düşündüğü bir partiye "park" etmiştir. AKP bugün, yükünü
halkın üstlendiği bu bankaları, batıran eski sahiplerine iade
ediyor. Sicilinde, 'banka batırmış' yazan, müflis, güveni
ve ticari
ehliyetini yitiren kişilere, yeniden banka sahibi olma imkanı
tanıyor.
Hayyam
ve Cavit beylerden sonra, sırada Halis, Yavuz, Korkmaz ve Ali
beyler varmış... Madem öyle, benim de, hükümete naçiz iki
önerim olacak; öncelikle bu beylerden özür dileyin ve itibar
iadesinde bulunun, BDDK girişine de, beylerin büstlerini
koyun. Siz iyisi mi, bir iyilik daha yapın: Türk Ticaret
Bankasını Çakıcı'ya, Emlakbank’ı da Engin Civan'a
verin! |