| 1923'de yapılanmaya başlayan ve soğuk savaş
koşullarıyla eklemleşerek, günümze kadar devam eden devlet
anlayışı ve bu devt organnizmasının belirlediği toplumsal
kontaratlarla, türkiye iyi yönetilemedi. mülkiyet yapısı,
bireyle devlet ilişkisi doğru düzenlenemedi, demokrasi, insan
hakları kalitesi sağlanamadı, ekonomisi gelişmiş bir ülke
oylamadı.
Ülkenin nufüs yapısı, merkezi ve çevresi değişti. Yolsuzluk
ve yoksulluk çözülemedi. Kontratlar oluşturulurken ve daha
sonra yapılan ittifaklar bozuldu. Tutulacak yanı kalmayan
statikonun ve çökmüş siyasal, kurumsal, hukuksal bir merkezin
sürdürülebilirliği imkansızlaştı.
Bu gün Türkiye; siyasi, sosyal ve iktisadi alanları
belirleyen, eskimiş ve çürüyen toplumsal kontratlarını
yenileme aşamasında bulunuyor. Önümüzedeki yıllar yeni devlet
anlayışını, yeni kaynak dağılımını ve bölüşümünü de içeren
kontratların, yenileneceği bir dönem olarak gözükmektedir.
Bu yenilenmeye, etnik poziyonu, laikliği, birey ve devlet,
asker ve sivil ilişkisini tanımlayan kontratlar da dahildir.
Türkiye'nin; AB kriterlerini kabul etmeye başladığı sıcak
süreç, toplumsal sözleşmelerin lime lime olduğu, kullanım
tarihlerinin geçtiği, aynı zamanda ABD merkezli, vahşi
küresselleşmenin yaşandığı bir dönemde başladı.
AB, top yekün bir değişimi ve yenilenmeyi gerekli kılıyor.
AB, toplumsal kontratların yenilenme sürecini hızlandırıyor ve
geliştirdiği tasarımları da sunuyor. Sorun; mevcut hükümetin
ve parlementonun, bu kontratları yenilemeyi gerçekleştirlme
niyeti, birikimi, kabiliyeti ile ilişkilidir.
Toplumsal kontratları yenileyebilmek için iyi tasarlanmış
ve iyi yönetilebilen siyasetlere ihtiyaç vardır. Toplumsal
kontratlar hamasetle değil, siyasetle yenilenir.
Sorun; Türkiye'nin AB'nin geliştirdiği genel kontratlarla,
yerel kontratlarını nasıl tahvil edebileceğine ilişkindir.
Sorun; AB'den önerilen düzenlemelerle, yerel gereksinimlere
göre geliştirilenler arasında bağlantıların kurulması,
ayarların yapılmasıdır. AB'nin önerdikleri ile yerel
yaklaşımları bütünleştirmek mümkündür. Sağlıklı olanı da
budur.
AB KARŞITLARININ İKİLEMİ VE SOL SİYASET
Türkiye'de AB karşıtları ve AB'yi tereddütle karşılayanlar,
Kemalist batılılışma ile günümüzün AB hedefi arasında ciddi
ikilem yaşıyorlar. Hem batıcı olmak, hem AB'yi istememek...
Kemalizm batılılaşmayı öngörür, batıyı menzile koyar. Pekii o
zaman; AB nedir, AB nasıl bir batıdır? Batı, neyi ifade
etmektedir?
Kemalist batılılaşma kabulu ile bugünün AB'sine kaıtılmak
aynı değil. Günümüz Avrupası da Atatürk Avrupası değil.
Atatürk dönemi ve sonrası soğuk savaş algılamalarına dayalı
olarak geliştirilen, TC Devlet batıcılığı ile AB batıcılığı
arasında, çok önemli egemenlik farklılıkları bulunuyor.
Kimi egelmenlik haklarının, büyük ölçüde üst bir organa
devredildiği, bir siyasal organizasyona katılmak, doğal olarak
Kemalist devlet anlayışının nitelikleri ile çatışıyor.
Dolayısıyla Atatürk Avrupası'na katılmakla bugünün
Avrupası'na katılmak farklı durumları ifade etmektedir. Hem
Kemalist olup, batıcılığı kabul edip, hem de AB'ye karşı olmak
bu nedenledir.
Bu ikilem çözülüyor. Ve çözülen ikilem eski toplumsal
kontratları tedavülden kaldırmakta, yenilenmesini gerekli
kılmaktadır. Batılılaşma ve modernleşme tanımlarını, AB'nin
bugünkü yapısını anlamadan, sürdürmenin olanağı kalmamıştır.
Israr edilirse; çatışma, çöküş ve çekilme söz konusu
olabilecektir.
Son cümlemiz, sol siyasete ayrılmıştır: Toplumsal
kontratlar yenileme sürecine girerken, sol siyasetin neler
üreteceği ve söyleyeceği çok önemlidir. Ciddi düşünme
zamanıdır. |