| Geçen hafta Türkiye'nin çok yüksek iç ve dış
borçlara sahip bir ülke olduğuna ve borçlarını bir türlü kabul
edilebilir seviyelere çekemediğine dikkat çekmiştik. Türkiye,
sahip olduğu yüksek borç stoğunu çevirebilmek için uluslar
arası finans çevrelerine güven vermek zorunda. Günümüzün
neo-liberal finansal dünyasında, bu güveni sağlamanın yolu da,
IMF ile anlaşmaktan geçmektedir.
Ayrıca, Türkiye IMF'ye en yüksek borcu bulunan ülkelerden
de birisidir. Vadesi gelen IMF borçlarını, daha uzun vadeye
yaymak ve yeni kaynaklar temin etmek, dolayısıyla borcu
sürdürebilmek için de, IMF ile anlaşmak zorunda kalmaktadır.
Borçlu ülkelerin, IMF ile anlaşabilmesi için de,
bütçelerinde yüksek faiz dışı fazla vermeyi kabul etmesi
gerekiyor. Yüksek borçlara sahip ülkelere IMF'nin önerdiği
politikanın ekseninde, bu önerme yatıyor. Bu ne demek?
Bütçenizde faiz ödemeleri dışında kalan harcamalardan tasarruf
etmek demek. Yani; bütçenizdeki, faiz yükümlülüklerini yerine
getireceksiniz, diğer harcamaları kısacaksınız. Yıllar boyu,
bu fazlayı vereceksiniz, sonunda belki, nirvanaya
ulaşacaksınız .
Yüksek borçlu ülkeler, bütçelerinde faiz dışı fazla
verirken, aynı zamanda reel faiz de, vermek zorunda
kalıyorlar. Bu ne demek? Bu ülkeler, borçlarını ödeyebilmek
üzere, yeni borçlar bulabilmek için, dünyada geçerli
faizlerden, daha yüksek bir faiz ödemek durumundalar. Yani,
dış kaynakları ülkenize çekebilmek için, daha fazla reel faiz
ödemek durumundasınız.
Ancak, yüksek reel faiz ödemeye devam ettiğiniz
müddetçe de, borçlarınızı eritemiyorsunuz. Dolayısıyla borcun
sürdürülebilirliği, hep sorun olarak karşınıza çıkıyor.
Enflasyonun düştüğü, yüksek faiz dışı fazlaların verildiği,
bütçe disiplinin sağlandığı bir ortamda bile, borçlar makul
seviyelere inmiyor. Borçlanma kortizon almaya benziyor. Kısa
dönemde, ülke yüksek performans yaşıyor, ancak uzun vadede
sinsice fırsat kolluyor ve krizlere sebep oluyor.
Yüksek borçlar Türkiye'nin en önemli sorunu. Peki; borç
sorunu nasıl çözülebilir? Bu konuda neler öneriliyor?
Yüksek borçlardan kurtulamayan ve kriz eşiğinde duran
ülkelere yapılan önerilerin başında, borçlarını yeniden
yapılandırmaları gelmektedir.
YAPTIĞIMIZ DOĞRU, DOĞRUSUDA BU, DEĞİL
Bu konularda çalışmaları ile bilinen değerli iktisatçı
Yılmaz Akyüz'ün söylediklerine kulak verelim: "Türkiye'nin
temel sorunu, cari açık ya da kurlar değil, yüksek iç ve dış
borçlarıdır. Borcun sürdürülebilirliğine ilişkin, çok ciddi
ekonomik ve siyasal değerlendirmenin yapılması gerekmektedir.
Bu değerlendirmeyi, IMF ya da Dünya bankası gibi kredibilitesi
azalan örgütlerden beklemeden, Türkiye'nin kendisinin yapması
gerekir. Yapılması gereken şey, borç stoğu üzerine tartışarak,
uzlaşma sağlayarak, operasyon yapmaktır.Bu operasyon ister
istemez borçların bir kısmını vergiye dönüştürecektir.
Uzlaşarak, bu operasyonu yapamazsak vakit çok geç olabilir"
Yılmaz Akyüz; iç borçlara göre dış borçların, biraz daha
kolay yapılandırılabileceğine işaret ediyor, dış borçlarını
yapılandıran ülkelerin deneyimlerine değiniyor, dış borçların
yapılandırılmasında uluslar arası kuruluşlardan destekte
alınabileceğini söylüyor ve ekliyor: "iflas edilmesi de ,
borcu ödeyememekte, piyasa mekanizmasının parçasıdır."
Bütün mesele, alınganlıkları bırakıp, "tartışma yok, başka
yol da yok" demeden, "bizim her zaman yaptığımız bu, doğrusuda
bu" demeden, uygarca her türlü meseleyi ve tedbiri
konuşabilmektir. Bunun için de, herkesin kendine bir ayna
edinmesi ve aynaya bakmayı öğrenmesi gerekiyor.. |