Bilim adamlarının 1959 yılında yaptıkları bir
araştırmaya göre yetişkinler, günde tam 18 dakika gülüyormuş,
2004'de bu süre 6 dakikaya düşmüş. Uzmanlar durumu, ' o
dönemlerde gülünecek olaylar daha fazlaydı' diye açıklamaya
çalışıyorlar. Bilim adamları gülmenin gittikçe azalmasını
depresyona bağlıyorlar. Eskiye oranla günümüzde depresyon 3
kat daha fazla görülüyormuş. Artık daha az gülüyoruz.
Irak'ta, Afganistan'da ABD'nin, Filistin'de İsrail'in
uyguladığı işgal ve terörün ulaştığı boyut, vahşi
küreselleşmenin gelişmekte olan ve yoksul ülkelerde yarattığı
eşitsizlik, yoksulluk, açlık, içinden çıkılamayan devasa
borçlar ve krizler, bozulan ekolojik denge ve hızla yaşanamaz
hale getirilen, kirlenen bir 'dünya hali' ile karşı
karşıyayız. Gittikçe uçurumun kenarına gelen dünyamız, geçen
yılın son günlerinde Güney Asya'da çok büyük bir deprem ve
tusunami felaketi yaşadı. Şu ana kadar 160 bini aşkın insanın
öldüğü bildiriliyor. Felaket, milyonlarca insanı barınmasız,
korunmasız, açlık ve hastalık içinde yaşamaya mahkum etmiş
bulunuyor. Bölge ülkelerinde tusunamiyi haber veren erken
uyarı sistemlerinin olmamasının, felaketin boyutlarını
inanılmaz bir şekilde artırdığı ortaya konuyor.Uyarı ve uydu
sistemlerine sahip gelişmiş ülkelerin, bölge ülkelerini
uyarmaması da , nasıl bir insanlık ve uygarlık sorunu ile
karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. 'Bu durum' , felaketten
daha da vahim, bir barbarlık ve insanlık suçu. Kurulum
maliyeti 100-150 milyon dolar olduğu ifade edilen erken uyarı
sistemleriyle, yüz binlerce insanın hayatının kurtulabileceği
basit bir şekilde açıklanıyor. Çoğunluğu, dünya nüfusunun
yarısını oluşturan , günlük geliri 2 dolardan az olan yoksul
kesimlerden, hastalık , açlık gibi nedenlerle , yüz binlerce
kişinin ölüm tehditi altında olduğu ileri sürülüyor.Tüm bu
yaşanlara karşın, 'her şeye kadir piyasalar' etkilenmiyor. Ne
de olsa, ölenlerin çoğu, yoksul az ve kalitesiz tüketen, doğru
dürüst 'pazar bile' olmayanlar.
'ALO' DEMİYENLER KAÇ
KİŞİ? Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, henüz dünya nüfusunun
yarısına yakını yoksulluk sınırında yaşamını sürdürmeye
çalışıyor. Bu koşullar altında yaşayan bir yoksulun, ünlü
Fransız futbolcu Zidanne'nin ( kendisi felaket bölgesinde
tatildeyken kurtulmuştur) bir günde kazandığı parayı
kazanabilmesi için 90 yıl çalışması gerekiyor. Dünya GSMH'nın
yüzde 25'ni, 200 büyük şirket yapıyor. 4 büyük çok uluslu
şirket, tüm Afrika kıtasının ürettiği gelirden daha fazla
üretim gerçekleştiriyor. Dünya nüfusunun yüzde 15'i teknolojik
yenilikleri sağlıyor, dünya nüfusunun yarısı da, bu
teknolojileri üretim ve tüketim için kullanabiliyor. Dünya
nüfusunun 1/3'ünün, ne evinde, ne de işinde teknolojiyle
hiçbir ilişkisi olmuyor. 2 milyara yakın dünyalı henüz
telefon ahizesini kaldırıp, bir 'alo' dememiş. Ancak buna
karşın 1 milyar insan da, internette sörf yapabiliyor.
Eşitsizliğin ve adaletsizliğin bu derece keskinleştiği bir
dünyada yaşıyoruz. Sonuç gülme- gülümseme sayacına yansıyor,
45 yılda insanlığın gülüşü, gülümseyişi azalıyor, günde 6
dakikaya iniyor. Gülemiyoruz, gülümseyemiyoruz... Yeni bir
bilimdalı olan gelotoloji, gülmenin insan sağlığına olumlu
etkisini inceliyor. Gülmenin etkisinin ve gücünün insanlık
tarihinin en eski zamanlarından beri toplumsal öneme sahip bir
olgu olduğunu söylüyor. Alman yazar Heinrich Böll,
"Gülücü" adlı öyküsünde, gülüşünü satan bir adamın öyküsünü
anlatıyor. Bu adam "Gerekirse yüzyıllar boyunca, her sınıf her
kesim için gülerim" diyor, "Afrika gülüşü, beyaz, kırmızı,
sarı gülüşlerle gülerim..." |