Doğrudan yabancı yatırımlar (DYY) kısa vadeli
spekülatif sermayeye göre daha fazla tercih edilen bir sermaye
türüdür. Yeterli ölçüde DYY gelmemesinden hep şikayet edilir.
Son yıllarda yapılan mevzuat değişiklikleri ile dünyanın en
serbest yabancı sermaye rejimine sahip ülkelerinden biri
olduk. AB ile müzakerelere başlamak içinde, iyi kötü bir
adımda attık. Mevzuatın liberalleşmesi ve müzakere tarihinin
alınması sonrasında, DYY için beklentiler artmış bulunuyor.
Üretken olması ve istihdam yaratması nedeniyle doğrudan
yabancı sermaye hükümetler için can simididir.Yatırım açığının
ve işsizliğin çözümü için geçerli çare olarak görülmektedir.
Bu nedenle, 'gelsin de, nasıl gelirse gelsin, denmektedir.
DYY'lerin bizim gibi yüksek borçlara sahip ülkelere olumlu
etkileri şöyle açıklanmaktadır. Özelleştirme yolu ile gelen
sermaye borç stokunu azaltmakta ve risk primini ve borç
faizlerini bu yolla düşürmek mümkün olmaktadır. DYY' lerle
ekonomide daha hızlı bir büyüme yakaladığınız taktirde de,
büyüme ile faiz farkını kapatmak olanaklıdır. DYY'ler, faiz
oranından daha yüksek bir büyümeye oranı sağlamanıza katkıda
bulunuyorsa , ekonomiye olumlu etkisi oluyor demektir. O
zaman, " hay hay buyursun gelsin" denebilir. Peki; yaşanan
deneyimler neyi gösteriyor? Örneğin dünyanın en fazla yatırım
çeken ülkesi Çin'de ve Latin Amerika ülkelerinde durum nasıl?
Anlaşılması gereken kritik nokta şu; doğrudan yabancı
yatırımlar ne kadar üretkenlik artışı ve istihdam yaratıyorsa
yaratsın, önemli olan, elde ettiği kar kadar net döviz
yaratmasıdır. Elde edilen karın transferi için net döviz
yaratmak durumundasınız. DYY'ler, gelir artırmak suretiyle
milli gelire pozitif katkıda bulunuyor ancak karı transfer
edecek net dövizi yaratmıyorsa , ülkenin dış hesaplarına
olumsuz etkisi oluyor. Latin Amerika ülkesi olan Brezilya'da,
DYY'lerin kar transferleri, ödemeler dengesi hesapları üzerine
ciddi bir baskı oluşturmaktadır. BUYURSUN GELSİN, NE VARSA
ALSIN... UNTAC raporlarına göre dünyada en fazla yatırım
çeken ülkesi olan Çin'de de, durum parlak gözükmüyor. Örneğin
bu ülkede, 1999-2000 yıllarında yabancı sermaye, 25 milyar
dolar kar elde etmiş. Buna karşın, net 2 milyar dolarlık
ihracat fazlası yaratmış. Yabancı şirketler, bu karın yarısını
Çin'de yeniden yatırma dönüştürmüşler, kalan 11 milyar doları
da ülkelerine transfer etmişler. Bu durumda; dünyada en fazla
yabancı sermayeyi, üstelikte ihracat sektörüne çeken ülkesinin
ödemeler dengesi hesabı, 9 milyar dolar açık veriyor demektir.
DYY'lerin yarattıkları ihracat kapasitesi kadar önemli bir
unsur, üretimlerinin ithal içeriği olmaktadır. İthalatı değeri
yüksek, katma değeri düşük yabancı yatırımların en önemli
getirisi ödenen düşük ücretler olmaktadır. Katma değerin büyük
kısmı, transfer olan karlarla gitmektedir. Çin ekonomisi
kaliteli ve dengeli bir büyüme performansı mı göstermektedir?
Çin mucizesi endişeleri, tehlikeleri ve tehditleri içermekte
midir? Yanıtlanması gereken temel soru bu olmaktadır. Gözler
Çin'in üzerindedir.Zaten Çin yönetimi de, yeni iktisadi büyüme
modeli üzerinde çalışmaktadır. Dolayısıyla, doğrudan
yabancı yatırımların, hangi sektöre ve nasıl geldiği çok
önemli olmaktadır. Döviz yaratmayan iç piyasalara mı geliyor?
Nasıl bir teknoloji ile geliyor? Ödemeler dengesi hesabımıza
katkısı pozitif olacak mı? İthal içeriği, yaratacağı katma
değeri, net döviz artışı yaratıp yaratmadığı çok önemli
hususlar olmaktadır. Uzmanlar; önümüzdeki dönemde, yüksek
borçluluğa ve işsizliğe çare olarak gösterilen, kısa vadeli
spekülatif sermayeye tercih edilen, doğrudan yabancı
sermayeden doğabilecek, muhtemel ödemeler dengesi krizlerine
işaret etmektedirler. Bizde, bu haftaki yazımızda 'bu işarete'
dikkat çekmek istedik, iyi haftalar efendim. |