|
BABY BOOM " ve SOSYAL GÜVENLİK
Geçen haftaki yazımızda, Almanya'da sosyal demokratların
seçim yenilgisinin altında yatan temel unsurların başında,
sosyal güvenlik alanında yapılan düzenlemeler olduğunu belirtmiştik.
2003 başında sosyal demokrat Schröder hükümeti ; 2. Dünya
savaşı sonrasında yaratılan ' efsanevi sosyal devletin' maliyetlerinin
artık üstlenilemez boyutlara ulaştığını ileri sürerek, sosyal
devletin küçültülmesine, özellikle sağlık maliyetlerinin bireyler
tarafından yüklenilmesine dönük bir dizi tedbir almıştı. Ekonomiyi
büyütmenin yolu olarak gösterilen tedbirler sonucunda 'oylar'
sosyal demokratlara tahvil olmadı, sosyal demokratlar en güçlü
oldukları Kuzey Ren Vestfalaya bölgesinde, ağır bir seçim
yenilgisi yaşadılar.
Aslında sosyal güvenliğe ve sağlığa ilişkin harcamalar gelişmiş
ve gelişmekte olan ülkelerde gittikçe artan bir sorun bloğu
olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin ABD'nin, iç ve dış açıklarının
sürdürülemez boyutlara ulaştığı vurgulanırken, sosyal güvenlik
sisteminde artan maliyetlere de işaret ediliyor, sistemde
gerekli önlemler alınmadığı taktirde de durumun, ABD ekonomisi
için çok tehlikeli boyutlara ulaşabileceği belirtiliyor. Son
zamanlarda FED Başkanı Greenspan, artan bütçe açıklarına vurgu
yaparken, sosyal güvenlik sisteminde oluşan girdaba da , sürekli
dikkat çekiyor. Ayrıca Bush yönetimi, sistemi özelleştirmek
için öneriler geliştiriyor, özelleştirme tartışmaları da,
Wall Street'in ellerini kaşındırıyor.
ABD'de sosyal güvenlik sistemi ve sosyal devlet anlayışı,
Avrupa'ya göre devletin daha az olduğu marjinal bir yapıya
sahip. ABD 'de sosyal güvenlik sisteminin temelinde özel emeklilik
programları bulunuyor, sosyal devlet harcamaları çalışanlara
daha çok emeklilik sonrasında, asgari ek destek sağlayan bir
sistem olarak yapılanıyor.
Aslında , ABD'de sosyal güvenlik alanında endişe yaşanmasının
nedeni şu: II. Dünya savaşı sonrasında doğan 'baby boom' (
doğumların teşvik edildiği ve en yüksek seviyeye ulaştığı
dönem ) kuşağının büyük bir bölümü, 2008 yılında 62 yaşını
dolduruyor ve sosyal sigorta sisteminden yararlanma hakkına
sahip oluyorlar. Aynı kuşak, 2011'de de 65 yaşına geliyor
ve sağlık sisteminden yararlanmaya başlıyor.
Bu nedenle, "Baby Boom" kuşağının emekli olmasının bütçe
harcamalarını artıracağı , bütçeye büyük bir baskı yaratacağı
düşünülüyor. 2004 yılında sosyal sigorta ve sağlık harcamalarının
bütçe harcamaları içindeki payı, GSYİH'nın yüzde 8'ne karşılık
geliyordu. Yapılan analizlere göre, bu oranın 2015'de, % 9,5'e
yükselmesi bekleniyor. İşte bu gelişmeler, endişelerin kaynağını
teşkil ediyor.
PEKİ YA , TÜRKİYE?
Ülkemizde sosyal güvenlik kurumlarının yaptığı harcamaların,
milli gelire oranı %11 gibi ihmal edilmeyecek bir seviyede
de olmasına rağmen, sistem yoksulluğu ve eşitsizliği çözmekten
, sosyal adalet sağlamaktan çok uzaktır. Türkiye, genç nüfusa
sahiptir ancak 2012 yılında, 64 yaş üstü nüfus, toplam nüfusun
%7'sine ulaşmaktadır. 2039 'da ise bu oranın, %14 seviyesine
gelmesi beklenmektedir.
Türkiye'nin 30-35 yıl sonra , gelişmiş ülkelerde görülen
çalışabilir nüfusun azalması sorunu ile karşılaşacağı tahmin
edilmektedir.Türkiye önümüzdeki aylarda, sosyal güvenlik sistemini
yeniden ele alacak tedbirleri tartışacaktır. IMF ile akdedilen
niyet mektubunun en önemli yapısal kriterleri arasında, sosyal
güvenlik reformu bulunmaktadır.
Şimdi yazının sonuna gelirken, dürüstçe kendi kendimize şu
soruyu soralım mı? Hangi işçi sendikası, kaç sivil toplum
örgütü , hangi araştırma kuruluşu, anası yavrusu hangi partiler
ve medya , kaç üniversite uleması, sosyal güvenlik üzerine
'doğru, dürüst' , 'ciddi mi ciddi' bir araştırma yaptı?
Reform paketi olarak önerilen tedbirleri hamaset yapmadan
yorumlayan, alternatifini de önüne koyan, meseleyi bu şekilde
politize eden bir çizgi izlenmeden koyulan tepkiler, maalesef
bir işe yaramamaktır. Konu böyle gelişince de, mesele, tek
taraflı bir kontrat olarak tanzim edilmektedir. Oysa sosyal
güvenlik , uzun vadeli bugünü ve yarını gözeterek yapılan
bir sözleşmedir. Devam edeceğiz efendim..
|