| Günümüz dünyasının hegemonu ABD, dünyayı kendi amaçları ve çıkarları doğrultusunda biçimlendiriliyor. Yalan gerekçelerle gerçekleştirilen Irak işgali, devam etmekte olan İran ve Suriye gerilimleri, tümüyle şekillendirilmeye çalışılan 'Geniş Orta Doğu'.
Türkiye, ABD' nin biçimlendirmeye çalıştığı bölgede bulunan bir ülkedir. AB- Kopenhag kriterlerini benimsemiş , laik yönetim niteliklerine sahip, müslüman, bir ülke olan Türkiye; 2. dünya savaşından sonra ABD endeksli politikalarla yönetildi. Türkiye ABD ilişkileri, çoğunlukla asker sivil bürokratik blok tarafından belirlendi.Türkiye , dış politikasının temel rotasını ABD'ye göre ayarladı.
Türkiye, 60 yıl boyunca ABD ile, afyon üretimi ve Kıbrıs çıkartması dışında ciddi bir problem yaşamadı. 90'lardan itibaren, Türkiye ile ABD'nin stratejik ortak olduğu dile getirildi. Ancak, stratejik ortaklığın ne olduğu, neleri kapsadığı, ne anlama geldiği 'pek' anlaşılamadı. Türkiye'de egemen erk, hep Amerikancıydı. ABD yanlısı iktidarlar, Türkiye'de gelişen anti amerikancılığı sürekli bastırdılar, bölgede de Amerikanın garantörlünü üstlenen role soyundular. 3 Mart tezkeresine kadar ilişkiler bu şekilde devam etti.
ABD'nin Irak savaşında işini kolaylaştıracak olan tezkerenin reddi, sadece Türkiye için değil, dünya tarihi açısından da, çok önemli bir gelişmeydi. Hegemonun siyasi gücünün sınırları olabileceğini, dünyaya gösteren bir ilk durumdu. ABD yönetimi şaşkınlık içindeydi, 60 yıldır 'ne dediyse yerine getiren Türkiye' artık karşısında yoktu. Üstelik TSK ile de bozuşmuşlardı. Askerler, yakın tarih boyunca ABD'ye ve NATO'ya hep bağlı kalmışlardı. TSK, ABD için en güvenilir kesimdi. Kürt meselesi iki tarafın arasını açmıştı. Tezkere sonrası gelen 'Türkiye bizden özür dilesin' açıklamaları, Türk subaylarının esir alınması, esirlerin kafasına geçirilen külahlı fotoğraflar vs, ilişkileri gerginleştirdi.
Bush'un 2. kez Başkan seçilmesinden sonra, özellikle İncirlik
üssünün kullanımı hususunda yaşananlar, ABD elçisi Edelman'ın
ilişkileri daha da bozan yaklaşımları, Suriye ile Türkiye
temaslarının ABD yönetimi tarafından onaylanmaması, Başbakan'ın
son ziyaretinin önemini artırdı. Zaman içinde, reel politikaya
göre davranılmasını savunanlar, hegemonla aranın bulunması
için gerçekçi olunması gerektiğini, ileri sürerek 'sağduyu'
ataklarına başladılar. Ataklar askeri kanadın en azından bir
bölümünde destek buldu. Bozulan ABD -TSK ilişkileri düzelme
eğilimine girdi. TSK; İncirlik üssünün kullanımına, AKP 'den
daha önce kabul verdi. ABD ile olan ilişkilerde AKP hükümeti,
TSK'nın gerisine düşmüştü. TSK- ABD ilişkileri tamir olmaya
başladı.AKP içtede de sıkışmıştı, tamir sırası AKP'ye gelmişti,
AKP'nin de islah edilmesi gerekiyordu. Türkiye'de gelişen
anti Amerikancılığı, egemen erk: hükümetiyle bürokrasisiyle
önlemeliydi. Halkın eğilimi ne olursa olsun, 'erk' ABD 'ye
yakın olmalıydı.
OVAL OFİSTEN YÖNETİLMEK
2. Bush yönetimi farklı sayılabilecek bir çizgi izlediği
görüntüsü vermeye çalışıyordu. AB ve Birleşmiş Milletlere
daha yakın olacağını hissettiriyordu. İran'a saldırmaktan
çok, Dünya Ticaret Örgütüne alınması ile karşılı ilişkilerin
yumuşamasına dönük yaklaşım, daha fazla öne çıkmaya başladı.
Aynı şey Suriye içinde geçerliydi. Suriye'yi içerden göçertmek,
ekonomik ve siyasi baskılarla yönetimi değiştirmek fikri daha
fazla benimseniyor görünüyordu. ABD; Suriye konusunda çok
fazla hassas olan Fransa ile anlaştı Türk hükümeti İran ve
Suriye'ye ilişkin gelişmeleri okuyamamakla suçlandı.
17 Aralık sonrasında AB ile pek çok pürüz yaşanmaya başlamıştı.
3 Mart tezkeresi sonrası Fransa ve Almanya'nın Türkiye'ye
sağladığı desteğin azalması, iki ülkede AB anayasasının reddedilmesi,
bazı AB ülkelerinde Türkiye karşıtı eğilimlerin iktidara yaklaşması,
Türkiye'nin hiçte kolay olamayacak olan AB yolculuğunun engebelerini
arttırıyordu. Kıbrıs ve Kürt sorunlarına, Ermeni tehciri ve
diğer azınlık hakları da ekleniyordu. AB; Türkiye'nin resmi
devlet kodlarını daha fazla değiştirmeye zorluyordu. AB 'de,
ABD'de can sıkıyordu.
Türkiye iki batıyla karşı karşıya kalan bir durumu yaşamaktadır.
Avrupa Birliğinde bir farklılık yaratmak veya Oval ofisle
ile karşı karşıya kalmak. Türkiye; AB' den uzaklaşmadan ve
tamamen oval ofisten yönetilmeden , bir pozisyonu sürdürebilir
mi? Türkiye; bu senaryoyu nasıl genişletebilir ve geliştirebilir?
Çıkarlarını gözeterek , kendi gücünü sınayacak durumda mıdır?
|