|
Güvenlik ve
savunma harcamaları Türkiye'de bilinmeyen alanların başında
gelir. Gizlilik, 'hizmete özellik' vardır, dolayısıyla veri
yetersizliği söz konusudur. Bu veriler NATO'ya iletilir ama
vatandaşa açıklanmaz. Bu nedenle, 15 yıl süren düşük
yoğunluklu savaşın maliyeti üzerine kesin bir yanıt
verilemez.
Az sayıda
yapılan çalışmalardan öğrenebildiğimize göre,Türkiye'nin
güvenlik bütçesinin %85'i Milli Savunma Bakanlığına, %15'ide
Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlığına ayrılmaktadır.MSB
bütçesinin %7'sini Bakanlık, %6 'sını Genelkurmay Başkanlığı,
%50'sini KKK, %22'sini HKK, %15'ni DKK harcamaktadır. Ulusal
gelirin %5'nin savunmaya ayrıldığı söylenmektedir , demek ki,
yaklaşık yılda 10 milyar dolar güvenliğe para harcanmaktadır.
Güvenlik bütçesinin %60'ı silah teçhizat dahil, tüm alımlara
ayrılmaktadır.
Harcamalar
bütçe içi ve dışı kaynaklardan sağlanmaktadır.Savunma Sanayi
Fonu bütçe dışı bir fondur. Fon kaynaklarından her yıl
ortalama 600 milyon dolar silah- teçhizat alımı yapılmaktadır.
SSDF'nin kurulduğundan bu yana 'hiç denetlenmediği' iddia
edilmektedir.Bizim devletimiz denetim özürlü bir devlettir ama
bu bölgeye hiç el değmemiştir.
HARCAMALARDA
ŞEFFAFLIK
Güvenlik
bürokrasinin gözetimi ve denetimi hakkında konuşmak ve soru
sormak tehlikelidir. Bu konuda siyasi-sivil denetim de söz
konusu değildir. Gerçek demokrasilerde tehdit algılamasını
siyaset yapar. Egemenlik ulus adına TBMM'nindir. Ancak,
ülkemizde atanmışlar güvenliğin sahibidirler. Soğuk savaş
döneminin ürünü, ABD patentli milli güvenlik anlayışı takip
edilir. Neyin tehdit oluşturup oluşturmadığına askerler karar
verirler, iç ve dış düşmanlarımızın listesini onlar
belirler.
Elbette,
güvenlik siyasasını tayin eden , dışarıdan denetlenmeyi ve
gözetimi de istemez. Dolayısıyla, harcamalarda şeffaflık,
hesap verilebilirlik, bilgilendirme, etkinlik söz konusu
olamaz. Olmayınca da, Lockheed skandalının, gladyosunun
hesabını veremeyen tek ülke olursunuz. Türkiye'de güvenlik
bürokrasisi kendisini siyasetin emrinde değil, rejimin emrinde
görür.Ülkemizde sorunun temelinde bunun olduğunu
anlaşılmaktadır.
TESEV EL ATTI
Artık,
güvenlik alanını siyasetin belirlediği bir yapıya taşımak
gerekiyor. Kapı yavaş yavaş aralanıyor. AB uyum paketleriyle
de önemli gelişmeler yaşandı. Geçen hafta konuya TESEV el
attı. Çevirisini yaptırdığı bir kitabın tanıtımı nedeniyle
düzenlediği bir konferansta, tarafları bir araya getirmeye
çalıştı. Kitap, 'güvenlik sektörünün parlamenter gözetimi'
başlığını taşıyor. Güvenlik sistemi nasıl reforme edilebilir,
hangi ilkelere göre denetim yapılabilir? Görev ve sorumluluk
alanları nasıl ayrıştırılabilir, hesap verilebilirlik hangi
tonda olmalı? gibi pek çok soruya yanıt vermeye çalışan, ülke
deneyimlerinden yola çıkılarak, parlamenterler için
hazırlanmış bir el kitabı.
NE YAPMALI,
NASIL YAPMALI?
Yasama ve
yürütmeye fikri sermaye niteliğindeki kitabın ilk baskısı,
Türkiye'nin de üyesi olduğu, Cenevre'deki Silahlı Kuvvetlerin
Demokratik Gözetimi Merkezi ve Parlamentolararası Birlik
tarafından, 2003 yılında yapılmış. Güvenlik ve tehdit
anlayışını değiştiği dünyamızda, soğuk savaş kalıntısı
kafaların nasıl değiştirilebileceğini anlatan yararlı bir
çalışma. Ne yapmalı, nasıl yapmalı? bunlara yanıt arıyor.
Kitabın ilk sayfasında şu cümle gözüme çarpıyor:' muhakemesiz
güç kendi ağırlığı altında ezilmeye mahkumdur'
Nazarı
dikkatinizi çekmeye çalıştım, iyi haftalar efendim.
|