| Herkes Orhan Pamuk yazıyor, her yerde Orhan Pamuk
konuşuluyor. Orhan Pamuk, sanırım kendisini de, oldukça
rahatsız eden boyutlarda medyada yer alıyor. Bizim bu haftaki
konumuz Orhan Pamuk değil. Köşemizin konuğu, iktisatçı ve
iktisat tarihçisi ağabey Şevket Pamuk.
Çok değerli bir bilim insanı olan Şevket Bey’i, öğrencilik
yıllarımdan itibaren izlerim. Şevket Pamuk, okunması,
dinlenmesi, takip edilmesi gereken bir bilimcidir. Kendisini,
70’lerin sonlarına doğru tanımaya başladık. 1978’ de,
Ankara’da SBF’ de başladığı öğretim üyeliğini, Boğaziçi
Üniversitesi ekonomi bölümünde sürdürüyor, aynı zamanda
üniversitenin Atatürk Enstitüsü Başkanlığını da
yürütüyor.Şevket Bey, geçen ay, sessiz sedasız, çok önemli bir
toplantı düzenledi. Avrupa İktisat Tarihçileri Derneği’nin iki
yılda bir yapılan kongresi, dönem başkanı olan Pamuk’ un
öncülüğünde ve çok yüksek bir katılımla İstanbul’da
yapıldı.
Bugün sizlere, Şevket Pamuk’ un, İktisat/İşletme ve Finans
dergisinin Ekim sayısında yayınlanan önemli bir yazısından
bahsetmek istiyorum. Yazı; ‘20. yüzyıl Türkiye’si için büyüme
ve bölüşüm endeksleri’ başlığını taşıyor. Çalıştığı alan,
yeterli verinin olmadığı, zor bir alan. Mevcut verilerle ve
ürettiği dizi ve göstergelerle, Cumhuriyet döneminin iktisadi
büyümesini ve gelir bölüşümünü inceliyor.
Şevket bey, Cumhuriyet dönemi bölüşüm ilişkilerini iki
göstergeyle değerlendiriyor. Birincisi; tarım sektörü ile
tarım-dışı kesim arasındaki farklara bakıyor. İkincisi;
tarım-dışı kesimde, emeğin payının nasıl geliştiğini
gözlemliyor. Cumhuriyet dönemini üç evreye ayırıyor. 1950’lere
kadar geçen süre, 1950-80 arası ve 80’lerden günümüze kadar
geçen dönemleri, iki gösterge yardımıyla karşılaştırıyor. Bir
köşe yazısının olanakları ölçüsünde, en azından ulaştığı
sonuçları, özetleyerek paylaşmak istiyorum.
SONUÇLAR 1- Bu iki gösterge , 20. yüzyıl boyunca
önemli paralellikler gösteriyor. Yani, tarım ile tarım-dışı
sektör arasındaki gelir farklılıkları ve tarım-dışı kesim
içindeki eşitsizlikler, zaman içinde birlikte yükseliyor,
birlikte düşüyor.
2- 1950’ ye kadarki dönemde, tarım ile tarım-dışı
kesimler arasında büyük farkların oluştuğu görülüyor.
Tarım-dışı kesimde de, ücretler ile emeğin payı düşük
seyrediyor. Bu dönemde, dünya bunalımının da etkisiyle, ülke
ölçeğindeki gelir eşitsizliklerinin yüksek olduğu
anlaşılıyor.
3- 1950-1980 sürecinde tarım ile tarım dışı kesim
arasındaki farklılıklar azalıyor ve kent ekonomisi içinde
emeğin payı yükseliyor. Ülke ölçeğinde gelir dağılımı daha
dengeli, daha eşit hale geliyor.
4- 1980 sonrasında ise; (1987-88 sonrasında
başlayan, Özal’ın populizm dalgasına denk düşen büyük
dalgalanma dışında) hem tarım ile tarım-dışı kesim arasındaki
farklar artma eğilimi gösteriyor. Hem de emeğin, kent
ekonomisi içindeki payı azalmaya başlıyor. İki temel gösterge
de, ülke ölçeğindeki eşitsizlikleri arttırıcı yönde hareket
ediyor.
5- Yüzyılın ilk yarısında, tarım-içi bölüşüm ve
tarım ile tarım-dışı kesimler arasındaki gelir farklılıkları
önem arz ediyor. İkinci Dünya Savaşı ve özellikle de 1980
sonrasında ise; emeğin tarımdan, tarım-dışı kesime kaymasıyla
birlikte, tarım-içi gelir farklılıkları önemini yitiriyor,
tarım-dışı kesim içindeki gelir farklılıkları, bölüşüm
tablosunda ağırlık kazanıyor.
6- Şevket Pamuk; İkinci Dünya Savaşı sonrası
başlayan çok partili, ithal ikameci dönemin, gelir bölüşümünün
Türkiye’de en dengeli geliştiği dönem olduğunu tespit ediyor.
Bu tespitle birlikte , gelir bölüşümünün siyasal rejimin
niteliği ile yakından ilişkili olduğunu vurguluyor. Tek parti
ve askeri rejim dönemlerinde ülke ölçeğinde eşitsizliklerin
arttığına, çok partili ve popülist politikaların izlendiği
dönemlerde ise , gelirin genellikle daha dengeli dağıldığına
işaret ediyor. Siyasetin, gelir bölüşümü sonuçları üzerinde
oldukça etkili olduğunun da altını çiziyor.
İşsiz nüfusumuz ortada , istikrarlı büyümeyi bir türlü
başaramadık, beklentiler çok yüksek, genç ve çoğunluğu kentte
yaşayan bir ülke olduk.
Tarımdan kente akım devam ediyor, gelir dağılımı ve
dengesiz bölüşüm sorunları üzerinde oturuyoruz.. Bu
sorunlarla, Avrupa Birliğ i tarama ve müzakerelerin başladığı
bir sürece giriyoruz. Geçen yüz yılı, ıskaladığımız da
anlaşılıyor. İstikrarsız büyüme ve dengesiz bölüşümle yüz
yüzeyiz.
21. yüz yılda, Nasıl bir büyüme? Nasıl bir bölüşüm ? Nasıl
bir Türkiye? Doğru yanıtlar bulmak durumundayız. |