Ömer
Madra:
Bugün AB’de, özellikle Fransa’dan Chirac’tan gelen ters
sesler, AB üyeliği konusunda Fransa’nın daha önce
söylediklerinin biraz farklı nitelikte söylemlerle
tamamlanması üzerine konuşacağız.
Ali
Bilge:
Aslında bir sene öncesine göre bir U dönüşü yaptığını
söyleyebiliriz.
ÖM:
Oradan kalkarak biraz da Edgar Morin’den bahsedeceğiz
galiba?
AB:
Evet. Fransız düşünür Edgar Morin’le Mayıs ayının sonuna
doğru yaptığımız bir söyleşiden bahsedeceğim, çünkü özellikle bugüne
ışık tutabilecek yorumlar, değerlendirmeler var.
ÖM:”Fransa
Türkiye ile görüşmeleri krize sokacak nitelikte açıklamalar
yaptı” diyor bugün Guardian’da Peter Preston,
yazısında.
AB:
Aslında Chirac’ın
son açıklamaları, Fransa’daki gelişmeler başka bir çağrışımda
da bulundurdu.
1919 yılında Sevr Anlaşması sırasında yayınlanan bir derleme kitabında
, İstanbul’da uzun yıllar yaşamış Pier Loti, Fransız
politikacılarının Osmanlı’ya, Anadolu’ya yönelik, ikircikli,
yanlışlar içeren, zigzaglar çizen, politikaları ve
en sonunda Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı ve Sevr’deki
tavırları nedeniyle, “yakında sevgili Fransa’mızın doğuda
ölümü gerçekleşecek.” diyor. Son bir yıl içerisinde Fransa’nın
Türkiye’ye
bakışındaki zigzaglar, U dönüşleri, bana bu kitabın
başlığını hatırlattı. O dönemde de, bu bağlamdaki gelişmeleri
Pier Loti;
“Fransa’mızın Doğu’daki Ölümü” diye nitelendirmiş,
derleme kitap çalışmasının ismini böyle koymuş.
Morin’e
gelince, biz sevgili arkadaşım Mukadder Yakupoğlu ile birlikte
yaptık söyleşiyi.
Burada sorgulamaya çalıştığımız hususlardan bir tanesi,
Avrupa’nın ve Fransa’nın Türkiye’ye bakışındaki olumsuzlukların
altında yatan temel etmenin neler olabileceği üzerineydi. 1980’lerin ortasında
yazdığı “Avrupa’yı Düşünmek” kitabından itibaren izlediğimiz
Edgar Morin, Osmanlı’nın ve Türkiye’nin bir Avrupa ülkesi
olduğu tezini işler ve hatta Osmanlı’nın, İstanbul’un
fethinden önceki süreçten itibaren de, Avrupalı bir ülke
olduğunu söyler. Avrupa’yı yönetenlerin özellikle 2.
Dünya Savaşı sonrası yetişen politik kuşağın, Avrupa’da ve
Fransa’da cehalet ölçüsünde ciddi tarih bilgisizliği
olduğunu söylüyor Edgar Morin. Bu bilgisizliğin bugünkü
politikacılara da
egemen olduğunu söylüyor, çünkü “Osmanlı’yı ve
Türkiye’nin
tarihini bilemezseniz Osmanlı’yı iyi
değerlendiremezseniz, Türkiye’yi de iyi değerlendirememiş
olursunuz”
diyor.
Avrupa’yı ve
Fransa’yı yönetenlerin ciddi bir tarihi bilgisizlik
içerisinde olduğunu ortaya koyuyor. Bu bilgisizliğin getirdiği
bir Hıristiyan yanılgısı içinde olmakla suçluyor
Avrupa’yı ve Fransa’yı yönetenleri.
“Bu görüş Ortaçağ için
doğrudur, ama modern Avrupa Hıristiyanlığın ötesine geçmiş bir
Avrupa’dır. Ayrıca bu tarih bilmezlik, Avrupa’nın Hıristiyan
olmayan bir mirasın külleri üzerinde doğduğunu ve Müslüman
dünyasından da yararlandığını görmezlikten gelir. Nitekim,
Avrupa’nın temel yapısında en önemli unsur, demokrasi ve
laikliktir, bu bağlamda meseleye bakmak lazım; Türkiye’yi ve
Osmanlı’yı sadece Viyana kapılarına dayanmış tarihle ele
almak, Kanuni döneminde yapılan anlaşmadan, 1789 devrimine
kadar süren,
Türkiye-Fransa ilişkisini anlamamak demektir. Kırım
Savaşı’nda Fransa-İngiltere-Türkiye ittifakını görmeyen tarih,
tek taraflı bir tarihtir” diyor. Bu bakış açısının, Türkiye’yi bugünün
Avrupa’sından dışlamaya iten refleksin temeline oturduğunu
söylüyor.
“Halbuki
Avrupa’nın gereksinimi demokrasi, laiklik ve dinsel
özgürlüktür. Bu temel üzerinde döner, Türkiye’nin bir Kürt
sorunu vardır, ama İngiltere’nin de İrlanda sorunu,
İspanya’nın bir Bask sorunu, Fransa’nın da bir Korsika sorunu
vardır. Bu sorunların barışçı yollardan çözülmesi esastır ama
polisiye ve militarist tedbirler Avrupa’da da
kullanılmıştır.”
Önemli
tezlerinden bir tanesi Avrupa’nın coğrafi sınırlar içerisinde
ele alınamayacağı üzerinedir. “Avrupa, eğer coğrafi sınırlar
içerisinde ele alınacak bir yaklaşım olsaydı, İrlanda’nın ve
İngiltere’nin Avrupa üyesi olması mümkün değildi. Avrupa bir
kültürel ve uygarlık tanımıdır. AB, iki ülkenin Fransa ve
Almanya’nın intihar savaşlarını önlemek üzere
gerçekleştirilmiştir” diyor. “Politik bir bütünlük
yaratılmadığı takdirde, yani ekonomik bir Avrupa olarak
kalınması, ciddi bir krize sebebiyet vermektedir. Avrupa bu
krizi yaşamaktadır ve Türkiye’de bu krizin ortasına
düşmüştür” diyor.
“Demokratik bir Avrupa’yı, tam olarak kuramadık,
olgunlaştırmadan da
referandumlara gittik ve şu anda tamamlanmamış bir
Avrupa projesi ile karşı karşıyayız ama bu ciddi kriz, yeni bir dinamizmi
geliştirecektir” diyor.
ÖM:
Bu noktada bir şey söylemek istiyorum, Guardian
gazetesinin sürekli köşe yazarlarından Peter Preston’ın yazısı
da benzeri şeyleri bu sefer günümüz noktasından ele alıyor.
“Onlara namus borcumuz var -Türkiye ve Ukrayna’nın AB’ye
başvurularını kastediyor- Fransa’da referandumun sonuçları
açıklandıktan sonra Tony Blair AB içindeki muhalif kanadın
ideolojik efendiliğine soyunmuştu ama bir de baktık ki hiçbir
şey değişmemiş, Bay Avrupa Barbados’a gitmiş –Blair orada
tatilde- Birliği kurtarmak için 6 ay değil 4 ayımız kalmış.
Oysa Hollanda ve Fransa referandumlarından sonra daha geniş,
daha büyük ve doğal olarak daha dinamik bir Avrupa idealini
söylemişti ama ikisine de namus borcumuz var ve sonbaharla
birlikte yağmurlar başlamaz onları terk edemeyiz. Lider miyiz
değil miyiz? Bu sorunun cevabını vermemiz lazım” diye de
bitirdiği bir yazısı var Preston’ın, aynı doğrultuda olduğu
söylenebilir Morin’le.
AB:
Bu kapsamda
sayılabilecek bir soru yönelttik kendisine. “Günümüz Avrupa’sının açık bir
ahlakı ve dinamik bir dini var mı?” diye sorduk, “olması
gereken o ama henüz yok” dedi. “Geçmişte dünyaya hakim olan
Avrupa şimdi barış ve rahatlık vahasında yaşamayı talep
ediyor. Bütün fetih kuramlarını terk etti ve 70’te biten
sömürgecilik Avrupa’yı akladı. Avrupa bugün için barış ve diğer
kültürlerle saygı ahlakını hedefliyor, Avrupa’dan çıkması
gereken ahlak, ama ne yazık ki gerçekleşmedi. Ama bu ahlak
Avrupa’nın açığa çıkmaya çalışan ahlakı.” Bir ahlak krizi
yaşandığını, bu krizin de önümüzdeki dönemde ilerlemeye ya da
gerilemeğe neden olacağını söylüyor. Mülakat sırasında Morin’e
özellikle Ermeni meselesinin Fransa’daki yansımasını da
sorduk. Nazilerin Yahudilere yaptıkları soykırımla, Ermeni
katliamı olarak nitelendirilen, yüz binlerce kişinin ölmesine
sebep olan olayları sorduk. Bu konuya yaklaşımı şöyle oldu:
“Bugünkü kuşağın bu sorumluluğu taşımak zorunda olmadığını
düşünüyorum” diyor.
Kendi
ülkesinden de
örnekler veriyor, Chirac’ın Vichy hükümetinin
yaptıklarından özür dilemesini; Papa’nın, Katolik Kilisesi’nin
yaptıkları için özür dilemesini ve bugünün Fransa’sında
kölelik ve sömürgecilik nedeniyle pişmanlığın belirtilmesi
üzerine yoğun talepler olduğunu, bu bağlamda da Naziler
tarafından gerçekleştirilen Yahudi soykırımı ile Ermeni
katliamı olarak nitelendirilen uygulamanın farklılığını,
Nazilerin Yahudileri sapkın bir ırk olarak gördüklerini, oysa
Ermeni olayında böyle bir doktrinin olmadığını söylüyor, ama 1
milyona yakın katliamın da geçiştirilecek bir durum olmadığını
ifade ediyor.
Moren
ayrıca , Nazizmin dayandığı ırkçı görüş ile Osmanlı’nın son
hükümetinin, İttihat ve Terakki hükümetinin uyguladığı
politikanın birbirine tam yaklaştırılamayacağını, soykırımla
katliam arasındaki eşiğin de gerçekten zor olduğunu, bu konuda
kurulacak komisyonun tarihsel ve kültürel çerçeveyi çizmesi
gerektiğini, bu
diyalogun başlamış olmasından dolayı da mutluluk duyduğunu
belirtiyor. Morin,
Türkiye’nin, laik ve islam ülkesi olarak Türkiye’nin AB
sürecinden dışlanmasının AB hareketine yapılacak en büyük
darbe olduğundan
hep söz etmiştir. Ayrıca, Balkanlar’da yüzyıllardır var olan
Müslüman nüfustan
söz eder ve şunu da dile getirir; “Gerçek Avrupa
düşüncesi
Doğu’dan, İslam’dan, Osmanlı’dan etkilenmiş
ve yararlanmıştır.” Avrupa’nın laikliğe giden yolda, Osmanlının
dinsel hoşgörüsünden yararlandığını ama dinsel hoşgörüyü
sağlayan Osmanlı’nın laikliği son derece geç kabul etmek
durumuna kaldığını, T.C. ile birlikte geçtiğini dile getirir. Avrupa
düşüncesinin bir sınırlar coğrafyası, bileşkesi olmadığını,
kültürler ve uygarlık bileşkesi olduğunu ve bu bağlamda da
Türkiye’nin dışlanmasının AB’ye ihanet olacağını
söyler.
ÖM:
Oldukça önemli ve etraflı bir analiz getiriyor fakat bu Fransa
ve Hollanda’daki referandumlardan önce yapılmış bir söyleşi.
Fransız düşünür Edgar Morin’in söylediklerinden de daha ağır
da bir duruma doğru dönüşüyor galiba?
AB:
Kendisiyle de sokaktaki adamı ve politikacıyı
konuşmuştuk, bunun gittikçe bir krize doğru gidebileceğini
belirtiyordu.
Anayasa
oylamasından olumsuz çıkması sonucunda doğabilecek ortamı
değerlendiriyordu. Avrupa’da yaklaşmakta olan bu büyük
krizden,
AB’nin nasıl kurtulabileceği hususunda sorularımıza
şöyle yanıt verdi:
“Şu
anda bir şeyler söylemek çok zor, ama insanlığın da yaşadığı
bir kriz var, geleceğin de Batı’nın çizgisinden çıkıp Doğu’ya,
Çin’e, Hindistan’a, Latin Amerika eksenlerine kayabileceği
dair bir izlenim ediniyoruz. Bugün genelleşmiş bir belirsizlik
dönemi yaşıyoruz hatta şok edici bir dinamizme varmamız
gerekiyor. Belirli bir zamanda, dinamizmin ekolojik
bozulmaya yol açarak gezegensel bilinç krizinin gerekliliğini
acil hale getireceğini düşünüyorum. İnsanlığın çözümünün daha
fazla, daha fazla üretim olmayıp daha nitelikli şeyler olacağı
bir döneme gireceğini düşünüyorum. Batı Avrupa ulusları artık
nicel gelişmeye yönelmeyip, yaşam sanatını geliştirmeyi
hedeflemelidirler. Akdeniz ülkelerinin Kuzey ülkelerinde
olmayan bir yaşam sanatına sahip olduklarını düşünüyorum. Ama
yaklaşmakta olan büyük krizden henüz nasıl kurtulabileceğimizi
bilmiyorum. Sonuçta çok kutupluluğun, Latin Amerika, Çin,
Avrupa ve büyük kütlesel bütünlüklerin barışı sağlayabilecek
bir şekilde, BM reformuyla birlikte bir dünya sistemi kurmayı
denemeleri gerektiğini düşünüyorum” diye
tamamlıyor.
ÖM:
Akdeniz’e özgü yaşama tarzının da, kültürünün de ön plana
atıldığı, getirildiği ilginç bir
konuşma.
AB: Edgar Morin,
Türkiye’nin çok yararlanması gereken bir düşünür, zaten özel
bir ilgisi de var , böylesine entelektüel portrenin
görüşlerini bize aktarmasının önemli olduğunu
düşünüyorum.
ÖM:
Siz de herhalde İktisat İşletme ve Finans dergisinde
değiniyorsunuz bu sayıda.
AB:
Evet, Açık Radyo’nun sitesinde yer
alıyor.
(29
Ağustos 2005 tarihinde Açık Radyo’da
yayınlanmıştır.)