Anasayfa  |  Site Haritası  |  Üyelik  |  İletişim
21 Ekim 2005
"Merhaba Kâinat"
 
Mesele Nedir?
Hayat Damarları
Hakkımızda
  About Açık Radyo
  Editörden
  Dinleyiciden
  Arşiv
  Linkler
Sponsorlarımız
Reklam-Sponsorluk
Ücretli Çalışan Kesimin AB'ye Bakışı
17/10/2005

Ömer Madra: AB ile ilgili nispeten pozitif bir değerlendirmeniz var galiba.

 

Ali Bilge: Önümüzdeki dönemde müzakere başlıkları içerisinde en önemli olanlardan bir tanesi de çalışan kesime ilişkin sendikal haklar, ILO standartlarına ilişkin pek çok hazım sorunu var Türkiye’nin. Çalışan cephede durum nasıl? Onların AB’ye bakışları nasıl? O çerçevede yapılan bir araştırma var, 20 Eylül tarihli bir ön değerlendirme raporu, DİSK’e bağlı Gıda-İş sendikası ile Roza Lüksemburg Vakfı tarafından gerçekleştirilen bir anket. Anketin başlığı “Ücretli Çalışanların Türkiye’nin AB Üyeliği Üzerine Düşünceleri”, Özgür Müftüoğlu ve Rana Çetin tarafından kaleme alınan bir ön değerlendirme raporu.

 

Avi Haligua: Bir rapor mu yoksa araştırmaya dayalı bir rapor mu?

 

AB: Araştırmaya dayalı bir ön değerlendirme raporu. Tüm veriler ve ayrıntılı değerlendirmeler de önümüzdeki günlerde bir kitap olarak yayımlanacakmış. Bu, araştırmadan çıkan verileri değerlendiren bir ön rapor. Örgütün (ILO) yaklaşımı da bu konuda son derece olumluydu, kendi aralarında bir komite kuruyorlar ve bu müzakere süreci içerisinde aktif rol almak istiyorlar. Bu çerçevede, bu çalışmaya bir göz atmakta fayda var diye düşünüyorum.

 

Aslında çıkan sonuçlar bizi yanıltmıyor; AB standartlarında sosyal hakların Türkiye’den daha ileri olduğundan kalkarak AB üyeliği bu kesimde, en çok tartışılan konu oluyor ve gerçekten AB üyeliği Türkiye açısından olumlu sonuçlar ortaya çıkaracağına inanların ve AB üyeliğini destekleyenlerin oranı burada yüksek; %44.4. Karşı olanların sayısı da %44.1, arada büyük fark yok bu anketin sonuçlarına göre. Aradaki %15’lik kesim de kararsızları oluşturuyor. AB üyeliğine olumlu bakanlar içerisinde yapılan sorgulamada gerekçelerine bakılmış, birinci sırada %92.5’la demokrasi ve insan hakları geliyor. “Neden olumlu bakıyorsunuz, Türkiye’ye faydası olacağını düşünüyorsunuz?” diye sorulduğunda, böyle bir sonuç çıkmış. Hemen arkasından yine büyük bir oranda sosyal hakların gelişmesine yönelik beklentiler var. Sırasıyla ekonomik gelişme, sendikal gelişmeye yönelik beklentiler izliyor. En temel sorunlardan biri olan işsizlik sorunun çözülmesi daha altta, %63.5, yoksulluğun azalması %60 düzeyinde kalıyor. Yani sosyal hakların gelişmesine yönelik beklentilerin yüksek olmasından dolayı olumlu baktıkları ortaya çıkıyor. En temel konu haklar. 17 Aralık kararı öncesinde yapılan pek çok çalışmada tepe noktasına ulaşmıştı Türk insanının AB’ye eğilimi. Anadolu’ya da çıktığınızda müzakere, çerçeve belgesi, vs. AB deyince, ilk önce hak diyor, ikincisi aş diyor, üçüncüsü iş diyor. Onu kendine de istemiyor, oğluna, topluma istiyor, öbür tarafta bir refah beklentisi içerisinde oluyor. Bu kesimde de karşı olanlarda dışa bağımlılığın artacak olması endişeleri hakim. İkinci sırada tarım olumsuz etkilenecek diye düşünüyorlar. Üçüncü sırada Kıbrıs’ın kaybedilmesi bir sorun diyorlar. Ekonminin ve sanayinin olumsuz etkileneceğini düşünenler de en son sıralarda. Yani karşı olanların en önemli gerekçesi ekonomik ve siyasi bağımlılığın artacağı doğrultusunda, bu ücretli çalışanlar üzerinde yapılan anket.

 

ÖM: Ama rapor genel olarak, toplumda AB tam üyeliğinin işçi hakları açısından pozitif gelişmelere yol açacağı yolundaki algının varlığına işaret ediyor.

 

AB: Evet.

 

Yine ankete dönersek, AB için olumlu düşünenlerde, sosyal hakların iyileşmesi, siyasal örgütlenme gibi konuların öne çıktığı görülmekte. Öte yandan AB üyeliğinin kendisini olumsuz yönde etkileyeceklerini düşünenlerin bir bölümü de, işini kaybetme düşüncesine sahip. Ama eninde sonunda, fazla oranlara boğmadan baktığımızda, ücretli çalışanlara yapılan bu ankette, haklarının kiyiye gideceğini düşünenlerin oranı daha fazla. Bu bağlamda bütün bu anketlerde çıkan bir sonuç var, “bu kadar olumlu katılalım diyorsunuz, ama Türkiye’nin AB’ye üye olarak alınacağına inanıyor musunuz tam üye olarak?” diye sorulduğunda, %60 küsuru tam üye olarak alınamayacağına inanıyor. Yani “tam üye olarak alınmasak bile, benim bu sürece katılmam benim haklarımı iyiye götürür” gibi bir sonuçla karşı karşıyayız. Nitekim genel anketlerde de Türkiye’nin AB’ye üyeliğini destekleyen, kimi zaman %70’lere varan bu oran içerisinde tam üye olarak olarak katılıp katılamayacağımız sorusuna daha düşük oranda bir inanç ve beklenti görülüyordu. Burada da çok fazla yanıltmıyor, bunu da bir şekilde değerlendirmek gerekiyor.

 

Eurobarometre’nin AB üyesi ve aday üyeler arasında yaptığı araştırmalarda, Türkiye’de yaşayanların, tüm diğer ülkelerden daha yüksek oranda geleceğe iyimser baktığı sonucu çıkmış. (%43) Ekim-Kasım 2004 tarihinde yaptığı bir araştırmaydı bu Eurobarometre’nin. Sonuçta bu anketler önümüzdeki dönemde her kesime ilişkin daha da ayrıntılı olarak yapılacak.

 

Türkiye’nin bugün en temel sorunlarından bir tanesi işsizlik sorunu ve en son yayımlanan hane halkı işgücü anketine dayalı rakamlar, Mayıs-Haziran-Temmuz dönemini kapsayan rakamlar da, tarım istihdamının mevsimsel nedenlerle artması nedeniyle bir miktar azalma olmasına karşın, hem işsizlik hem de işgücüne katılma oranı ciddi seviyelerde seyrediyor. Çalışan kesimlerle ilgili başlık bildiğim kadarıyla 2006 yılında müzakere edilmeye başlanacak, tüm işçi hakları, sendikal haklar, istihdam meseleleri uyumlaştırılmaya çalışılacak. Bu özellikle işveren açısından belirli hazım zorlukları getirebilir. Türkiye’de 3 sendikanın toplam üyesini bir araya getirdiğinizde ciddi bir rakam ifade etmiyor. 1980’de Türk-İş’in üyeliği 2.5 milyondu, şimdi üçünü toplasanız 1 milyon rakamına ulaşıyor. Sendikal hareket yöneticileri şu anda bu durumdan mutlu gözüküyorlar ve standartlarının, haklarının genişleyeceği doğrultusunda bir beklenti içerisindeler.

 

ÖM: Yani genel olarak, işçi kesiminden de, sendikalı kesimden de pozitif bir değerlendirme görülüyor.

 

Öte yandan da AB tartışmaları devam ederken, Ek Protokol karşıtlarından da bir bildiri yayımlanmış olduğunu da ekleyelim. Eski başbakanlardan Bülent Ecevit başkanlığında bir ulusal uzmanlar grubu varmış, bu grup da Ek Protokol’ün mecliste onaylanmaması için tüm milletvekillerine göndermek üzere bir bildiri hazırlamış durumdalar.

 

AB: Bu uzmanlar grubu kimlerden oluşuyormuş?

 

AH: Sayın Denktaş, Sayın Ecevit, Sayın Rahşan Ecevit ve kim olduğunu tanımadığımız üç kişi.

 

AB: Bir de bayan Denktaş herhalde?

 

AH: Bayan Denktaş fotoğrafta yok ama belki kadraja girmemiştir.

 

ÖM: Ve bazı emekli askerler galiba.

 

AB: CHP?

 

ÖM: Burada yok herhalde. Aslında sizin alanınıza bir müdahalede bulunmuş olduk, siz Terörle Mücadele Yüksek Kurulu gibi kuruluşları bulup çıkarıyorsunuz tarihin karanlık, tozlu sayfaları arasından, bu da “ulusal uzmanlar grubu” işte. Fotoğrafı da var, büyük bir kütüphanenin önünde.

 

AH: O Ecevit’in evi, bildiğimiz kütüphanesinin önünde.

 

ÖM: Orada hoş bir toplantı yapılmış.

 

AB: Yani CHP’nin fotoğrafta eksik kalması herhalde onları gücendirecektir, onlar da bir kurultay toplarlar bunun için, Recep Peker’i anabilirler mesela? CHP’ye baktığımda çok çeşitli Recep Peker portreleri görüyorum ve dostlara şunu söylüyorum; “herhalde bir takım kişilerin kemiklerini sızlatıyorsunuz, yani cumhuriyetin kurucusu parti olarak AB’ye giriş sürecinde müzakere çerçeve belgesini imzalayan ve bu süreci tamamlayan partinin, İslami kökenli hareketten evrile evrile gelen bir partiye bırakılmış olması çok büyük ayıbınız olsa gerek” dediğimde çok bozuluyorlar. Çünkü Batı projesi tümüyle CHP’ye hasredilmiş bir projedir ya, Batı’yı menzile koyan onlardır ya, bu konuda gerçekten en büyük hazımsızlığı CHP çekiyor.

 

ÖM: Altan Öymen de Radikal gazetesindeki yazısında etraflı bir şekilde bundan bahsedip,  asıl kendisine ait olan, başından beri geliştirmesinde büyük katkılarda bulunduğu Batı’ya dönük projenin, kendi adına da, Halk Partisi adına da yanlış bir imaj yaratarak, zarar verdiğini izah eden bir yazı yazmıştı hafta sonunda.

 

AB: Biz 17 Aralık’ta da konuşuyorduk, CHP Batı’cılığı ile bugünün Batı’cılığı, yani CHP’nin 1940’lardaki, 30’lardaki Batı anlayışı, Batı’ya bakışı ile günümüz bakışını bir türlü kavrayamadığını hep gündeme getirirdik, konuştuk. Mesele geldi koskoca müzakere süreci bir bekçi tartışmasına indirgendi, gerçekten acı, hiç iyi olmadı. CHP’nin yarası bu, gerçekten Batı’yı menzile koyan yaklaşım yitirilmiş vaziyette. Herkes bir Recep Peker zihniyeti içerisinde donanmış duruyor. Bence bu fotoğrafın içerisinde geri planda eski genel sekreter Recep Peker’in şöyle bir siluetinin belirmesinde fayda var.

 

ÖM: Belki de bu meseleyi “ulusal uzmanlar grubu”na havale ederek...

 

AB: Onun iç tüzüğüne bakmamız lazım! Nereden doğdu, nasıl doğdu, yani illegal örgütler doğup duruyor böyle, Gerçi demokratik örgütleşme özgürlüğümüz var, ama biraz bilelim yani bu ‘uzmanlar grubu’ ne zaman doğdu, ne yaptı?

 

ÖM: Ulusal olması önemli. Biz uzmanın ulusal olanını severiz!

 

AB: Olacak bunlar, her şeye alışacağız. ‘”Dünya Türk Olsun”u siz bilmiyorsunuz, bu ciddi incelenmesi gereken bir konu. Ben Ankara’da son 6 ayda pek çok yerde “Dünya Türk Olsun” görüyorum.

 

AH: İstanbul’da da var onlar, özellikle Anadolu yakasında ağırlıklı.

 

AB: Köprünün altlarında kurt resmi ve “Dünya Türk Olsun” yazısı var. Ben MHP’lilere sordum, “bu nedir?” diye. Onların da haberi yok.

 

ÖM: Belki şundan esinlenmiş olabilirler “Bir gün herkes Fenerbahçeli olacak” sloganı var ya.

 

 

(10 Ekim 2005 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.)

 


Yazıcı formatı Arkadaşına Gönder Yorum Yaz Başa Dön


Sinefil
15:35 - 16:30
Aynı Kategoriden

Aynı Yazardan