Ömer
Madra: AB ile ilgili
nispeten pozitif bir değerlendirmeniz var
galiba.
Ali
Bilge: Önümüzdeki
dönemde müzakere başlıkları içerisinde en önemli olanlardan
bir tanesi de çalışan kesime ilişkin sendikal haklar, ILO
standartlarına ilişkin pek çok hazım sorunu var Türkiye’nin.
Çalışan cephede durum nasıl? Onların AB’ye bakışları nasıl? O
çerçevede yapılan bir araştırma var, 20 Eylül tarihli bir ön
değerlendirme raporu, DİSK’e bağlı Gıda-İş sendikası ile Roza
Lüksemburg Vakfı tarafından gerçekleştirilen bir anket.
Anketin başlığı “Ücretli Çalışanların Türkiye’nin AB Üyeliği
Üzerine Düşünceleri”, Özgür Müftüoğlu ve Rana Çetin tarafından
kaleme alınan bir ön değerlendirme raporu.
Avi
Haligua: Bir rapor mu
yoksa araştırmaya dayalı bir rapor mu?
AB:
Araştırmaya dayalı bir ön değerlendirme raporu. Tüm veriler ve
ayrıntılı değerlendirmeler de önümüzdeki günlerde bir kitap
olarak yayımlanacakmış. Bu, araştırmadan çıkan verileri
değerlendiren bir ön rapor. Örgütün (ILO) yaklaşımı da bu
konuda son derece olumluydu, kendi aralarında bir komite
kuruyorlar ve bu müzakere süreci içerisinde aktif rol almak
istiyorlar. Bu çerçevede, bu çalışmaya bir göz atmakta fayda
var diye düşünüyorum.
Aslında çıkan
sonuçlar bizi yanıltmıyor; AB standartlarında sosyal hakların
Türkiye’den daha ileri olduğundan kalkarak AB üyeliği bu
kesimde, en çok tartışılan konu oluyor ve gerçekten AB üyeliği
Türkiye açısından olumlu sonuçlar ortaya çıkaracağına
inanların ve AB üyeliğini destekleyenlerin oranı burada
yüksek; %44.4. Karşı olanların sayısı da %44.1, arada büyük
fark yok bu anketin sonuçlarına göre. Aradaki %15’lik kesim de
kararsızları oluşturuyor. AB üyeliğine olumlu bakanlar
içerisinde yapılan sorgulamada gerekçelerine bakılmış, birinci
sırada %92.5’la demokrasi ve insan hakları geliyor. “Neden
olumlu bakıyorsunuz, Türkiye’ye faydası olacağını
düşünüyorsunuz?” diye sorulduğunda, böyle bir sonuç çıkmış.
Hemen arkasından yine büyük bir oranda sosyal hakların
gelişmesine yönelik beklentiler var. Sırasıyla ekonomik
gelişme, sendikal gelişmeye yönelik beklentiler izliyor. En
temel sorunlardan biri olan işsizlik sorunun çözülmesi daha
altta, %63.5, yoksulluğun azalması %60 düzeyinde kalıyor. Yani
sosyal hakların gelişmesine yönelik beklentilerin yüksek
olmasından dolayı olumlu baktıkları ortaya çıkıyor. En temel
konu haklar. 17 Aralık kararı öncesinde yapılan pek çok
çalışmada tepe noktasına ulaşmıştı Türk insanının AB’ye
eğilimi. Anadolu’ya da çıktığınızda müzakere, çerçeve belgesi,
vs. AB deyince, ilk önce hak diyor, ikincisi aş diyor,
üçüncüsü iş diyor. Onu kendine de istemiyor, oğluna, topluma
istiyor, öbür tarafta bir refah beklentisi içerisinde oluyor.
Bu kesimde de karşı olanlarda dışa bağımlılığın artacak olması
endişeleri hakim. İkinci sırada tarım olumsuz etkilenecek diye
düşünüyorlar. Üçüncü sırada Kıbrıs’ın kaybedilmesi bir sorun
diyorlar. Ekonminin ve sanayinin olumsuz etkileneceğini
düşünenler de en son sıralarda. Yani karşı olanların en önemli
gerekçesi ekonomik ve siyasi bağımlılığın artacağı
doğrultusunda, bu ücretli çalışanlar üzerinde yapılan anket.
ÖM: Ama
rapor genel olarak, toplumda AB tam üyeliğinin işçi hakları
açısından pozitif gelişmelere yol açacağı yolundaki algının
varlığına işaret ediyor.
AB:
Evet.
Yine ankete
dönersek, AB için olumlu düşünenlerde, sosyal hakların
iyileşmesi, siyasal örgütlenme gibi konuların öne çıktığı
görülmekte. Öte yandan AB üyeliğinin kendisini olumsuz yönde
etkileyeceklerini düşünenlerin bir bölümü de, işini kaybetme
düşüncesine sahip. Ama eninde sonunda, fazla oranlara boğmadan
baktığımızda, ücretli çalışanlara yapılan bu ankette,
haklarının kiyiye gideceğini düşünenlerin oranı daha fazla. Bu
bağlamda bütün bu anketlerde çıkan bir sonuç var, “bu kadar
olumlu katılalım diyorsunuz, ama Türkiye’nin AB’ye üye olarak
alınacağına inanıyor musunuz tam üye olarak?” diye
sorulduğunda, %60 küsuru tam üye olarak alınamayacağına
inanıyor. Yani “tam üye olarak alınmasak bile, benim bu sürece
katılmam benim haklarımı iyiye götürür” gibi bir sonuçla karşı
karşıyayız. Nitekim genel anketlerde de Türkiye’nin AB’ye
üyeliğini destekleyen, kimi zaman %70’lere varan bu oran
içerisinde tam üye olarak olarak katılıp katılamayacağımız
sorusuna daha düşük oranda bir inanç ve beklenti görülüyordu.
Burada da çok fazla yanıltmıyor, bunu da bir şekilde
değerlendirmek gerekiyor.
Eurobarometre’nin
AB üyesi ve aday üyeler arasında yaptığı araştırmalarda,
Türkiye’de yaşayanların, tüm diğer ülkelerden daha yüksek
oranda geleceğe iyimser baktığı sonucu çıkmış. (%43)
Ekim-Kasım 2004 tarihinde yaptığı bir araştırmaydı bu
Eurobarometre’nin. Sonuçta bu anketler önümüzdeki dönemde her
kesime ilişkin daha da ayrıntılı olarak
yapılacak.
Türkiye’nin
bugün en temel sorunlarından bir tanesi işsizlik sorunu ve en
son yayımlanan hane halkı işgücü anketine dayalı rakamlar,
Mayıs-Haziran-Temmuz dönemini kapsayan rakamlar da, tarım
istihdamının mevsimsel nedenlerle artması nedeniyle bir miktar
azalma olmasına karşın, hem işsizlik hem de işgücüne katılma
oranı ciddi seviyelerde seyrediyor. Çalışan kesimlerle ilgili
başlık bildiğim kadarıyla 2006 yılında müzakere edilmeye
başlanacak, tüm işçi hakları, sendikal haklar, istihdam
meseleleri uyumlaştırılmaya çalışılacak. Bu özellikle işveren
açısından belirli hazım zorlukları getirebilir. Türkiye’de 3
sendikanın toplam üyesini bir araya getirdiğinizde ciddi bir
rakam ifade etmiyor. 1980’de Türk-İş’in üyeliği 2.5 milyondu,
şimdi üçünü toplasanız 1 milyon rakamına ulaşıyor. Sendikal
hareket yöneticileri şu anda bu durumdan mutlu gözüküyorlar ve
standartlarının, haklarının genişleyeceği doğrultusunda bir
beklenti içerisindeler.
ÖM: Yani
genel olarak, işçi kesiminden de, sendikalı kesimden de
pozitif bir değerlendirme görülüyor.
Öte yandan da AB
tartışmaları devam ederken, Ek Protokol karşıtlarından da bir
bildiri yayımlanmış olduğunu da ekleyelim. Eski başbakanlardan
Bülent Ecevit başkanlığında bir ulusal uzmanlar grubu varmış,
bu grup da Ek Protokol’ün mecliste onaylanmaması için tüm
milletvekillerine göndermek üzere bir bildiri hazırlamış
durumdalar.
AB: Bu
uzmanlar grubu kimlerden oluşuyormuş?
AH: Sayın
Denktaş, Sayın Ecevit, Sayın Rahşan Ecevit ve kim olduğunu
tanımadığımız üç kişi.
AB: Bir de
bayan Denktaş herhalde?
AH: Bayan
Denktaş fotoğrafta yok ama belki kadraja
girmemiştir.
ÖM: Ve bazı
emekli askerler galiba.
AB:
CHP?
ÖM: Burada
yok herhalde. Aslında sizin alanınıza bir müdahalede bulunmuş
olduk, siz Terörle Mücadele Yüksek Kurulu gibi kuruluşları
bulup çıkarıyorsunuz tarihin karanlık, tozlu sayfaları
arasından, bu da “ulusal uzmanlar grubu” işte. Fotoğrafı da
var, büyük bir kütüphanenin önünde.
AH: O
Ecevit’in evi, bildiğimiz kütüphanesinin
önünde.
ÖM: Orada
hoş bir toplantı yapılmış.
AB: Yani
CHP’nin fotoğrafta eksik kalması herhalde onları
gücendirecektir, onlar da bir kurultay toplarlar bunun için,
Recep Peker’i anabilirler mesela? CHP’ye baktığımda çok
çeşitli Recep Peker portreleri görüyorum ve dostlara şunu
söylüyorum; “herhalde bir takım kişilerin kemiklerini
sızlatıyorsunuz, yani cumhuriyetin kurucusu parti olarak AB’ye
giriş sürecinde müzakere çerçeve belgesini imzalayan ve bu
süreci tamamlayan partinin, İslami kökenli hareketten evrile
evrile gelen bir partiye bırakılmış olması çok büyük ayıbınız
olsa gerek” dediğimde çok bozuluyorlar. Çünkü Batı projesi
tümüyle CHP’ye hasredilmiş bir projedir ya, Batı’yı menzile
koyan onlardır ya, bu konuda gerçekten en büyük hazımsızlığı
CHP çekiyor.
ÖM: Altan
Öymen de Radikal gazetesindeki yazısında etraflı bir
şekilde bundan bahsedip,
asıl kendisine ait olan, başından beri geliştirmesinde
büyük katkılarda bulunduğu Batı’ya dönük projenin, kendi adına
da, Halk Partisi adına da yanlış bir imaj yaratarak, zarar
verdiğini izah eden bir yazı yazmıştı hafta sonunda.
AB: Biz 17
Aralık’ta da konuşuyorduk, CHP Batı’cılığı ile bugünün
Batı’cılığı, yani CHP’nin 1940’lardaki, 30’lardaki Batı
anlayışı, Batı’ya bakışı ile günümüz bakışını bir türlü
kavrayamadığını hep gündeme getirirdik, konuştuk. Mesele geldi
koskoca müzakere süreci bir bekçi tartışmasına indirgendi,
gerçekten acı, hiç iyi olmadı. CHP’nin yarası bu, gerçekten
Batı’yı menzile koyan yaklaşım yitirilmiş vaziyette. Herkes
bir Recep Peker zihniyeti içerisinde donanmış duruyor. Bence
bu fotoğrafın içerisinde geri planda eski genel sekreter Recep
Peker’in şöyle bir siluetinin belirmesinde fayda
var.
ÖM: Belki
de bu meseleyi “ulusal uzmanlar grubu”na havale
ederek...
AB: Onun iç
tüzüğüne bakmamız lazım! Nereden doğdu, nasıl doğdu, yani
illegal örgütler doğup duruyor böyle, Gerçi demokratik
örgütleşme özgürlüğümüz var, ama biraz bilelim yani bu
‘uzmanlar grubu’ ne zaman doğdu, ne
yaptı?
ÖM: Ulusal
olması önemli. Biz uzmanın ulusal olanını
severiz!
AB: Olacak
bunlar, her şeye alışacağız. ‘”Dünya Türk Olsun”u siz
bilmiyorsunuz, bu ciddi incelenmesi gereken bir konu. Ben
Ankara’da son 6 ayda pek çok yerde “Dünya Türk Olsun”
görüyorum.
AH:
İstanbul’da da var onlar, özellikle Anadolu yakasında
ağırlıklı.
AB:
Köprünün altlarında kurt resmi ve “Dünya Türk Olsun” yazısı
var. Ben MHP’lilere sordum, “bu nedir?” diye. Onların da
haberi yok.
ÖM: Belki
şundan esinlenmiş olabilirler “Bir gün herkes Fenerbahçeli
olacak” sloganı var ya.
(10 Ekim 2005
tarihinde Açık Radyo’da
yayınlanmıştır.)