Anasayfa  |  Site Haritası  |  Üyelik  |  İletişim
17 Aralık 2005
"Merhaba Kâinat"
 
Mesele Nedir?
Hayat Damarları
Hakkımızda
  About Açık Radyo
  Editörden
  Dinleyiciden
  Arşiv
  Linkler
Sponsorlarımız
Reklam-Sponsorluk
Şemdinli’nin Geçmişle Bağı
Şemdinli, 10 Kasım 2005
22/11/2005

Ömer Madra: Bugün Açık Radyo’nun 11. yılının ilk gününde gayet karanlık olaylardan bahsetmek durumundayız. Meclis’in Şemdinli’ye el koyması durumuna ne diyorsunuz?

 

Ali Bilge: Bence Meclis’in Şemdinli’ye el koyması mutlaka ve mutlaka gerekli. Biliyorsunuz Susurluk meselesinde bu süreci epey geç yaşadık, ki Susurluk meselesi de çözülmüş değil. Bence Şemdinli’den hareketle, geçmişte üstü kapanan pek çok şeye de el atabilirler bu vesile ile. Çünkü biz sanki Susurluk tüm yönleriyle aydınlanmış, ortaya çıkarılmış ve yargılanmış gibi algılıyoruz, öyle bir şey yok.

 

ÖM: Susurluk’ta Meclis el koymuş muydu?

 

AB: Bir araştırma, soruşturma komisyonu hatırlıyorum ve onlar yüzlerce insanla görüştüler, ancak dönemin askeri bürokratları gelip ifade vermediler. O zamanki ilgili yasalar çerçevesi içinde, pek çok üst düzey Türk Silahlı Kuvvetleri personeli, Meclis komisyonlarında ifade vermeyi reddettiler. Ayrıca o dönemde, şimdi DYP Genel Başkanı olan Ağar’ın dokunulmazlığı hususu yine muallakta kalmıştı ve sadece 10-15 tane emniyet görevlisinin yargılanmasıyla sonuçlandığı iddia edilmekte.

 

ÖM: Hüküm giyen de bir tek Korkut Eken oldu yanlış hatırlamıyorsam.

 

AB: Susurluk’a baktığımızda, o günkü tabiriyle JİTEM bile -bugün Jandarma İstihbarat Teşkilatı deniliyor-, kayıtlı, antetli belgelerin ortaya konmasına karşın, yetkililer tarafından bugün varlığı bilinmesine rağmen, kabul edilmemiştir. Pek çok cinayetin sorumlusu, Hizbullah-JİTEM bağlantısı ortaya konmasına rağmen... Bugün artık kütüphanelerimizde bir kaç rafı oluşturan bu süreçlere ilişkin kitaplar, raporlar var. Şu anda elimde Kutlu Savaş raporu var.

 

ÖM: Kutlu Savaş, Başbakanlık Özel Müfettişi’nin raporu değil mi?

 

AB: Teftiş Kurulu başkanıydı ve dönemin başbakanı Mesut Yılmaz tarafından görevlendirildi ve bu rapor 97’de ortaya kondu.

 

ÖM: Bu raporun en azından bir kaç satırı da kamuoyuna da açıklanmamıştı.


AB: Ben de tam onu diyecektim; bir kaç satırı değil aslında, sayfalar var. Mesela 100. ve 104. sayfalar arası sansürlenmiştir. Aradan 8-9 yıl geçmiş, biz bu raporun tüm metnini bile bilmiyoruz, sansürlenmiş halde ortalıkta. Meclis Araştırma Komisyonu bunları da ele almak durumunda.

 

ÖM: Kutlu Savaş raporunun tamamı bile bilinmiyor, oldukça da önemli iddialara yer veriliyordu.

 

AB: Elimdeki raporun da 77. ve 81. sayfası sansürlendiğinden, Başbakanlık tarafından ortaya konan, Başbakan’ın görevlendirdiği kişi tarafından yapılan değerlendirmenin tamamını bile bilmiyoruz. Dolayısıyla bugün Şemdinli’de meselesinin üzerine gidilecekse, bunun geçmişe, Susurluk ve daha öncesine kadar gitmesi gerekiyor. Biz bu ülkede, 1952’de  Özel Harp Dairesi, Gladyo’nun kurulduğunu biliyoruz, bunu darbeler, gizli servisler, 1970’lerdeki olaylar, 1 Mayıs’lar, “düşük yoğunluklu savaş”, narkotik ticaret yapan devlet görevlileri, devlet organları izledi. Bu süreci ne kadar ortaya çıkarttık ki?

 

Avi Haligua: Bugün Yeni Şafak’ta başlayan bir yazı dizisini de haber vereyim; “Hindistan’dan Magrip’e kadar uzanan islam dünyasını Osmanlı etrafından birleştirmeyi amaçlayan teşkilat, sıradan bir ajanlar topluluğu değil bir idealistler ordusuydu.”

 

ÖM: Teşkilat-ı Mahsusa’yı, dizi yapıyor gazete.

 

AH: Böyle bir idealistler ordusundan da bahsediliyor tekrardan.

 

AB: Ali Şükrü Bey’in Topal Osman Ağa tarafından öldürülmesinden bu yana, devlet mekanizmamız içerisinde aydınlanmamış pek çok olay vardır. 1990’lı yıllarda, özellikle soğuk savaşın bitiminden sonra, hem bir taraftan savaş devam etti hem de Türkiye narko-ticarette Avrupa’da çok önemli bir mevzi elde etti. Bu narko-ticaretle bütünleşmiş devlet görevlileri ve devlet organları, her şey gözümüzün önünde cereyan etti. Ayrıca bununla birlikte bir Kürt sorunu ve savaş yaşandı ve 90’lı yıllardaki iktidarlar büyük bir enkaz bırakarak tasfiye oldular. Aktörlerin büyük bir bölümü ortada, pek çok cinayet aydınlanmamış, derinlemesine incelenmemiş vaziyette.

 

Şemdinli, öncelikle, bıraktığı kanıtları itibariyle Susurluk’tan daha net gözüküyor. Meseleye bu bağlamda yaklaşmak gerektiğine inanıyorum, eğer bu Meclis bir şey araştıracaksa, geçmişle olan bağlantıları kurmaksızın meselenin üzerine gitmemeli. Çünkü zaten geçmişte bu konular üzerine yeterince gidilemedi. O zamanki dönemin subayları, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin orgeneralleri soruşturmalarda ifade vermediler, ama şu anda batık listesindeki bankalarda yönetim kurulu üyesi oldular. Türkiye’de, önümüzdeki dönemde Şemdinli meselesinde derinleşilecekse olaya bu çerçevede bakmak lazım, bu bakış açısı içerisinde olmak lazım. Bu meseleyi lokalize etmeden, ve geçmişten bağını koparmadan yaklaşmak lazım. Öyle bir eğilim olabilir, hatta hatırlarsanız 2002 Kasım seçimleri sonrasında, AKP iktidarından zaman zaman beklenen şeyler de bunlardı, bunları da dile getirdiği zamanlar olmuştu, ama bugüne kadar ne geçmişe ilişkin, Susurluk sürecine ilişkin geriye dönük önemli bir şey yapılmadı. Tek parti iktidarı, güçlü bir iktidar, bunlara el atabilirdi, üstelik içlerinde faili meçhul cinayetler konusunda önemli araştırmalar yapmış, geçmiş dönem milletvekilleri de var, AKP bu konularda deneyimli idi ve beklenti o noktadaydı. Bugüne kadar böyle bir girişimde bulunulmadı, hatta Çakıcı-Yargıtay-MİT meselesi bile Meclis’e getirilmedi hatırlarsanız. O yüzden bu önemli bir fırsattır, Meclis bu meseleyi ele almak zorunda.

 

ÖM: 1977’deki “Kanlı Pazar” diye adlandırılan olay da karanlıklar içinde ve hiçbir zaman açığa çıkmadan kaldı değil mi?

 

AB: 1 Mayıs da var, daha öncesinde pek çok olay var, bizim tarihimiz böyle aydınlanmamış, karanlık olaylarla dolu. Mesela Özel Harp Dairesi pek çok insan tarafından gündeme getirilmiştir, pek çok kitaplar da yazılmıştır. Pek çok ülkenin soğuk savaş sonrasını hatırlıyorum; Fransa’da, Belçika’da, Hollanda’da, İtalya’da gladyolar yargılandı, ama Türkiye’de böyle bir şey olmadı. Bir çok kitap yazıldı ama hiçbir zaman ortaya çıkarılmadı. Başbakanlar bile ifade etti, Bülent Ecevit’e suikast, 1 Mayıs olayları, bir yığın olay var, tarihimiz bunlarla dolu.

 

ÖM: 1997’deki Susurluk’la 2005 Şemdinli olaylarında ortak bir unsur olarak JİTEM’in adı geçiyor ve geçmişten bu yana tartışılıyor. Hükümetin bu konuda herhalde net bir açıklama yapmasına ihtiyaç var, Meclis Başkanı Bülent Arınç’ın da söylediği gibi: “Kendisine nasıl bir görev yüklenmiş? Yasadışı oluşumlarla bağlantısı kesilip atılabilmiş midir, yoksa bu bağlantı eskiden bu yana yok mudur?” Resmi kişilerin olayların içinde olduğunu ve şu ana kadar elde edilen bilgilerin de bu izlenimi verdiğini, reddedilemeyecek işaretler olduğunu, medyanın, iktidarın muhalefetin ve TSK’nın doğru bir tavır içinde olduğunu söylüyor. Şimdi siz bu veriler ışığında, olayın nereye doğru evrileceğini düşünüyorsunuz?

 

AB: Burada dikkati çeken hususlardan bir tanesi de şu; Genelkurmay Başkanı’nın, Kara Kuvvetleri Komutanı’nın ve Jandarma Komutanı’nın yanıtını biraraya getirdiğinizde bir bütünlük sağlayamıyorsunuz. Yani buraya dikkat çekmek lazım, burada bir sorun var.

 

ÖM: Nasıl? Biraz açar mısınız?

 

AB: Genelkurmay Başkanı meselenin araştırılmasından yana, “Araştırma bitmeden ne korurum ne de ‘var’ derim. Soruşturmanın sonuna bakacağım ve sonuna kadar gitmesini istiyorum” diyor. Kara Kuvvetleri Komutanı, “Ben ihtimal vermiyorum, yanımda da çalışmıştı” diyor.

 

AH: “İyi çocuk” da diyor.

 

AB: Öbürleri “lokalize bir şeydir” diyor. Bu üç ifadeyi dikkatlice izlemek, görmek ve analiz etmek gerekiyor. Bence burada bir çatışma var. Silahlı Kuvvetler’in içerisinde de son zamanlarda, Genelkurmay Başkanı’nın üzerine gidiliyor. Bir grup, Genelkurmay Başkanı’nı uzun bir süredir topa tutuyor, siyasi islam hareketiyle özdeş tutanlara kadar ulaşabiliyor.

 

AH: “AKP’nin cumhurbaşkanı adayı” da diyorlar.

 

AB: Basının bir bölümünde de Genelkurmay Başkanı’na karşı bir cephe alınmış; sicili çıkarılıyor; “Zamanında şuradaydı, buradaydı.. Vakit’i, Akit’i dava etmeyen tek generaldi” deniyor. Burada Genelkurmay Başkanı’nın diğerleri arasında farklı bir açıklaması var, bunu bir kenara koymak lazım. Bu aynı zamanda bir tasfiye sürecine adım mı oluşturacak bilmiyoruz.

 

ÖM: Bir de “iyi çocuk” denen Ali Kaya’ya ait araçta bulunan ajandadan, Ali Kaya’nın doğrudan Jandarma Genel Komutanlığı’na bağlı çalıştığı da belgelerle öğrenilmiş durumda.

 

AB: Zaten o bagajdaki çantalarda ortaya çıkan belgeler çok net gösteriyor. Burada yapılması gereken nedir? Bu ilgili kişilerin, orada hâlâ komutan olarak duran kişilerin, soruşturmanın selameti açısından açığa alınmaları gerekmez mi? Mesela Jandarma Genel Komutanı niye istifa etmez? Bide böyle bir müessese yok.

 

AH: Yakalanan jandarmalar bile iki gün sonra savcılığa çıkarıldılar ve iki gün neredeydiler bilmiyoruz.

 

AB: Bunları sorgulamamız lazım. Bunun sorumluları neden demokrasinin işleyiş biçiminde gösterilmesi gereken tavrı göstermezler? Bırakın bunu, Meclis’e gelip ifade vermedi dönemin Jandarma Komutanı Teoman Koman. Bence bu üç açıklamayı önümüzdeki günlerde göreceğiz gibi geliyor, benim açımdan bu dikkat çekiciydi.

 

ÖM: Yani gerek Meclis Başkanı, gerekse Başbakan, gerekse de Muhalefet Partisi Genel Başkanı...

 

AH: Gerekse de Hakkari’nin tek tek milletvekilleri...

 

ÖM: Hepsi Meclis’in bu meseleye el koyup derinlemesine araştıracağını ve ardından ne çıkarsa çıksın mutlaka soruşturmanın tamamlanacağını ve ortaya suç çıkarsa cezalandırılacağını söylüyorlar. Öte yandan da soruşturmanın derinleştirilmeden tıkanması ihtimalinden de sık sık söz ediliyor her tarafta. Burada ciddi bir yol ayrımı var. Mesela, Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu’nun da aralarında olduğu pek çok kişinin, resmi sıfat da taşıyan ya da belli görevleri olan kişilerin de söyledikleri, bu sürecin tıkanması ihtimalinin olduğu. Çünkü olay yeri incelenmesi tamamlanmamış ve polis bölgesinde yaşanan bir saldırının araştırmasını da zan altındaki jandarmanın yürüttüğü gibi, hukuki açıdan savunulması son derece güç bir durumdan bahsediliyor. Yani maddi deliller jandarma laboratuvarında inceleniyor, bu da soruşturmaya gölge düşüren önemli hususlardan biri. Dolayısıyla tam da ümit için sebepler var gibi gözüküyor.


AB: Tabii o kadar gün geçti üstünden, iki mülkiye müfettişi görevlendirildi. Geçmişteki komisyonların derdi de oydu; Meclis komisyonu, bürokrasiden, devlet aygıtından destek alarak bu çalışmaları sürdürüyordu ve o zaman destek alamadıklarını söylüyorlardı o zaman görüştüğümüz komisyon üyeleri. Yani bu işte AKP hükümeti ya da Parlamento’nun diğer kanadı samimi ise, güçlü bir şekilde el koyduğunda çok daha farklı, daha bağımsız ve daha güvenilir kurullarla ve komisyonlarla ve gruplarla bunlar soruşturulabilir. Geömişte milletvekilleri “biz çalıştıramıyoruz, raportör bulamıyoruz, bizim komisyonda çalışacak adam bulamıyoruz” derlerdi. Bunlar bilinen şeyler, o yüzden bugün delillerin karartılması mümkündür, bugün zaten pek çok şey de karartılmış bile olabilir ama böyle bir eğilim var, yani Parlamento’nun içerisindeki partiler, hükümet, Meclis, ilgili herkes şu anda bu konunun soruşturmasından, daha derinleştirilmesinden yana. Madem böyle bir eğilim var, biz bunlara biraz geriye dönük bağlantılarla olaya bakmalarını tavsiye edelim.

 

ÖM: Medyanın, genel olarak meselenin üzerine giderek görevini yapmakta olduğu görülüyor diyebiliriz sanıyorum.

 

AB: Sürdürülebilir kılması gerekir.

 

ÖM: Mesele orada zaten.

 

AH: Şimdiden başladı.

 

ÖM: Tıkanma endişesi, çözüm beklentisinin önüne geçecek mi geçmeyecek mi meselesi var. Özellikle bu bölgede yaşayan insanların ve hepimizin çok iyi bildiği bir şey var, ama bütün dünyada da geçerli olduğunu söyleyebiliriz; zaman faktörü aleyhte çalışıyor bu hakikatlerin aydınlatılmasında; çünkü yargı baskı altına alınabiliyor ve bir de halkımızın, hepimizin belleği de bir hayli zayıf tabii.

 

AB: Tabii burada rol medyanındır, medya hafızayı kaybettirebiliyor. Susurluk’ta da hatırlarsınız geçen sene en son bıraktığımız yer şuydu; Çatlı’nın sır çantası mahkemeye verilmişti. O dava sanıyorum bu ay içerisinde sonuçlanacak.

 

ÖM: 8 sene sonra!

 

AB: O çantada ne vardı onları da bilmiyoruz. Yani bu duyarlılığı sürdürmemiz gerekiyor, ortalıkta kıyamet kopması gerekir, kıyametin lokalize olmaması lazım, daha da genişlemesi lazım, Parlamento sanıyorum bu hafta içerisinde genel görüşme yapacak.

 

ÖM: Evet Salı günü, yarın yani.

 

AB: Komisyon kurulması kararı alınacak, ona göre kurulacak ama bu arada “atı alan Üsküdar’ı geçmiş olabilir” tabii.

 

ÖM: Evet, böyle bir tehlike var, insan hakları inceleme komisyonu Çarşamba, yani öbür gün bölgeye gidip incelemeler yapacakmış. Tabii bu arada hem davacı hem zanlı olarak da Jandarma’nın işin içinde olduğu tuhaf bir çelişkili durum var ortada. Yargı organının da bağımsızlığının ne kadar olduğu konusunda çok ciddi bir tartışma var.

 

AB: Bir farkı şu; 1990’lı yıllarda, Susurluk olayı sırasında Türkiye’nin Avrupa uyum yasaları filan yoktu, bugün daha farklı bir iklim var o anlamda. Gerçi uygulamada sorunlar var, gecikme var, ama iklim bu anlamda daha farklı.

 

ÖM: Türkiye de biraz daha farklı tabii, yalnız Avrupa ile bağlantılı olarak değil, bağımsız olarak da sivil kesimlerden çok farklı tepkiler geliyor.

 

AB: O yüzden bu konunun üzerine gidilip sonuç alındığında demokrasi kalitesinde bir sıçrama sağlanabilir.

 

ÖM: Tersi olursa da gerileriz.

 

 

(14 Kasım 2005 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.)

 


Yazıcı formatı Arkadaşına Gönder Yorum Yaz Başa Dön


Birinci Tekil Şahıs
14:00 - 15:00
 
Aynı Kategoriden

Aynı Yazardan