Ömer
Madra:
Bu hafta petrol ve enerji konusuna, ama biraz
başka bir yönü ile bakalım
demiştik.
Ali
Bilge:
2004 yılında Meclis’te akaryakıt kaçakçılığını
araştırmak üzere bir araştırma komisyonu
kurulmuştu. Komisyon çalışmalarını 2005
yılının yaz aylarında tamamladı ve Temmuz gibi
rapor Meclis Başkanlığı’na sunuldu.
Sunulan bu
raporun Genel Kurul’da
görüşülmesi de sanıyorum
yıl sonunda Aralık ayında ya da 2006 Ocak’ta
oldu.
Bu rapor pek çok şey ortaya konuyordu. Çok
dikkat çeken hususlar vardı, ama o kadar çok
gündeme getirmesi gereken konu var ki bir türlü
kısmet olmadı. Geçtiğimiz günlerde petrol ürünleri
sanayicilerinin yıllık olarak yayımladığı bir
rapor ve oradaki bilgiler de önüme gelince,
ikisini birlikte ele almak gerekliliği doğdu diye
düşündüm. Burada çarpıcı olan şu; son 3 yılda
Türkiye, -malum dün Başbakan da söyledi-, yüksek
oranlarda büyüme performansı gösteren bir ülke
konumunda. Büyümesi sürekli olan bir ülkenin ,
enerji
tüketiminin de , petrol ürünleri tüketimin
de
ciddi olarak artması gerekir. Ancak
rakamlar bunu böyle
söylemiyor.
ÖM:
Nasıl?
AB:
Toplam akaryakıt pazarındaki görünüm şöyle;
akaryakıttan kastımız, bezin, motorin, gazyağı,
kalorifer yakıtı, fueloil madeni
yağlar. 2005 yılı rakamlarına baktığımızda,
Türkiye’deki toplam akaryakıt tüketiminde %3.1
azalma görülüyor bu kadar ekonomik büyüme
performansına karşın daha az tüketmiş
görünüyoruz. . Mesela 2004
yılında 18.1 milyon ton t akaryakıt tüketmişiz. Bu
Pazar, 2005’te 17.5 milyon tona gerilemiş, resmi
kayıtlar bunlar, bilinen
kayıtlar.
ÖM:
Söz konusu büyüme rakamları, sürekli artış
gösteren rakamlarıyla kıyaslandığında imkânsız bir
durum. Çünkü enerjisiz büyüme
düşünülemez.
Avi
Haligua:
Ya da yolunu bulmuşsak çok
başarılı.
AB:
Rakamları incelediğimizde manzara böyle, şimdiden
söyleyelim, Türkiye’nin tükettiği ve kayıtlarda
olmayan %15-20’lik kaçak akaryakıt girişi olduğu
iddia ediliyor..
ÖM:
Çok yüksek.
AB:
Evet, %15-20 arasında kaçak olduğunu Meclis
Komisyonu
söylüyor. Bu pazarın 6-8 milyar
dolar civarında olduğunu söylemek mümkün. Bu kaçak
giriş 3 milyar dolar civarında özel tüketim
vergisi kaybına sebebiyet veriyor. Yıllık kaçak
akaryakıtın 2,5 milyon ton olduğu hesaplanıyor.
ÖM:
Bunlar çok dikkate değer
rakamlar.
AB:
Kesinlikle. Türkiye ekonomisinde bir büyüme
performansı varsa, bunun akaryakıt pazarındaki,
tüketimindeki rakamlara yansımış olması gerekiyor,
bu yansımıyor, bunun sebebinin de, akaryakıt
kaçakçılığının ulaştığı boyut olduğu
anlaşılıyor.
Başka türlü açıklamak mümkün değil. Bir de
şöyle bir tuhaf durum var; toplam pazar dolar ya
da YTL karşılığı olarak da
baktığımızda büyüyor; mesela, 2004
yılında bütün akaryakıt
pazarı 30 milyar YTL, yani eski birimle 30
katrilyon TL. 2005 yılında bu hacim
37.4 milyar YTL’ye ulaşmış. Para cinsinden bir
artış var, bu nasıl
oluyor? Bunun sebebi de şu; birincisi akaryakıt
tüketiminden alınan ÖTV’de, bir
evvelki yıla göre artış yapıldı, ikincisi petrol
fiyatlarındaki artış. Bu yüzden sektörün tüketim
miktarı resmi rakamlara göre azalmasına
karşın, parasal hacminde büyüme var. Çünkü bizim
devletimizin vergi gelirlerinin temel
dayanağı olan iki vergi var, bunlar ÖTV ve
KDV’dir
malumunuz. Burada devlet, akaryakıt
tüketimden vergi gelirlerinin (ÖTV’den) %18’ini
karşılıyor. Türkiye, AB
ülkeleri içerisinde, benzine en fazla vergi
yüklemiş olan ülke, motorinde de 2. ülke, zaten
akaryakıt ürünlerinin fiyatının %66’sı vergi. Bu
vergi oranının artması, petrol fiyatlarının son 3
yıl içerisinde artışı, pazarın büyümesini
getirmiş, ama pazar, resmi kayıtlarda tüketim
miktarları olarak azalmış gözüküyor.
ÖM:
İzaha muhtaç pek çok yönü olan bir durumla karşı
karşıyayız. Meclis’in bunu geç görüşmüş olduğu
anlaşılıyor sizin de ifade ettiğiniz üzere. Bu
konuda ne yapmayı düşünüyorlar? Çok yüksek,
astronomik diyebileceğimiz kayıplardan
bahsediyorsunuz, raporda öyle
bahsediliyor?
AB:
Hatırlar mısınız, bir süre önce Başbakan
Erdoğan’ın, “akaryakıt kaçaklığında öyle şirketler
ve isimler var ki, açıklasam dudağınız uçuklar”
gibi bir açıklaması olmuştu.
Bu
komisyon raporu ekleriyle birlikte on binlerce
sayfayı buluyormuş. Sektörün kayıt altına alınması
için
bir şeyler yapılmaya çalışılıyor, ama bu
“işimiz de”
uyuşturucu ticaretinin örgütlenmesine
benzer
gibi gözüküyor.
ÖM:
Benzetmek gibi olmasın.
AB:
Evet. Vatanımızın sınırları bu ticarete vaziyet
ediyor, özellikle Güneydoğu’da. Bu işlerin Kuzey
Irak’la
ilişkisi çok önemli. İddia ediliyor ki;
geçen yıllarda, Barzani ve Talabani’ye, yıl
başına
500 milyon dolar bu şekilde kaynak
aktarıldı. Araştırma Komisyonu’nun raporunun
görüşüldüğü Genel Kurul tutanaklarında bunlar
anlatılıyor.
ÖM:
Yani Irak’ın kuzeyindeki Kürdistan
bölgesine.
AB:
Evet, yine benzetmek gibi olmasın, “uyuşturucu
ticaretine benzer” sınır
gelişmeleri söz konusu. Elbette burada da
çeteleşmeler söz konusu. Bu büyüklükte bir kayıt
dışılık hem biliniyor hem de çözümlenemiyorsa,
bilin ki burada Susurluk benzeri yapılar var
demektir. Kaçak akaryakıt pazarının 8 milyar dolar
olduğunu, 3 milyar dolar vergi kaybına sebebiyet
verdiğini söyleyip el atamıyorsanız, devlet içine
ciddi göz atmanız gerekir. Bu büyüklükteki bir
organizasyon, içeriden hiç desteksiz olacak bir
organizasyon değil. Bu kaçakçılığın içinde %20’si
karayolu ile %80’i de denizyolu ile oluyormuş.
%60’ı da Marmara’da, yani İstanbul
denizlerinde oluyormuş , gemiden gemiye
aktarımlarla. İşin tamamı kaçak ancak oldukça
ortada yapılıyor.
ÖM:
İlginç.
AB:
Son aylarda yaptığım seyahatlerde, gezdiğim tüm
bölgelerde biyodizel diye bir ürünün çıktığını
ve ilanlarını gördüm, bu bildiğimiz, gördüğümüz
akaryakıt istasyonları dışında da içinde de
satılıyor. Karadeniz’e gitmiştim, her kasabadan
geçişte ilanları fark ediyorsunuz, “ucuz yakıt,
biyodizel” vs. “Bu nedir,
öbürleri ile farkı nedir?” diye sordum. Bu ürün
tarımsal yağlı tohumculuktan elde edilen bir takım
katkı maddeleriyle, ham yakıtların, ham petrolün
birleştirilmesi ya da içine rafine edilmiş benzin
katılmasıyla elde edilen, motorine karşılık gelen
bir ürünmüş. Bu ürün için lisans falan
almıyorsunuz, ama gazetelerde bayilik ilanları
verebilecek derecede geniş bir ağ
örgütleyebiliyorsunuz. Sadece ve sadece
biyodiselden vergi kaybınız 400
trilyon TL . Yani biyodizel denilen alan, -ki bu
alanın lisansa bağlanması gerekiyor ve
bağlanmıyor-, yasa dışı olarak ÖTV’siz, vergisiz
çalışıyor.
Bu
tür tesislerin kurulum masrafları da çok düşükmüş,
bir kaç milyon YTL’ye kurulabilecek derecedeymiş .
Lisansız, standart dışı, kalitesiz
biyodizellerin
yarattığı çevre
koşulları tahribatı da bilinmiyor. AB
standartlarında üretme
imkânı var. Bunlar bir türlü lisans altına
alınamıyor. Bağımsız enerji kurulumuz var ya,
EPDK, buna bakıyor. Sektör temsilcilerinin
açıklamalarına,
Parlamento’nun araştırma
komisyonu raporlarına karşın
ilerleme kaydedilemiyor. Ciddi bir lobi, bir
ilişkiler yumağı var anlaşılan. Bunun üzerine bir
türlü gidilemiyor. Kim bilir bölgesel uluslararası
dengeleri de içeriyordur? Zaptı rapt altına
alınamadığına göre.
1996
yılından itibaren yaşanan gelişmeleri ele almış
Komisyon. 96’dan bu yana doğan kayıpları
ve yapılması gerekip de yapılmayanları
anlatmışlar. Kaçakçılığın boyutu toplam
tüketiminizin %15-20’sine ulaşıyorsa, Türkiye
ekonomisi yüksek oranda büyürken,
büyümenin karşılığı bir artışı
göstermeyen akaryakıt tüketim rakamları
varsa, tüketim azalıyor
gözüküyorsa, kaçakçılığın boyutu da kendiliğinden
ortaya çıkıyor demektir.
Üstelik
bir de şu var; 2004’ten 2005’e geçerken ekonomik
büyüme oluyor, ama akaryakıtta tüketim azalıyor,
bir de üstelik aynı dönemde Türkiye’de araç
parkında net artış 816 bin oluyor. Yani bu kadar
araç giriyor Türkiye’de devreye. Gariplik burada
da kendini gösteriyor, büyümede artış var, araç
sayısında artış var, tüketimde azalış var! 11
milyona yükselmiş araç sayımız 2005 Kasım sonu
itibariyle. Bir yıl içinde 816 bin araç artmış.
Bütün bu gelişmelere
karşın
akaryakıt
tüketiminin azalıyor olması ülkemizin vahim bir
kaçakçılık ile iç içe yaşadığını
gösteriyor. Böyle bir büyük
organize yapının, pazarın ,
çıkar düğümünün, bürokrasi
ve siyaset içindeki gücü de
kendiliğinden ortaya çıkmış oluyor. Arada sırada
bazı şeyler okuyorum; “falanca dış mihrak vakıf,
örneğin Soros Vakfı ve diğerleri, Türkiye’de ,ve bizim
gibi
ülkelerde şu kadar
para harcıyormuş, bu paralarla ülkelerde darbeler
yapıyormuş”
falan… Bu
vakıftan yapılan açıklamalara göre telaffuz
edilen araştırma- destek bütçeleri içinde 5 milyon
doları aşan
ülke
harcaması yok. Şimdi
akaryakıt kaçakçılığının boyutlarını, ülke
içindeki muhtemel nüfuz gücünü, Soros dış
mihrakının gücüyle karşılaştırır mısınız? Ülkenizde
akaryakıt kaçakçılığı 8 milyar dolara ulaşmış.
Açık Toplum Enstitüsü ile falan uğraşacaklarına
gelsin bu insanlar gözünü buraya diksin,
elektronik ortamda bir sürü
isimler-isimlerimiz
yayınlanıyormuş, bizlerin isimleri de
varmış, ben yeni fark ettim, Açık Radyo da yayın
yapan konuk olanları listeliyorlarmış. Şuna bakar
mısınız; 8 milyar dolara yakın bir kaçakçılık var,
bunun ülke içinde, siyaset, bürokrasi içindeki
gücünü düşünün? Bu para kaç ihtilal yaptırır.
Listeciler biraz da kafayı buraya çevirsin
bakalım.
ÖM:
Oldukça önemli, karanlıkta kalan bir nokta. Öte
yandan bir de karanlıkta olmayan, kaçakçılıkla
ilgisi olmayan başka bir boyut da var; mesela Kürt
gümrük yetkililerinden Irak’taki belirtilen,
OYAK’ın Irak Kürdistanı’na çimento ve inşaat
malzemeleri gönderdiğini belirterek OYAK’ın hibe
olarak verdiği çimentonun halka dağıtıldığını
doğruladı. OYAK’ın her yıl 720 bin dolar gümrük
vergisi ödediğini Kürdistan yetkililerine ve daha
fazla yatırımlar için de Irak Kürdistan
yetkilileri ile görüşmeleri sürdürdüğünü söylemiş
Irak Kürdistanı’ndan gümrük yetkilisi. Türk
mallarının piyasayı ele geçirdiği de belirtiliyor.
“Türk firmalarının Irak Kürdistanı’na gösterdiği
yoğun ilgi tüketici ürünlerine de yansımış
durumda” diyor. Yani Irak Kürdistanı’ndaki
ürünlerin %90’ını Türk malları oluşturuyormuş.
Faaliyet yürüten büyük firmalar arasında OYAK,
OYTAŞ, OYKA Kâğıt Sanayi, 77 inşaat, Ülker,
İstikbal, Karacahan, Arçelik, Vestel, Hürsoy, AGS,
Çevikler, Gürbağ İnşaat, vs.
var.
AH:
Bunlar öne çıkanlar mı?
ÖM:
Evet. Büyük bir ticaret var.
AB:
Çift yönlü ilişki olduğu görülüyor.
ÖM:
Türk şirketlerinin Irak Kürdistan’ıyla
geliştirdiği yıllık ticaret hacmi 2 milyar dolar
civarındaymış sendika.org’dan verilen bilgiye
göre.
AB:
Bilenen, gümrüklerden gelip geçerek yapılan
ticaret. Bakın Kasım 2005 tarihi itibariyle ham
petrole resmi olarak 7.9 milyar
dolar ödemişiz,
kaçakçılığımız da 8 milyar dolar. Neredeyse
denk olmuşlar.
ÖM:
Petrole resmi olarak ödenen ithalat miktarı ile
kaçağa verilen para aynı aşağı
yukarı.
AB:
Öyle gözüküyor.
ÖM:
Oldukça ilgi çekici bir
durum.
AB:
Bir taraftan petrol fiyatları son 3 yılda ciddi
bir artış gösteriyor, Türkiye’nin zaten ihracat
gelirlerinin sanıyorum %20-25’ine yakını enerji
faturalarına ödeniyor. %100 doğalgaza ve %92
petrolde ithalata bağımlıyız. Bazı kesimler, kaçak
akaryakıtla üretimin daha ucuza
desteklendiğini iddia ediyorlar, daha ucuza girdi
sağlandığını söylüyorlar. Bu işten
nemalanan çok ciddi bir kesim olduğu da muhakkak,
çok ciddi lobilerin olduğu da muhakkak ki kayıt
altına bir türlü alınamıyor. Bir de bunun çevreye
olan zararı var, o kadar kötü ürünler
üretiliyormuş ki bu iptidai olarak...
ÖM:
Şimdi çok önemli bir boyuta işaret
ediyorsunuz.
AB:
Bunun yarattığı çevre kirliliği de hiç
hesaplanmıyor. Kaçak yakıtın atıkları da daha
fazla çevre kirliliğine sebebiyet veriyor. Bu
tarafını da bilmiyoruz.
ÖM:
Zaten resmi sektörün dışında olduğu için çevre
boyutunun ölçülmesi de imkânsız. Irak 6.5 milyar
dolara yakın yılda zarar ediyormuş bu
saldırılardan dolayı, kaçakçılık ayrı bir boyutu
oluyor.
AB:Bu
işin sadece Irak boyutu da yok, bunlar etraflıca
bakılması gereken şeyler, Gürcistan boyutu da var,
sadece bir sınırda değil, bütünüyle memleketimizin
sınırlarında...
ÖM:
Petrol bağımlılığımızın, Bush’un Amerika için,
aslında bütün dünya için söylediği şeyin,
Türkiye’deki boyutunun, iptila anlamında
bağımlılık boyutunun ne kadar vahim olduğunu
ortaya koyan bir başka
durum.
AB:
Son olarak da araştırma
komisyonları üzerine birkaç söz
söylemek istiyorum. Bu komisyonlar bir yığın
görüşmeler yapıyorlar, bir takım tespitler
yapıyorlar, ortaya raporlar çıkarıyorlar, ama
yaptırım güçleri yok! Şimdi
yakında TBMM ‘de milletvekillerinin ve çalışma
komisyonlarını etkin olmalarını, sözde sağlayacak
bir içtüzük değişikliği çalışması var.
Önümüzdeki haftalarda buna
bakmakta fayda var. “Aktif, etkin bir parlamento
çalışması nasıl geliştirilebilir?” diye bir içtüzük
değişiklik önerisi var. Önümüzdeki günlerde
iktidar gündeme getirecek galiba. Yani araştırma
komisyonlarının raporları duruyor sayfa sayfa, bir
kaç kez malzeme oluyor, konuşuyoruz, sonunda bir
şey değişmiyor. Faili Meçhul, Susurluk, ve diğer
komisyonları
hatırlayın, pek çok araştırma komisyonu
kuruldu... Hep Parlamento’nun gücünün
yetersizliği sonucu karşımıza çıkıyor, Bu nedenle
içtüzüğe ilişkin yapılması gereken değişikliklere
bakmamızda fayda var.
(20
Şubat 2006 tarihinde Açık Radyo’da Açık Gazete
programında
yayınlanmıştır.)