Anasayfa | Site Haritası | İletişim | Üyelik | About Açık Radyo  
 
 
Uçuşan Şeyler
15:35 - 16:30
Bir Soru
23/02/2006

Ömer Madra: Bu hafta petrol ve enerji konusuna, ama biraz başka bir yönü ile bakalım demiştik.

 

Ali Bilge: 2004 yılında Meclis’te akaryakıt kaçakçılığını araştırmak üzere bir araştırma komisyonu  kurulmuştu. Komisyon çalışmalarını 2005 yılının yaz aylarında tamamladı ve Temmuz gibi rapor Meclis Başkanlığı’na  sunuldu. Sunulan bu  raporun Genel Kurul’da  görüşülmesi de  sanıyorum yıl sonunda Aralık ayında ya da 2006 Ocak’ta oldu.  Bu rapor pek çok şey ortaya konuyordu. Çok dikkat çeken hususlar vardı, ama o kadar çok gündeme getirmesi gereken konu var ki bir türlü kısmet olmadı. Geçtiğimiz günlerde petrol ürünleri sanayicilerinin yıllık olarak yayımladığı bir rapor ve oradaki bilgiler de önüme gelince, ikisini birlikte ele almak gerekliliği doğdu diye düşündüm. Burada çarpıcı olan şu; son 3 yılda Türkiye, -malum dün Başbakan da söyledi-, yüksek oranlarda büyüme performansı gösteren bir ülke konumunda. Büyümesi sürekli olan bir ülkenin , enerji  tüketiminin de , petrol ürünleri tüketimin de  ciddi olarak artması gerekir. Ancak rakamlar bunu böyle söylemiyor.

 

ÖM: Nasıl?

 

AB: Toplam akaryakıt pazarındaki görünüm şöyle; akaryakıttan kastımız, bezin, motorin, gazyağı, kalorifer yakıtı, fueloil  madeni yağlar. 2005 yılı rakamlarına baktığımızda, Türkiye’deki toplam akaryakıt tüketiminde %3.1 azalma görülüyor bu kadar ekonomik büyüme performansına karşın daha az tüketmiş  görünüyoruz. . Mesela  2004 yılında 18.1 milyon ton t akaryakıt tüketmişiz. Bu Pazar, 2005’te 17.5 milyon tona gerilemiş,  resmi kayıtlar bunlar, bilinen kayıtlar.


ÖM: Söz konusu büyüme rakamları, sürekli artış gösteren rakamlarıyla kıyaslandığında imkânsız bir durum. Çünkü enerjisiz büyüme düşünülemez.

 

Avi Haligua: Ya da yolunu bulmuşsak çok başarılı.

 

AB: Rakamları incelediğimizde manzara böyle, şimdiden söyleyelim, Türkiye’nin tükettiği ve kayıtlarda olmayan %15-20’lik kaçak akaryakıt girişi olduğu iddia ediliyor..

 

ÖM: Çok yüksek.

 

AB: Evet, %15-20 arasında kaçak olduğunu Meclis Komisyonu  söylüyor. Bu pazarın 6-8  milyar dolar civarında olduğunu söylemek mümkün. Bu kaçak giriş 3 milyar dolar civarında özel tüketim vergisi kaybına sebebiyet veriyor. Yıllık kaçak akaryakıtın 2,5 milyon ton olduğu hesaplanıyor.

 

ÖM: Bunlar çok dikkate değer rakamlar.

 

AB: Kesinlikle. Türkiye ekonomisinde bir büyüme performansı varsa, bunun akaryakıt pazarındaki, tüketimindeki rakamlara yansımış olması gerekiyor, bu yansımıyor, bunun sebebinin de, akaryakıt kaçakçılığının ulaştığı boyut olduğu anlaşılıyor.  Başka türlü açıklamak mümkün değil.  Bir de şöyle bir tuhaf durum var; toplam pazar dolar ya da YTL karşılığı olarak da  baktığımızda büyüyor; mesela,  2004 yılında bütün  akaryakıt pazarı 30 milyar YTL, yani eski birimle 30 katrilyon TL. 2005 yılında  bu hacim 37.4 milyar YTL’ye ulaşmış. Para cinsinden bir artış var, bu nasıl   oluyor? Bunun sebebi de şu; birincisi  akaryakıt tüketiminden alınan ÖTV’de,  bir evvelki yıla göre artış yapıldı, ikincisi  petrol fiyatlarındaki artış. Bu yüzden sektörün tüketim miktarı resmi rakamlara göre  azalmasına karşın, parasal hacminde büyüme var. Çünkü bizim devletimizin vergi gelirlerinin  temel dayanağı olan iki vergi var, bunlar ÖTV ve KDV’dir  malumunuz. Burada devlet, akaryakıt tüketimden vergi gelirlerinin (ÖTV’den) %18’ini karşılıyor. Türkiye,  AB ülkeleri içerisinde, benzine en fazla vergi yüklemiş olan ülke, motorinde de 2. ülke,  zaten akaryakıt ürünlerinin fiyatının %66’sı vergi. Bu vergi oranının artması, petrol fiyatlarının son 3 yıl içerisinde artışı, pazarın büyümesini getirmiş, ama pazar, resmi kayıtlarda tüketim miktarları olarak azalmış gözüküyor.

 

ÖM: İzaha muhtaç pek çok yönü olan bir durumla karşı karşıyayız. Meclis’in bunu geç görüşmüş olduğu anlaşılıyor sizin de ifade ettiğiniz üzere. Bu konuda ne yapmayı düşünüyorlar? Çok yüksek, astronomik diyebileceğimiz kayıplardan bahsediyorsunuz, raporda öyle bahsediliyor?

 

AB: Hatırlar mısınız, bir süre önce Başbakan Erdoğan’ın, “akaryakıt kaçaklığında öyle şirketler ve isimler var ki, açıklasam dudağınız uçuklar” gibi bir açıklaması olmuştu.

 

Bu komisyon raporu ekleriyle birlikte on binlerce sayfayı buluyormuş. Sektörün kayıt altına alınması için  bir şeyler yapılmaya çalışılıyor, ama bu “işimiz de”  uyuşturucu ticaretinin örgütlenmesine benzer  gibi gözüküyor.

 

ÖM: Benzetmek gibi olmasın.

 

AB: Evet. Vatanımızın sınırları bu ticarete vaziyet ediyor, özellikle Güneydoğu’da. Bu işlerin Kuzey Irak’la  ilişkisi çok önemli. İddia ediliyor ki; geçen yıllarda, Barzani ve Talabani’ye, yıl başına  500 milyon dolar bu şekilde  kaynak aktarıldı. Araştırma Komisyonu’nun raporunun görüşüldüğü Genel Kurul tutanaklarında bunlar anlatılıyor. 

 

ÖM: Yani Irak’ın kuzeyindeki Kürdistan bölgesine.

 

AB: Evet, yine benzetmek gibi olmasın, “uyuşturucu ticaretine benzer”  sınır gelişmeleri söz konusu. Elbette burada da çeteleşmeler söz konusu. Bu büyüklükte bir kayıt dışılık hem biliniyor hem de çözümlenemiyorsa, bilin ki burada Susurluk benzeri yapılar var demektir. Kaçak akaryakıt pazarının 8 milyar dolar olduğunu, 3 milyar dolar vergi kaybına sebebiyet verdiğini söyleyip el atamıyorsanız, devlet içine ciddi göz atmanız gerekir. Bu büyüklükteki bir organizasyon, içeriden hiç desteksiz olacak bir organizasyon değil. Bu kaçakçılığın içinde %20’si karayolu ile %80’i de denizyolu ile oluyormuş. %60’ı da Marmara’da, yani İstanbul  denizlerinde oluyormuş , gemiden gemiye aktarımlarla. İşin tamamı kaçak ancak oldukça ortada yapılıyor.

 

ÖM: İlginç.

 

AB: Son aylarda yaptığım seyahatlerde, gezdiğim tüm bölgelerde biyodizel diye bir ürünün  çıktığını ve ilanlarını gördüm, bu bildiğimiz, gördüğümüz akaryakıt istasyonları dışında da içinde de satılıyor. Karadeniz’e gitmiştim, her kasabadan geçişte ilanları fark ediyorsunuz, “ucuz yakıt, biyodizel” vs.  “Bu  nedir, öbürleri ile farkı nedir?” diye sordum. Bu  ürün tarımsal yağlı tohumculuktan elde edilen bir takım katkı maddeleriyle, ham yakıtların, ham petrolün birleştirilmesi ya da içine rafine edilmiş benzin katılmasıyla elde edilen, motorine karşılık gelen bir ürünmüş. Bu ürün için lisans falan almıyorsunuz, ama gazetelerde bayilik ilanları verebilecek derecede geniş bir ağ örgütleyebiliyorsunuz. Sadece ve sadece biyodiselden vergi kaybınız  400 trilyon TL . Yani biyodizel denilen alan, -ki bu alanın lisansa bağlanması gerekiyor ve bağlanmıyor-, yasa dışı olarak ÖTV’siz, vergisiz çalışıyor. 

 

Bu tür tesislerin kurulum masrafları da çok düşükmüş, bir kaç milyon YTL’ye kurulabilecek derecedeymiş . Lisansız, standart dışı,  kalitesiz biyodizellerin   yarattığı  çevre koşulları tahribatı da bilinmiyor. AB standartlarında  üretme imkânı var. Bunlar bir türlü lisans altına alınamıyor. Bağımsız enerji kurulumuz var ya, EPDK, buna bakıyor. Sektör temsilcilerinin açıklamalarına,  Parlamento’nun  araştırma komisyonu raporlarına  karşın ilerleme kaydedilemiyor. Ciddi bir lobi, bir ilişkiler yumağı var anlaşılan. Bunun üzerine bir türlü gidilemiyor. Kim bilir bölgesel uluslararası dengeleri de içeriyordur? Zaptı rapt altına alınamadığına göre.

 

1996 yılından itibaren yaşanan gelişmeleri ele almış Komisyon. 96’dan bu yana doğan  kayıpları ve yapılması gerekip de yapılmayanları anlatmışlar. Kaçakçılığın boyutu toplam tüketiminizin %15-20’sine ulaşıyorsa, Türkiye ekonomisi yüksek oranda büyürken,   büyümenin karşılığı bir artışı  göstermeyen akaryakıt tüketim rakamları varsa, tüketim  azalıyor gözüküyorsa, kaçakçılığın boyutu da kendiliğinden ortaya çıkıyor demektir.

 

Üstelik bir de şu var; 2004’ten 2005’e geçerken ekonomik büyüme oluyor, ama akaryakıtta tüketim azalıyor, bir de üstelik aynı dönemde Türkiye’de araç parkında net artış 816 bin oluyor. Yani bu kadar araç giriyor Türkiye’de devreye. Gariplik burada da kendini gösteriyor, büyümede artış var, araç sayısında artış var, tüketimde azalış var! 11 milyona yükselmiş araç sayımız 2005 Kasım sonu itibariyle. Bir yıl içinde 816 bin araç artmış. Bütün bu gelişmelere  karşın  akaryakıt  tüketiminin azalıyor olması ülkemizin  vahim bir kaçakçılık ile iç içe yaşadığını  gösteriyor. Böyle  bir büyük organize yapının,  pazarın , çıkar düğümünün,  bürokrasi ve siyaset içindeki  gücü de kendiliğinden ortaya çıkmış oluyor. Arada sırada bazı şeyler okuyorum; “falanca dış mihrak vakıf, örneğin Soros Vakfı ve diğerleri, Türkiye’de  ,ve bizim gibi  ülkelerde  şu kadar para harcıyormuş, bu paralarla ülkelerde darbeler yapıyormuş”  falan…  Bu vakıftan yapılan açıklamalara göre  telaffuz edilen araştırma- destek bütçeleri içinde 5 milyon doları aşan  ülke  harcaması  yok. Şimdi akaryakıt kaçakçılığının boyutlarını, ülke içindeki muhtemel nüfuz gücünü, Soros  dış mihrakının gücüyle karşılaştırır mısınız?  Ülkenizde akaryakıt kaçakçılığı 8 milyar dolara ulaşmış. Açık Toplum Enstitüsü ile falan uğraşacaklarına gelsin bu insanlar gözünü buraya diksin, elektronik ortamda bir sürü isimler-isimlerimiz  yayınlanıyormuş, bizlerin isimleri de varmış, ben yeni fark ettim, Açık Radyo da yayın yapan konuk olanları listeliyorlarmış. Şuna bakar mısınız; 8 milyar dolara yakın bir kaçakçılık var, bunun ülke içinde, siyaset, bürokrasi içindeki gücünü düşünün? Bu para kaç ihtilal yaptırır. Listeciler biraz da kafayı buraya çevirsin bakalım.

 

ÖM: Oldukça önemli, karanlıkta kalan bir nokta. Öte yandan bir de karanlıkta olmayan, kaçakçılıkla ilgisi olmayan başka bir boyut da var; mesela Kürt gümrük yetkililerinden Irak’taki belirtilen, OYAK’ın Irak Kürdistanı’na çimento ve inşaat malzemeleri gönderdiğini belirterek OYAK’ın hibe olarak verdiği çimentonun halka dağıtıldığını doğruladı. OYAK’ın her yıl 720 bin dolar gümrük vergisi ödediğini Kürdistan yetkililerine ve daha fazla yatırımlar için de Irak Kürdistan yetkilileri ile görüşmeleri sürdürdüğünü söylemiş Irak Kürdistanı’ndan gümrük yetkilisi. Türk mallarının piyasayı ele geçirdiği de belirtiliyor. “Türk firmalarının Irak Kürdistanı’na gösterdiği yoğun ilgi tüketici ürünlerine de yansımış durumda” diyor. Yani Irak Kürdistanı’ndaki ürünlerin %90’ını Türk malları oluşturuyormuş. Faaliyet yürüten büyük firmalar arasında OYAK, OYTAŞ, OYKA Kâğıt Sanayi, 77 inşaat, Ülker, İstikbal, Karacahan, Arçelik, Vestel, Hürsoy, AGS, Çevikler, Gürbağ İnşaat, vs. var.

 

AH: Bunlar öne çıkanlar mı?

 

ÖM: Evet. Büyük bir ticaret var.

 

AB: Çift yönlü ilişki olduğu görülüyor.

 

ÖM: Türk şirketlerinin Irak Kürdistan’ıyla geliştirdiği yıllık ticaret hacmi 2 milyar dolar civarındaymış sendika.org’dan verilen bilgiye göre.

 

AB: Bilenen, gümrüklerden gelip geçerek yapılan ticaret. Bakın Kasım 2005 tarihi itibariyle ham petrole resmi olarak  7.9 milyar dolar ödemişiz,  kaçakçılığımız da 8 milyar dolar. Neredeyse denk olmuşlar.

 

ÖM: Petrole resmi olarak ödenen ithalat miktarı ile kaçağa verilen para aynı aşağı yukarı.


AB: Öyle gözüküyor.

 

ÖM: Oldukça ilgi çekici bir durum.

 

AB: Bir taraftan petrol fiyatları son 3 yılda ciddi bir artış gösteriyor, Türkiye’nin zaten ihracat gelirlerinin sanıyorum %20-25’ine yakını enerji faturalarına ödeniyor. %100 doğalgaza ve %92 petrolde ithalata bağımlıyız. Bazı kesimler, kaçak akaryakıtla üretimin  daha ucuza desteklendiğini iddia ediyorlar, daha ucuza girdi sağlandığını söylüyorlar. Bu  işten nemalanan çok ciddi bir kesim olduğu da muhakkak, çok ciddi lobilerin olduğu da muhakkak ki kayıt altına bir türlü alınamıyor. Bir de bunun çevreye olan zararı var, o kadar kötü ürünler üretiliyormuş ki bu iptidai olarak...

 

ÖM: Şimdi çok önemli bir boyuta işaret ediyorsunuz.

 

AB: Bunun yarattığı çevre kirliliği de hiç hesaplanmıyor. Kaçak yakıtın atıkları da daha fazla çevre kirliliğine sebebiyet veriyor. Bu tarafını da bilmiyoruz.

 

ÖM: Zaten resmi sektörün dışında olduğu için çevre boyutunun ölçülmesi de imkânsız. Irak 6.5 milyar dolara yakın yılda zarar ediyormuş bu saldırılardan dolayı, kaçakçılık ayrı bir boyutu oluyor.


AB:Bu işin sadece Irak boyutu da yok, bunlar etraflıca bakılması gereken şeyler, Gürcistan boyutu da var, sadece bir sınırda değil, bütünüyle memleketimizin sınırlarında...

 

ÖM: Petrol bağımlılığımızın, Bush’un Amerika için, aslında bütün dünya için söylediği şeyin, Türkiye’deki boyutunun, iptila anlamında bağımlılık boyutunun ne kadar vahim olduğunu ortaya koyan bir başka durum.

 

AB: Son olarak da  araştırma komisyonları üzerine  birkaç söz söylemek istiyorum. Bu komisyonlar bir yığın görüşmeler yapıyorlar, bir takım tespitler yapıyorlar, ortaya raporlar çıkarıyorlar, ama yaptırım güçleri yok!  Şimdi yakında TBMM ‘de milletvekillerinin ve çalışma komisyonlarını etkin olmalarını, sözde sağlayacak bir içtüzük değişikliği çalışması  var. Önümüzdeki haftalarda  buna bakmakta fayda var. “Aktif, etkin bir parlamento çalışması nasıl geliştirilebilir?” diye bir  içtüzük değişiklik önerisi var. Önümüzdeki günlerde iktidar gündeme getirecek galiba. Yani araştırma komisyonlarının raporları duruyor sayfa sayfa, bir kaç kez malzeme oluyor, konuşuyoruz, sonunda bir şey değişmiyor. Faili Meçhul, Susurluk, ve diğer komisyonları  hatırlayın, pek çok araştırma komisyonu kuruldu... Hep Parlamento’nun  gücünün yetersizliği sonucu karşımıza çıkıyor, Bu nedenle içtüzüğe ilişkin yapılması gereken değişikliklere bakmamızda fayda var.

 

(20 Şubat 2006 tarihinde Açık Radyo’da Açık Gazete programında yayınlanmıştır.)


Yazıcı formatı Arkadaşına Gönder Yorum Yaz Başa Dön
Aynı Kategoriden

Aynı Yazardan