Anasayfa | Site Haritası | İletişim | Üyelik | About Açık Radyo  
 
 
Medya Sorunları
10:00 - 10:30
Natür-Mort
Natür-Mort
Büyüme ve İstihdam
17/05/2006

Ömer Madra: Bugün Ali Bilge ile Dünya Bankası’nın yayımladığı son rapor üzerinde konuşacağız. Büyümenin gerçekleştiği fakat istihdamın yükselmediği ve büyümenin bu istihdama, işsizlik sorununa bir çare olmadığı yolundaki rapordan bahsedeceğiz.

 

Ali Bilge: Dünya Bankası Cuma günü düzenlediği bir toplantı ile bu rapora ilişkin sonuçları paylaştı Türk kamuoyu ile. Türkiye için istihdam piyasası, işgücü piyasası raporu bu. Zaman zaman, yayınlarımızda önemle üzerine basarak söylüyoruz, Türkiye 2002’den itibaren bir büyüme yaşıyor, buna karşılık bu büyüme istihdama yansımıyor. İşsizliğe ilişkin kalıcı adımların gelişmediğini görüyoruz. Buna “işsiz büyüme” deniyor. Rapor aynı konuya işaret ediyor, “Türkiye’deki ekonomik büyüme çok etkileyici ama istihdam yaratma ve işgücüne katılma düzeyleri oldukça yavaş kalmış.” Diyor. Bu çerçeve içerisinde bu raporun amacı ve tespitleri şöyle: 1980-2004 yılları arasında Türkiye’de çalışma yaşındaki nüfus 23 milyon artmış, buna karşın 6 milyon kişiye iş yaratılmış. Bu da işin vahametini gösteriyor, istihdam oranı %44 düzeyinde kalıyor, bu da dünyadaki en düşük istihdam düzeyleri arasında gösteriliyor. İstihdam yaratamıyoruz, hatta kadınlar için durum daha da vahim ve AB ile karşılaştırıldığında çalışma yaşındaki kadınlarının istihdam oranı çok düşük. 55 yaş üstündeki Türk kadınlarının ve erkeklerinin sadece 1/3’ü işgücüne dahil. Son yıllarda bu durum eğitimli gençler arasında daha da artıyor, işsizlik oldukça yüksek. 20-24 yaş arasındaki üniversite mezunlarının işsizlik oranı %39, 25-29 yaş arasında üniversite mezunlarında bu azalıyor, %15’lere çıkıyor. AB devletlerin istihdam oranlarına ilişkin oluşturduğu Lizbon hedefine göre Türkiye’nin 14 milyon iş yaratması gerekiyor çıkan sonuca göre.

 

ÖM: Bu müthiş bir rakam?

 

AB: Evet. Ama Türkiye mevcut büyüme oranlarıyla, iş yaratma kapasitesiyle, istihdam ve büyüme oranlarıyla 2010 yılına kadar ancak 1.5 milyon civarında istihdam yaratabiliyor. Yani iş gittikçe büyüyor. Dünya Bankası raporu, ayrıca kayıt dışı duruma dikkat çekiyor, kentsel kesimde her 3 çalışandan biri, kırsal kesimde her 4 işçiden 3’ü hiçbir sosyal güvenlik kurumuna kayıtlı değil şu anda. Çok az işçi, emeklilik, sağlık ve işsizlik sigortası alabiliyor. Korumalardan, haklardan yararlananların sayısı da oldukça az.

 

Rapor, istihdamın yavaş artmasının ardındaki nedenleri değerlendirmeye çalışıyor; tarım kesiminin nüfusunun hâlâ çok yüksek olması, tarımda istihdam yetişmekle birlikte diğer sektörlerdeki istihdam artışı bu düşüşü telafi etmeye imkân tanımıyor. Klasik olarak, nüfus tarımdan kente geliyor ama kentlerde ve metropollerde yaratılan iş ortamı bunu karşılamaya yetmiyor. 1980-2004 yıllarında çalışabilir, erişkin nüfus -15 yaş üstüne bakıyoruz- için istihdam 1080 yılında 15.7 milyon kişi, 2004’te bu 21.7’ye yükselmiş. Tarımda istihdam 8.4’ten 7.4’e düşmüş. Sanayi sektöründe istihdam 2.3’ten 4’e yükselmiş, 1.7 milyon artmış. İnşaat sektöründe aynı kalmış 900-1 milyon arasında kalmış. Hizmet sektöründe ciddi bir yükselme var, 4.1 milyondan 9.4’e çıkmış. Sonuçta tarımdaki çözülmeyi telafi edebilecek bir istihdam yaratamıyoruz. Dünya Bankası raporu “tek sebep tarımdaki istihdamın yavaş olması değil” diyor, işgücü piyasasına ilişkin düzenlemelere işaret ediyor. Türkiye’de varolan işgücü piyasası düzenlemelerinin çok katı bir piyasa olduğunu ifade ediyor. Yüksek kıdem tazminatları yavaş istihdamın sebeplerinden biri olarak değerlendiriliyor. “Türkiye’de işten çıkartmayı maliyetli hale getiren, bunun üzerine tasarlanmış işgücü piyasası düzenlemeleri, işverenlerin hareket kabiliyetini azaltarak, kayıt dışılığa sevk ediyor” iddiasında bulunuyor. Daha esnek bir işgücü piyasası öneriliyor raporda. Varolan işgücü piyasasına ilişkin maliyetlerinin caydırıcı bir sebep olduğunu, özellikle doğrudan yabancı sermayenin de Türkiye’ye gelmemesinde bu katı bir istihdam piyasasının rolü olduğunu belirtiyor rapor.

 

Türkiye’de yüksek büyüme var ama o oranda istihdam artmadı, pek çok orta gelirli ülkede Türkiye’den daha az oranda büyüme olmasına karşın daha yüksek oranda istihdam artışı oldu, bunun nedeni de yüksek işgücü maliyeti olarak vurgulanıyor. Bu yüzden kayıt dışı istihdamın arttığını, bunun da işsizlik oranları üzerinde olumsuz katkıda bulunduğunu söylüyor. Ayrıca, geçici çalışma üzerinde kısıtlamaların olması ve düşük emeklilik yaşı nedeniyle kayıt dışı istihdam artıyor, çünkü düşük emeklilik yaşı sosyal güvenlik primlerinde yükselmelere, ücret keseneklerinde yükselmelere neden oluyor, bu da işverenlerin kayıt dışına geçmesine sebep oluyor. Bu aynı zamanda firmalar arasında rekabeti doğuruyor. Dolayısıyla istihdam üzerindeki katı koruma düzenlemelerinin esnekleşmesi gerektiğini söylüyor. Yeni istihdam imkânları yaratılamamasının nedenlerinden birisi de budur. Çünkü yeni işçi alınca onun kıdem tazminatı ve yüksek kesenekleri nedeniyle işçileri daha fazla çalıştırıyor, mesela 2004 yılında Türk imalat sektöründeki işçiler haftada 52 saat çalışmışlar, normalde 45 saat çalışmış olsalardı 500 bin işçiye daha ihtiyaç olacaktı. Bu çerçevede, rapor, bu katı uygulamaların esnetilmesine ilişkin düzenlemeler yapılması, işgücü piyasasına giriş ve çıkışlarda bir esneklik oluşmasını gerektiğini söylüyor.

 

ÖM: Giriş ve çıkışlardaki esneklik akla Fransa’daki durumu akla getiriyor.

 

AB: Evet, ben de ona gelecektim zaten. Kıdem tazminatının yüksekliği vurgulanıyor, bizde 20 yıllık hizmetini doldurmuş bir işçi 20 aylık kıdem tazminatına hak kazanır, diğer ülkelerde, mesela OECD ülkelerinde bu 6 aymış. “Bu da caydırıcı” diyor. 1992 yılında, Süleyman Demirel - Erdal İnönü hükümetinin emeklilik yaşını düşürmüş, asgari emeklilik yaşını kaldırmışlardı, bu da 30-35 yaşlarında bir emekli kitlesi yaratmıştı.

1994 yılında, kentsel alanlarda 55 yaşındaki erkeklerin yarısı emekli maaşı alıyorken, 2002’ye geldiğinde bu 2/3’e fırlamış, 92 yasasıyla birlikte “genç emeklilik” dediğimiz durum gerçekleşmişti. Asgari emeklilik yaşının 92’de kaldırılmasının yarattığı bir tahribat oldu, bu da bir etken.

Biraz da reformlardan bahsedelim. Türkiye’de işgücü piyasasını esnekleştirmeye dönük düzenlemeler olması gerektiği, işi korumaya dönük bir yapından, işçileri korumak üzere bir geçiş yapılması gerektiğini söylüyor. Örneğin şu anda Türkiye’de işsizlik sigortasında ödeme %4’müş, yani işsiz durumdaki işçilerin sadece %4’ü yararlanabiliyormuş bu haktan. Bu sisteme yeni geçmiş ülkelerde, Kore’de bile %14, OECD ülkelerinde %75’lere kadar çıkıyor. Önerilerden bir tanesi, belirli ve süreli iş sözleşmelerine imkân tanınması. Geçici işçi sağlanmasına, -bizde tarımda kullanılıyor zaten-, olanak verilmesi önerisinde  bulunuyor. “Her iki öneri de özellikle kadınlar için yararlı olacaktır” diyor. Ayrıca, “İş mahkemeleri dışında alternatif yargılama mekanizmaları yaygın hale getirilmeli, özel tahkime olanak verilmeli. Çok uzun süren iş davaları mahkemelerde sürünmekte, bunların daha etkin bir şekilde çözümlenmesi sağlanmalı. Kıdem tazminatı ve ücret üzerindeki vergi gibi formal ekonomideki işgücü maliyetini yükselten keseneklerin azaltılmasına olanak verilmeli” diyor. Ayrıca, çeşitli kesimlere göre, işgücü arz ve talebinin belirlenmesine ve bunun esnekliğini belirlemeye yönelik çok ayrıntılı bir analiz yapılmalı.

 

ÖM: Sonuç olarak, genel bir iyimserlik havası mı taşıyor?

AB: Bence tehlike sinyalleri veriyor. Dünya Bankası raporu dışında, Veri Araştırma’nın, Türkiye’deki gelir, tüketim harcamaları ve statü farklılaşmaları konusunda  “Kentlerin Üç Türkiye’si” başlıklı araştırması da var. Ona da baktım, ayrıca Tuncer Bulutay’ın yayımlanan en son makalesine de baktım; şu anda zaten Türkiye’de her 5 kişiden biri için ekonomide iş yaratılmıyor, Veri Araştırma’nın raporuna göre, -2007’ye projekte etmişler-, kentlerde nüfusun sadece 1/3’ü çalışacak, geri kalan 1/3’ü aktif iş arayacak, kalanı da zaten ev kadınları, öğrenciler, çocuklar oluşturuyor. Lizbon hedefleri ortada, 2010’a önümüzde 4 yıl var, yaratılması gereken istihdam 14 milyon, bizim yaratma kapasitemiz de 1.5 milyon. Bunun bölgesel dağılımı, vs. ayrı tabii.

 

ÖM: Kentin en büyük sorunun işsizlik olduğu ortaya çıkıyor. İşsizliğin bambaşka siyasi başka sorunlara da yol açtığını, en azından dolaylı olarak, ciddi sorunlar yarattığını söyleyebiliriz herhalde?

 

AB: Gelir artışı ve büyümenin diğer sorunları da çözeceği görüşü hakimdir, teoride de buna ilişkin yaklaşımlar var. Bir ülkede büyüme ve gelir artışı, bir takım politikaları devreye sokmazsanız ne işsizlik sorununu çözüyor, ne de gelir dağılımını çözüyor. Bunu artık Türkiye’de görüyoruz, ekonomide büyüme oluyor ama bu refah toplumun her  kesimine yansımıyor, başka politikalara ihtiyaç var. Sadece neoliberal politikalarla bu işi çözemiyorsunuz, başka aletlerin devreye girmesi gerekiyor, politika üretmek gerekiyor. Bunun yarattığı sosyal, kültürel sorunların sonucunda, 10 yaşındaki çocuğu mahkemeye çıkarıyorsunuz. Gelinen nokta bu, Güneydoğu’daki yoksulluk ve işsizlik sınırı, açlık sınırları, oranları belli. Tabii oradaki mesele sadece iktisadi mesele olmanın ötesine gittikçe hızla çıkıyor.

 

ÖM: Veri Araştırma’nın “Kentlerin Üç Türkiye’si” başlıklı araştırmasında da benzeri rakamlar ve benzeri karamsar tablolar da göze çarpıyor.

 

AB: Bunlar çok yeni şeyler değil, Türkiye’nin işsizlik ve istihdam yaratma kapasitesindeki durumu belli. En önemli sorunu bu, bu rapor da, daha önceki raporlarında vurguladığı hususların bir daha altını çizmiş oluyor. Daha esnek bir işgücü piyasası olması gerektiği, doğrudur, ama onun dışında daha farklı yaklaşımlar üretmek gerekiyor.

 

ÖM: Bunu daha herhalde epey tartışma fırsatı bulacağız.



(17 Nisan 2006 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.)

 

 


Yazıcı formatı Arkadaşına Gönder Yorum Yaz Başa Dön
Aynı Kategoriden

Aynı Yazardan