Ömer
Madra:
Hürriyet gazetesi, Cumhurbaşkanı
Sezer’in, özgürlüklerin icabında
sınırlandırılabileceğini söyleyerek, 12 Mart’ın
Başbakan’ı Nihat Erim’i hatırlatmış olmasına
dikkati çekiyor. Biz de Almanak Türkiye 2005,
Güvenlik Sektörü ve Demokratik Gözetim
başlıklı çalışma hakkında konuşmayı
planlamıştık.
Ali
Bilge: Son
10 gün içerisinde üç kuvvet komutanının
konuşmasının ardından, Cumhurbaşkanı’nın Meclis
açılışındaki konuşması, bugün de Genelkurmay
Başkanı’nın Harp Akademileri’nde yapacağı
konuşmalar, almanağa ilişkin yapılan toplantıya
denk düştü, tesadüfi de olsa zamanlama açısından
son derece önemli; çünkü bütün bu konuşmalar,
Silahlı Kuvvetler’in T.C. devleti içerisindeki
yerinin ve bu konunun tanımlanmasına ilişkin sivil
ve siyasi otorite ile askeri güvenlik alanı
arasındaki çatışmanın odak noktasını teşkil
ediyor.
T.C. Devleti 2004 yılından
itibaren, 20 Kasım 2003’ten itibaren, silahlı
kuvvetlerin demokratik denetimi ile ilgili
uluslararası bir kuruluşa iye olmuş. Pek çok ülke
burada temsil ediliyormuş ve bu merkez ülkelerdeki
güvenlik sektörlerinin durumuna ilişkin.
almanaklar hazırlıyor. Türkiye’deki muhatabı
TESEV, zaten sivil asker ilişkisi, güvenlik
sektörü ile sivil alan ilişkisine ilişkin pek çok
toplantıya ve yayına öncülük etti. Bu bağlamda bu
çalışma da TESEV tarafından gerçekleştirilmiş.
Asker sivil münasebetlerinde Türkiye’de de
son 3 yıl içerisinde belli bir ilerleme
kaydedilmesine karşın, bu ilerlemenin kâğıt
üzerinde kalan bir ilerleme olduğunu tespit
ediyoruz, zaten uluslararası alanda da, askerin
siyasi alana müdahalesinin genişlediğini ifade
ediliyor, bu kadar yasal değişiklikler olmasına
karşın. Çünkü bunların çoğu gerçekten uygulama
safhasında pek fazla bir şey ifade etmiyor. Olli
Rehn de sanıyorum önümüzdeki günlerde Türkiye’ye
gelecek, konu başlıklarından önemli bir tanesi de
bu konu.
ÖM:
Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi
Olli Rehn bugün geliyor. 301. madde ve ona bağlı
olarak Kopenhag kriterleri ve demokratik hukuk
devletinin temel hak ve özgürlükler ilkelerinin
savunulması için.
AB: 3-4
yıl içerisinde, MGK’nın sivilleşme operasyonları
oldu, örneğin genel sekreter sivilleşti. Bunları
şimdilik bir kenara koyalım, Milli Güvenlik
Siyaset Belgesi’ne bakalım; bu belge, hali hazırda
Parlamento’nun hazırladığı bir belge değil. Bu
belge yenilendi geçtiğimiz dönemde. Bu belge iç ve
dış tehditlerin neler olduğunu saptıyor. Milli
Güvenlik Siyaset Belgesi derin anayasamızdır.
Bunda meclisin dahli yok hali hazırda, Milli
Güvenlik Siyaset Belgesi, milli savunma bakanına
imza karşılığı veriliyor, imza karşılığı alınıyor.
MGK’da sivil üye sayısı yükseltildi, çalışan
uzmanlarda o dönemin deyimiyle bir “bahar
temizliği” yapıldı, ama arka planda müşavirlerin
%80’inin hâlâ asker olduğunu tespit ediyoruz.
Toplumla İlişkiler Başkanlığı, Psikolojik Harekat
Merkezi de Genelkurmay’a kaydırılmış, oradan alıp
başka tarafa koymuşuz. Bir ülkenin iç ve dış
tehditleri bütün tarihimiz boyunca bu şekilde
belirtilmiş. Ömer Bey siz de zamanında bir iç
tehdid unsuruydunuz, ben de öyleydim. Gençlik ve
özgürlük talepleri tehdid unsuru olarak
algılandı.
ÖM:
Şimdi burada açık etmeseydiniz Ali
Bey!
AB:
Hazırlanışına seçilmişlerin, sivil hayatın dahil
olmadığı bir belge hâlâ yürürlükte, bunu ağırlıklı
olarak TSK yapıyor, ne Meclis’in, ne Genel
Kurul’un, ne Komisyon’un katkısı var böyle bir
şeyin hazırlanmasına. Bir aksiyon planının
belgesinin çerçevesini, atanmışlar çizer bu başlı
başına önemli bir nokta.
Bugün söz
ettiğimiz almanakta, 15 uzman arkadaş var ama
editörlüğünü, bu konudaki çalışmalarıyla, bilimsel
titizliği ile bildiğimiz değerli bilim insanı,
Bilkent Üniversitesi profesörlerinden Ümit Cizre
yaptı. Almanağın başlığı, Almanak Türkiye
2005, Güvenlik Sektörü ve Demokratik Gözetim.
Yaklaşık 15 arkadaş bu alandaki gelişmeleri
özetlemişler. Almanağın amacı da açıkcası bilgi
üretmek ve kamuoyunu bilgilendirmek. Çünkü en az
bilgi sahibi olduğumuz bir alan bu, burada kısır
bir döngü var, bu kısır döngü de statükoyu
güçlendiriyor. Bilgisizlik her şeyden evvel
statükoyu güçlendiriyor.
Bu almanak,
dünyada bu alanın nasıl algılandığını, özellikle
Soğuk Savaş sırasındaki gelişmeleri, güvenliğin
tanımını, güvenlik kavramının anlamının nasıl
değiştiğini ve algılanması gerektiğini, ayrıca
Türkiye’nin konumundaki gelişmeleri ortaya
koyuyor. Bilgi sağlıyor, bilgi ile ataleti yıkmaya
çalışıyor, bunu yaygınlaştırmak istiyor.
Güvenlik sektörü ile, asker, sivil
ilişkisinin dışına çıkan, daha geniş bir alanı
tanımlıyor ve herşeyden evvel de askeri
mülahazaların dışında bir insani güvenlik bakış
açısını ortaya koyuyor. Güvenliğin, Soğuk Savaş
sonrası gelişen, pek çok uluslararası kurumun
belgesinde tanımlanan, sadece askeri nitelikte bir
iş olmadığını, insan merkezli bir güvenlik bakış
açısının geliştiğini ve güvenlik sektörüne böyle
bir ihtiyaçtan hareketle bakılması gerektiğini ve
bu kavramı bu şekilde meşrulaştırmak gerektiğini
ortaya koyuyor. Hem dışarıdaki gelişmeleri hem de
bizim ülkemizdeki güvenlik sektörü, askeri sektör
ve siyaset sektörü arasındaki gelişmeleri, AB
müzakere sürecine giren bir ülkenin içinde
bulunduğu konum itibariyle değerlendiriyor, bu
değerlendirmeyi de kamuoyu ile paylaşıyor. Bu
sektöre ilişkin ciddi bir gizlilik ve bilgisizlik
hakim ve bu Parlamento’daki milletvekilleri için
de geçerli. Sadece kamuoyunun değil,
milletvekillerinin de bu konuda ciddi bir
bilgisizlik içerisinde olduğu tespit ediliyor. Bu
almanak hem bu mevzuya bakışın, nasıl olması
gerektiğini, hem uluslararası alandaki durumu
ortaya koyuyor hem de Türkiye’nin bu konudaki
tomografisini çekiyor.
ÖM: Bu
almanakı nasıl elde
edebiliriz?
AB:
TESEV’den elde etmek mümkün ve TESEV’in
sitesinde de İngilizce ve Türkçe olarak
var.
Bu
bizim yıllardır konuştuğumuz konu; yani T.C.
devletinin tapusunun kimin elinde olduğu meselesi.
Bizde bu tapunun Silahlı Kuvvetler’in elinde
olduğunu görürüz ve bu tapu hiçbir zaman el
değiştirmez ve “asıl olan cumhuriyettir, demokrasi
talidir, iç ve dış tehditler varsa, demokrasi de
askıya alınabilir” mantığı hakimdir. Bu anlamda,
Soğuk Savaş süreci içerisinde tanımlanan iç ve dış
tehdidlerle yoğrulduk, NATO kulvarlarında, binbir
türlü olay yaşadık. Soğuk Savaş sonrasında ne
olduğunu anlayamadık ve hâlâ aynı iç ve dış
tehditler mantığı ile bugünlere geldik.
Türkiye,
yani bu alandaki gelişmeleri uygulayacak mı,
genişletecek mi, sivil alanın emrine girecek mi
askeri alan, yoksa başına buyruk, ikide bir
siyaseti küçümseyen asker hakimiyeti devam mı
edecek? Zaten ömrümüz boyunca seçilmişlerin,
atanmışların küçümsediği bir ülkede yaşadık. Sivil
alanı görmezden gelen, sivil alan tanzim edilirken
de darbeleri destekleyenleri sivil toplum örgütü
olarak nitelendiren bir mantıktan, bir koridordan
çıkacak mıyız? Bu alan hesap verilebilir, şeffaf,
denetim altına alınan bir alan mı olacak?
Biliyorsunuz holding olan bir ordumuz var, TSK
Türkiye’nin iktisadi ve sınai hayatında önemli
yeri olan bir örgütlenmedir, yargısı ayrıdır,
kendilerinin bütçelerine dokunamazsınız. Mesela 30
tane yeni savaş uçağı, F16 alacakmışız, bunu
duyduk, bunun süreci ile ilgili Parlamento’da
bilgilendirme yok, neden alacağız, nereden
alacağız, kimden alacağız?
Silah
satışına izni Kongre veriyor Amerika’da değil
mi?
ÖM:
Evet. Pentagon’un bu konuda Kongre’yi
bilgilendirme zorunluluğu
var.
AB:
Savunma sanayiinin bir raporuna göre, Türk savunma
sektörü %80 oranında dışa bağımlıdır, %20’sini
herhalde o da nohut, mercimek, vs. gibi şeyler
olabilir, içeriden karşılıyor ihtiyaçlarını. Böyle
bir bağımlılık varken, bu bağımlılığın nerelere
olduğu da belli ve bunların hiçbiri için ne
Parlamento’ya ne kamuoyuna bilgi verilmiyor. Tabii
gizli olan bir takım şeyleri de olabilir
devletlerin.
ÖM:
Şüphesiz böyle bir ihtiyaç da olabilir, ama bunun
için hükümetin ve Parlamento’nun da bütçenin
elverişli olup olmadığı konusunda bir denetim
getirmesi gerekir. Yoksa askerler böyle bir
ihtiyaç gösteriyorlarsa herhalde değerlendirilir.
Bu 30 adet F16 uçağı ve ilgili ekipmanın
üç ayrı yerden alınması düşünülüyormuş, Lockheed
Martin, BAE System -İngiliz şirketi oluyor-, bir
de L3 Communications.
AH:
Cumartesi günü çıkan haberde, sadece Lockheed
Martin vardı. Aslında buradan bile işin ne kadar
muğlak olduğu çıkarılabilir diye
düşünüyorum.
AB:
Bunların normal şartlar içerisinde biliniyor
olması lazım, biz bunları dış yayınlardan
öğreniriz, oralardan duyarız.
ÖM:
Jane’s Defence
Weekly gibi
yayınlardan.
AB: Çok
sık olmamak kaydıyla bütçeyi izlerim. Bütçe
görüşmelerinde, Milli Savunma, Genelkurmay, MİT
olunca çay ve tost molası verilir basına, o
oturumlar çok da çabuk biter, basına kapalı olurdu
bu oturumlar.
ÖM:
Öyle mi?
AB:
Tabii. 1989 yılına kadar, 89 dahil, Genel
Kurul’dan Milli Savunma Bakanlığı, TSK bütçeleri
çıktıktan sonra Başkanlık Divanı’na bir önerge
verilir, bu önergede denir ki, bu orduya şükran
önergesi, her bütçe çıktıktan sonra, kabul
edildikten sonra, teşekkür, tebrik ve temenniler
kapsamında bir önerge. Bir tane önerge okuyabilir
miyim?
ÖM:
Lütfen.
AB:
Milli Savunma Bakanlığı bütçesinin kabulü
nedeniyle, Silahlı kuvvetlerimize, TBMM’nin sevgi,
saygı ve güven duygularının iletilmesine ilişkin
siyasi parti grup başkan vekillerinin müşterek
önergesi:
“Başkan,
Sayın milletvekilleri; Meclis’te grubu bulunan 3
siyasi parti grup başkan vekilinin başkanlığımıza
hitaben verilmiş bir tezkeresi vardır, okutuyorum.
Milli Savunma Bakanlığı 1989 bütçesinin yüce
meclisimizce görüşülmesi ve kabulü vesilesiyle
vatan ve milletimizin azimli bekçisi ve milli
güvenliğimizin teminatı, güçlü, şanlı ve kahraman
silahlı kuvvetlerimizin tüm mensuplarına, TBMM’nin
sevgi, saygı ve güven duygularını iletilmesini arz
ve teklif ederiz. Mükerrem Taşçıoğlu ANAP, Onur
Kumbaracıbaşı Sosyal Demokrat Halkçı Parti ve Fuat
Onur DYP. Gereği başkanlıkça yerine getirilecek ve
silahlı kuvvetlerin değerli mensuplarına
duyurulacaktır.”
Alkışkar...
89
yılı dahil “bütçe tamam orduya selam” töreni
yapılır, arada kesintiler var. Durum bu merkezde
iken geliyoruz son günlerin açıklamasına.
Büyükelçi Kreshmer’in veda konuşmalarından sonra,
üç kuvvet komutanının, irtica, AB vs. gibi
konuları içeren konuşmalarına... Yakında Milli
Güvenlik Siyaset Belgesi’nde AB bir tehdit unsuru
olarak görülür mü görülmez mi bilemiyorum, ama
gittikçe dozu artan bir şekilde AB müzakere
sürecini ciddi akamete uğratacak açıklamalar söz
konusu. Sonunda mesele, asker ve güvenlik
sektörünün Türk siyasi hayatının içerisindeki
konumunun tanımlanmasına, nasıl bir mesafe
alacağımıza ve denetimine
varıyor.
ÖM:
Genelkurmay Başkanı bugünkü konuşması için, “ne
söyleyeceksiniz?” diye sorulunca, “söylemem,
filmin sonunu söylemek olur, o zaman da sinemaya
gitmezsiniz” demiş. Onun için
bekliyoruz.
AB:
Biliyorsunuz bizim askeri ve güvenlik sektörümüzle
medya ilişkileri meselesi son derece önemli.
Bilmiyorum siz Medya Konuşmaları’nda bu konuyu
işlediniz mi?
ÖM:
Evet.
AB:
Güvenlik sektörü ve medya meselesi son derece
önemli. Çünkü medya, milli güvenlik siyasetinin bu
kavramın, bu iç ve dış tehditlerinin
anlatılmasının çok ciddi bir aracıdır.
Gazetecilerimizin 28 Şubat’taki durumunu
biliyoruz, andıç medyasının ne düzeyde bu işe
destek olduğunu. Türkiye’de bazı siviller, sivil
kuruluşlar ve siyasetçiler artık demokrasiyi
“fasulyeden” oynamak istemiyorlar, istemiyoruz
yani. Böyle askerin sürekli tepemde, herşeye
itiraz eden, her şeyi senin adına tanımlayan bir
konumda olmasını, “fasulyeden bir demokrasiyi”
isteyenlerle istemeyenler ciddi bir yol ayrımına
gelmiş durumda. Bu “fasulye demokrasisi”nden
kurtulmak isteniyor ve almanak da fasulyeden bir
demokrasi yerine, daha doğru, gerçek bir
demokratik sürecin tanımlanmasına,
geliştirilmesine katkıda bulunuyor. Gerçekten çok
şey öğrenebileceğiniz bir almanak. Hem TESEV’e hem
Ümit Cizre’ye ve katkıda bulunan tüm arkadaşlara
teşekkür etmek lazım. Zaten sınırlı konuşulan bir
alan, her kesimden eksik bilgiye sahip olduğumuz
bir alan; bu anlamda hem Türkiye’de savunma ve
güvenlik kavramlarının algılanma biçimlerini
kafalarda düzeltmeye çalışan, artık ‘”tehdit
değerlendirmesi askerlerin işi değil, siyasilerin
işidir” sözünün altını ciddi olarak çizen bir
çalışma.
“Bütçe tamam orduya selam”
mesajları gönderen siyasetçilerin yerine,
gerçekten siyaset erbabının, seçilmişlerin
alanının genişlemesini isteyen, bu ilişkilerin
çağdaş bir demokratik rejimde nasıl tanzim
edilmesi gerektiğini ortaya koyan ve anayasanın
içerisine yerleştirilen gizli, milli güvenlik
siyasi belgeleriyle, MGK’larla bu ülkenin
demokratik sürece, genişletilmiş demokrasiye
ulaşamayacağını ortaya koyan bir ciddi bilgi
deposu. Bu bilginin hem üretilmesine hem
tüketilmesine katkıda bulunmak gerekiyor.
Tüketilmesi de medya aracılığıyla oluyor.
Blogların bu alanda bilginin yayılmasına katkıda
bulunduğunu görüyoruz. Bu alanın tanzim edilmesi
gereken bir alan olduğu, eğer bu alanda yerimizde
sayarsak, ülkenin de yerinde sayacağını görmek
gerekiyor.
(2
Ekim 2006 tarihinde Açık Radyo’da
yayınlanmıştır.)