Anasayfa | Site Haritası | İletişim | Üyelik | About Açık Radyo  
 
 
Açık Dergi(devam)
19:05 - 20:00
Ekonomi Politik: Güvenlik Sektörü ve Demokratik Gözetim
11/10/2006

 

 

Ömer Madra: Hürriyet gazetesi, Cumhurbaşkanı Sezer’in, özgürlüklerin icabında sınırlandırılabileceğini söyleyerek, 12 Mart’ın Başbakan’ı Nihat Erim’i hatırlatmış olmasına dikkati çekiyor. Biz de Almanak Türkiye 2005, Güvenlik Sektörü ve Demokratik Gözetim başlıklı çalışma hakkında konuşmayı planlamıştık.

 

Ali Bilge: Son 10 gün içerisinde üç kuvvet komutanının konuşmasının ardından, Cumhurbaşkanı’nın Meclis açılışındaki konuşması, bugün de Genelkurmay Başkanı’nın Harp Akademileri’nde yapacağı konuşmalar, almanağa ilişkin yapılan toplantıya denk düştü, tesadüfi de olsa zamanlama açısından son derece önemli; çünkü bütün bu konuşmalar, Silahlı Kuvvetler’in T.C. devleti içerisindeki yerinin ve bu konunun tanımlanmasına ilişkin sivil ve siyasi otorite ile askeri güvenlik alanı arasındaki çatışmanın odak noktasını teşkil ediyor.

T.C. Devleti 2004 yılından itibaren, 20 Kasım 2003’ten itibaren, silahlı kuvvetlerin demokratik denetimi ile ilgili uluslararası bir kuruluşa iye olmuş. Pek çok ülke burada temsil ediliyormuş ve bu merkez ülkelerdeki güvenlik sektörlerinin durumuna ilişkin. almanaklar hazırlıyor. Türkiye’deki muhatabı TESEV, zaten sivil asker ilişkisi, güvenlik sektörü ile sivil alan ilişkisine ilişkin pek çok toplantıya ve yayına öncülük etti. Bu bağlamda bu çalışma da TESEV tarafından gerçekleştirilmiş.

Asker sivil münasebetlerinde Türkiye’de de son 3 yıl içerisinde belli bir ilerleme kaydedilmesine karşın, bu ilerlemenin kâğıt üzerinde kalan bir ilerleme olduğunu tespit ediyoruz, zaten uluslararası alanda da, askerin siyasi alana müdahalesinin genişlediğini ifade ediliyor, bu kadar yasal değişiklikler olmasına karşın. Çünkü bunların çoğu gerçekten uygulama safhasında pek fazla bir şey ifade etmiyor. Olli Rehn de sanıyorum önümüzdeki günlerde Türkiye’ye gelecek, konu başlıklarından önemli bir tanesi de bu konu.

 

ÖM: Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn bugün geliyor. 301. madde ve ona bağlı olarak Kopenhag kriterleri ve demokratik hukuk devletinin temel hak ve özgürlükler ilkelerinin savunulması için.

 

AB: 3-4 yıl içerisinde, MGK’nın sivilleşme operasyonları oldu, örneğin genel sekreter sivilleşti. Bunları şimdilik bir kenara koyalım, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ne bakalım; bu belge, hali hazırda Parlamento’nun hazırladığı bir belge değil. Bu belge yenilendi geçtiğimiz dönemde. Bu belge iç ve dış tehditlerin neler olduğunu saptıyor. Milli Güvenlik Siyaset Belgesi derin anayasamızdır. Bunda meclisin dahli yok hali hazırda, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi, milli savunma bakanına imza karşılığı veriliyor, imza karşılığı alınıyor. MGK’da sivil üye sayısı yükseltildi, çalışan uzmanlarda o dönemin deyimiyle bir “bahar temizliği” yapıldı, ama arka planda müşavirlerin %80’inin hâlâ asker olduğunu tespit ediyoruz. Toplumla İlişkiler Başkanlığı, Psikolojik Harekat Merkezi de Genelkurmay’a kaydırılmış, oradan alıp başka tarafa koymuşuz. Bir ülkenin iç ve dış tehditleri bütün tarihimiz boyunca bu şekilde belirtilmiş. Ömer Bey siz de zamanında bir iç tehdid unsuruydunuz, ben de öyleydim. Gençlik ve özgürlük talepleri tehdid unsuru olarak algılandı.

 

ÖM: Şimdi burada açık etmeseydiniz Ali Bey!

 

AB: Hazırlanışına seçilmişlerin, sivil hayatın dahil olmadığı bir belge hâlâ yürürlükte, bunu ağırlıklı olarak TSK yapıyor, ne Meclis’in, ne Genel Kurul’un, ne Komisyon’un katkısı var böyle bir şeyin hazırlanmasına. Bir aksiyon planının belgesinin çerçevesini, atanmışlar çizer bu başlı başına önemli bir nokta.

Bugün söz ettiğimiz almanakta, 15 uzman arkadaş var ama editörlüğünü, bu konudaki çalışmalarıyla, bilimsel titizliği ile bildiğimiz değerli bilim insanı, Bilkent Üniversitesi profesörlerinden Ümit Cizre yaptı. Almanağın başlığı, Almanak Türkiye 2005, Güvenlik Sektörü ve Demokratik Gözetim. Yaklaşık 15 arkadaş bu alandaki gelişmeleri özetlemişler. Almanağın amacı da açıkcası bilgi üretmek ve kamuoyunu bilgilendirmek. Çünkü en az bilgi sahibi olduğumuz bir alan bu, burada kısır bir döngü var, bu kısır döngü de statükoyu güçlendiriyor. Bilgisizlik her şeyden evvel statükoyu güçlendiriyor.

Bu almanak, dünyada bu alanın nasıl algılandığını, özellikle Soğuk Savaş sırasındaki gelişmeleri, güvenliğin tanımını, güvenlik kavramının anlamının nasıl değiştiğini ve algılanması gerektiğini, ayrıca Türkiye’nin konumundaki gelişmeleri ortaya koyuyor. Bilgi sağlıyor, bilgi ile ataleti yıkmaya çalışıyor, bunu yaygınlaştırmak istiyor.

Güvenlik sektörü ile, asker, sivil ilişkisinin dışına çıkan, daha geniş bir alanı tanımlıyor ve herşeyden evvel de askeri mülahazaların dışında bir insani güvenlik bakış açısını ortaya koyuyor. Güvenliğin, Soğuk Savaş sonrası gelişen, pek çok uluslararası kurumun belgesinde tanımlanan, sadece askeri nitelikte bir iş olmadığını, insan merkezli bir güvenlik bakış açısının geliştiğini ve güvenlik sektörüne böyle bir ihtiyaçtan hareketle bakılması gerektiğini ve bu kavramı bu şekilde meşrulaştırmak gerektiğini ortaya koyuyor. Hem dışarıdaki gelişmeleri hem de bizim ülkemizdeki güvenlik sektörü, askeri sektör ve siyaset sektörü arasındaki gelişmeleri, AB müzakere sürecine giren bir ülkenin içinde bulunduğu konum itibariyle değerlendiriyor, bu değerlendirmeyi de kamuoyu ile paylaşıyor. Bu sektöre ilişkin ciddi bir gizlilik ve bilgisizlik hakim ve bu Parlamento’daki milletvekilleri için de geçerli. Sadece kamuoyunun değil, milletvekillerinin de bu konuda ciddi bir bilgisizlik içerisinde olduğu tespit ediliyor. Bu almanak hem bu mevzuya bakışın, nasıl olması gerektiğini, hem uluslararası alandaki durumu ortaya koyuyor hem de Türkiye’nin bu konudaki tomografisini çekiyor.

 

ÖM: Bu almanakı nasıl elde edebiliriz?

 

AB: TESEV’den elde etmek mümkün ve TESEV’in sitesinde de İngilizce ve Türkçe olarak var.

 

Bu bizim yıllardır konuştuğumuz konu; yani T.C. devletinin tapusunun kimin elinde olduğu meselesi. Bizde bu tapunun Silahlı Kuvvetler’in elinde olduğunu görürüz ve bu tapu hiçbir zaman el değiştirmez ve “asıl olan cumhuriyettir, demokrasi talidir, iç ve dış tehditler varsa, demokrasi de askıya alınabilir” mantığı hakimdir. Bu anlamda, Soğuk Savaş süreci içerisinde tanımlanan iç ve dış tehdidlerle yoğrulduk, NATO kulvarlarında, binbir türlü olay yaşadık. Soğuk Savaş sonrasında ne olduğunu anlayamadık ve hâlâ aynı iç ve dış tehditler mantığı ile bugünlere geldik.

 Türkiye, yani bu alandaki gelişmeleri uygulayacak mı, genişletecek mi, sivil alanın emrine girecek mi askeri alan, yoksa başına buyruk, ikide bir siyaseti küçümseyen asker hakimiyeti devam mı edecek? Zaten ömrümüz boyunca seçilmişlerin, atanmışların küçümsediği bir ülkede yaşadık. Sivil alanı görmezden gelen, sivil alan tanzim edilirken de darbeleri destekleyenleri sivil toplum örgütü olarak nitelendiren bir mantıktan, bir koridordan çıkacak mıyız? Bu alan hesap verilebilir, şeffaf, denetim altına alınan bir alan mı olacak? Biliyorsunuz holding olan bir ordumuz var, TSK Türkiye’nin iktisadi ve sınai hayatında önemli yeri olan bir örgütlenmedir, yargısı ayrıdır, kendilerinin bütçelerine dokunamazsınız. Mesela 30 tane yeni savaş uçağı, F16 alacakmışız, bunu duyduk, bunun süreci ile ilgili Parlamento’da bilgilendirme yok, neden alacağız, nereden alacağız, kimden alacağız?

 

Silah satışına izni Kongre veriyor Amerika’da değil mi?

 

ÖM: Evet. Pentagon’un bu konuda Kongre’yi bilgilendirme zorunluluğu var.

 

AB: Savunma sanayiinin bir raporuna göre, Türk savunma sektörü %80 oranında dışa bağımlıdır, %20’sini herhalde o da nohut, mercimek, vs. gibi şeyler olabilir, içeriden karşılıyor ihtiyaçlarını. Böyle bir bağımlılık varken, bu bağımlılığın nerelere olduğu da belli ve bunların hiçbiri için ne Parlamento’ya ne kamuoyuna bilgi verilmiyor. Tabii gizli olan bir takım şeyleri de olabilir devletlerin.

 

ÖM: Şüphesiz böyle bir ihtiyaç da olabilir, ama bunun için hükümetin ve Parlamento’nun da bütçenin elverişli olup olmadığı konusunda bir denetim getirmesi gerekir. Yoksa askerler böyle bir ihtiyaç gösteriyorlarsa herhalde değerlendirilir.

Bu 30 adet F16 uçağı ve ilgili ekipmanın üç ayrı yerden alınması düşünülüyormuş, Lockheed Martin, BAE System -İngiliz şirketi oluyor-, bir de L3 Communications.

 

AH: Cumartesi günü çıkan haberde, sadece Lockheed Martin vardı. Aslında buradan bile işin ne kadar muğlak olduğu çıkarılabilir diye düşünüyorum.

 

AB: Bunların normal şartlar içerisinde biliniyor olması lazım, biz bunları dış yayınlardan öğreniriz, oralardan duyarız.

 

ÖM: Jane’s Defence Weekly gibi yayınlardan.

 

AB: Çok sık olmamak kaydıyla bütçeyi izlerim. Bütçe görüşmelerinde, Milli Savunma, Genelkurmay, MİT olunca çay ve tost molası verilir basına, o oturumlar çok da çabuk biter, basına kapalı olurdu bu oturumlar.

 

ÖM: Öyle mi?

 

AB: Tabii. 1989 yılına kadar, 89 dahil, Genel Kurul’dan Milli Savunma Bakanlığı, TSK bütçeleri çıktıktan sonra Başkanlık Divanı’na bir önerge verilir, bu önergede denir ki, bu orduya şükran önergesi, her bütçe çıktıktan sonra, kabul edildikten sonra, teşekkür, tebrik ve temenniler kapsamında bir önerge. Bir tane önerge okuyabilir miyim?

 

ÖM: Lütfen.

 

AB: Milli Savunma Bakanlığı bütçesinin kabulü nedeniyle, Silahlı kuvvetlerimize, TBMM’nin sevgi, saygı ve güven duygularının iletilmesine ilişkin siyasi parti grup başkan vekillerinin müşterek önergesi:

 

“Başkan, Sayın milletvekilleri; Meclis’te grubu bulunan 3 siyasi parti grup başkan vekilinin başkanlığımıza hitaben verilmiş bir tezkeresi vardır, okutuyorum. Milli Savunma Bakanlığı 1989 bütçesinin yüce meclisimizce görüşülmesi ve kabulü vesilesiyle vatan ve milletimizin azimli bekçisi ve milli güvenliğimizin teminatı, güçlü, şanlı ve kahraman silahlı kuvvetlerimizin tüm mensuplarına, TBMM’nin sevgi, saygı ve güven duygularını iletilmesini arz ve teklif ederiz. Mükerrem Taşçıoğlu ANAP, Onur Kumbaracıbaşı Sosyal Demokrat Halkçı Parti ve Fuat Onur DYP. Gereği başkanlıkça yerine getirilecek ve silahlı kuvvetlerin değerli mensuplarına duyurulacaktır.”

 

Alkışkar...

 

89 yılı dahil “bütçe tamam orduya selam” töreni yapılır, arada kesintiler var. Durum bu merkezde iken geliyoruz son günlerin açıklamasına. Büyükelçi Kreshmer’in veda konuşmalarından sonra, üç kuvvet komutanının, irtica, AB vs. gibi konuları içeren konuşmalarına... Yakında Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde AB bir tehdit unsuru olarak görülür mü görülmez mi bilemiyorum, ama gittikçe dozu artan bir şekilde AB müzakere sürecini ciddi akamete uğratacak açıklamalar söz konusu. Sonunda mesele, asker ve güvenlik sektörünün Türk siyasi hayatının içerisindeki konumunun tanımlanmasına, nasıl bir mesafe alacağımıza ve denetimine varıyor.

 

ÖM: Genelkurmay Başkanı bugünkü konuşması için, “ne söyleyeceksiniz?” diye sorulunca, “söylemem, filmin sonunu söylemek olur, o zaman da sinemaya gitmezsiniz” demiş. Onun için bekliyoruz.

 

AB: Biliyorsunuz bizim askeri ve güvenlik sektörümüzle medya ilişkileri meselesi son derece önemli. Bilmiyorum siz Medya Konuşmaları’nda bu konuyu işlediniz mi?

 

ÖM: Evet.

 

AB: Güvenlik sektörü ve medya meselesi son derece önemli. Çünkü medya, milli güvenlik siyasetinin bu kavramın, bu iç ve dış tehditlerinin anlatılmasının çok ciddi bir aracıdır. Gazetecilerimizin 28 Şubat’taki durumunu biliyoruz, andıç medyasının ne düzeyde bu işe destek olduğunu. Türkiye’de bazı siviller, sivil kuruluşlar ve siyasetçiler artık demokrasiyi “fasulyeden” oynamak istemiyorlar, istemiyoruz yani. Böyle askerin sürekli tepemde, herşeye itiraz eden, her şeyi senin adına tanımlayan bir konumda olmasını, “fasulyeden bir demokrasiyi” isteyenlerle istemeyenler ciddi bir yol ayrımına gelmiş durumda. Bu “fasulye demokrasisi”nden kurtulmak isteniyor ve almanak da fasulyeden bir demokrasi yerine, daha doğru, gerçek bir demokratik sürecin tanımlanmasına, geliştirilmesine katkıda bulunuyor. Gerçekten çok şey öğrenebileceğiniz bir almanak. Hem TESEV’e hem Ümit Cizre’ye ve katkıda bulunan tüm arkadaşlara teşekkür etmek lazım. Zaten sınırlı konuşulan bir alan, her kesimden eksik bilgiye sahip olduğumuz bir alan; bu anlamda hem Türkiye’de savunma ve güvenlik kavramlarının algılanma biçimlerini kafalarda düzeltmeye çalışan, artık ‘”tehdit değerlendirmesi askerlerin işi değil, siyasilerin işidir” sözünün altını ciddi olarak çizen bir çalışma.

“Bütçe tamam orduya selam” mesajları gönderen siyasetçilerin yerine, gerçekten siyaset erbabının, seçilmişlerin alanının genişlemesini isteyen, bu ilişkilerin çağdaş bir demokratik rejimde nasıl tanzim edilmesi gerektiğini ortaya koyan ve anayasanın içerisine yerleştirilen gizli, milli güvenlik siyasi belgeleriyle, MGK’larla bu ülkenin demokratik sürece, genişletilmiş demokrasiye ulaşamayacağını ortaya koyan bir ciddi bilgi deposu. Bu bilginin hem üretilmesine hem tüketilmesine katkıda bulunmak gerekiyor. Tüketilmesi de medya aracılığıyla oluyor. Blogların bu alanda bilginin yayılmasına katkıda bulunduğunu görüyoruz. Bu alanın tanzim edilmesi gereken bir alan olduğu, eğer bu alanda yerimizde sayarsak, ülkenin de yerinde sayacağını görmek gerekiyor.

 

(2 Ekim 2006 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.)

 

 


Yazıcı formatı Arkadaşına Gönder Yorum Yaz Başa Dön
Aynı Kategoriden

Aynı Yazardan