Anasayfa | Site Haritası | İletişim | Üyelik | About Açık Radyo  
 
 
Açık Dergi
18:05 - 19:00
AKP İkinci Olağan Kongresi'nden İzlenimler
17/11/2006

 

Ekonomi Politik – 136

 

Ömer Madra: Bugün AKP kongresini konuşacağız.

 

Ali Bilge:  AKP kongresi Ecevit’in cenazesinin gölgesinde kaldı,  ama cenaze töreni olmasa da  gölgede kalabilecek bir kongreydi. Hatırlasınız, Açık Radyo’da program yapmaya yeni başladığımız günlerde, AKP ‘nin ilk kongresini de Açık Radyo dinleyicileri için izlemiştim. Gölgede kalan  ve gölgede kalmaya mahkum bir kongreydi bu seferki. Bir güne sıkıştırılmış bir kongreydi ve çok can alıcı meselelere yoğunlaşmak yerine, alkışın, davulun yer aldığı, genel başkanın ve merkezin kutsandığı klasik bir kongre görünümündeydi.

AKP 2. Olağan  Kongresi’ni  iki açıdan  değerlendirmekte fayda var; birincisi, tüzük değişikliklerine ilişkin, genel merkezin yetkilerinin otoritesinin arttırılmasına dönük operasyonlar vardı. AKP, kurulduğundan bu yana geçen 5 yıl içerisinde, 5 kez tüzük değişikliği yapmış, tüzüğündeki 44  maddeyi değiştirmiş, bu sefer de oldukça fazla ve ciddi değişiklikler yapıldı. Yapılan tüzük değişikliklerini sıralarsak; partinin alt birimlerinin sahip olduğu yetkiler üst birimlere devrediliyor, parti disiplin anlayışı ve cezaları değişiyor, cezalar arttırılıyor. Yapılan bu değişikliklerle parti içi  demokrasi azalıyor, partinin tavanı daha da güçlendiriliyor.  Kongrede, AKP’de tabandan tavana doğru var olan yetkileri  ve  karar süreçlerini  yeniden tanımlayan bir dizi tüzük değişikliği oldu.

 

ÖM: Bunların hepsi merkezin güçlendirilmesi ve tabandan gelebilecek inisiyatiflerin bir ölçüde kısıtlanmasına yönelik, öyle mi?

 

AB: Evet. Partinin alt birimlerine ait olan fonksiyonlar azaltılıyor ya da kaldırılıyor, üst birimlere aktarılıyor, örneğin parti organlarını feshetme yetkileri. Bizim siyasi partilerimizin hepsindeki hastalıktır, örneğin parti genel merkezi, bir il veya ilçe yönetim kurulunu feshediyor, daha sonra da genel merkez, bu kurullara kendisi atama yapıyor, yeni tüzük, bu atanan kurulun seçilmiş yönetim kurulu gibi işlev yükleneceğini söylüyor. Bir teşkilatı feshediyorsunuz, yerine atadıklarınızı genelde geçici atarsınız, ayrıca seçilmişler kadar yetkileri de  yoktur atanan kurulların. AKP tüzüğünde yapılan değişiklik, “atananlar seçilmişlerin hakkına sahiptir” diyor. AKP, geçen 4 yılda, demokratikleşmeye  yönelik olarak, ülkenin siyasi ve hukuki hayatını etkileyen, AB müzakere sürecine girerken yapılması  gereken çok önemli reform paketlerinin yasama sürecini tamamladı. Son 1,5 yılda duraksamalar olmasına, reformların uygulanmasında pek çok sorun yaşanmasına, 9. paket  henüz geçmemesine karşın,  çok önemli gelişmelere imza atan bir parti oldu. Çoğunlukla da içerde ve dışarıda  şaşkınlıkla izlenerek, hatta  reddi- miras ederek,  siyasi ve hukuki yaşamımızı etkileyen  demokratikleşme hamlelerinde bulundu, çoğunluğu kâğıt üzerinde kalsa da.

 

Ancak partinin içi bu içeriğin tam tersi, parti içinde demokrasi azalıyor, merkez ve  genel başkan güçlendiriliyor. Oysa AKP’de  genel başkan bu yetkilere bile gerek duymaksızın tek başına bir figür olarak algılanıyor. Geçen sürede görüldü ki, bu partide başbakana  danışmadan, sorulmadan hiçbir şey yapılamıyor.

“Ya başbakan kızarsa”, bu partinin iç sloganı olmuş, bir çeşit iç hastalık, bizim klasiğimiz..  Dolayısıyla, kimsenin fazla bir şey söylemeye cesaret edemediği, tartışmayan bir parti olma konumuna doğru hızla ilerliyor.

Bazı tanıdıklarıma takılıyorum, “sizin partiniz, ya başbakan kızarsa partisi” diyorum.  İlk kongreleri öncesinde de  genel başkanın yetkilerini artıran değişiklikler olmuştu, yeni bir parti olmasından ve beklentilerin güçlü olmasından dolayı pek fazla üstünde durulmamıştı. Ancak biz, o zaman da, bu gelişmeleri gündeme getirmiştik. Kongrede  yapılan tüzük değişikliklerinde sıklet merkezi, parti içi demokrasinin azaltılmasına yönelik, polisiye tedbirler ve farklı düşüncelere geçit verilmemesi gibi konularda gerçekleşti. Peki tüm azaltılan parti içi demokrasiye karşı  delegeler ne yaptı? Hiçbir şey, çıt yok .  Sadece  karşı çıkan tek  bir konuşma var, milletvekili Ersönmez Yarbay’ın konuşması. Parti  kongrelerinde karşı çıkan tek bir kişi olursa, ona da mahallenin delisi muamelesi çekilir, çok önemsenmez ya da önemsenmez görülür. Kongrede AKP’nin  merkez karar yürütme kurulunun ve genel başkanın zırh kalınlığının arttırıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz.  Hatta  bana çok ilginç  gelen gelişmelerden  biri de,  partinin programının değiştirilmesine dönük yetkilerin de genel merkeze aktarılması oldu. Hani tüzük değişikliğini anladım da, benim anlamadığım program değişikliği. Parti programını değiştirme yetkisini, merkez karar ve yürütme kuruluna verdiler. Bu, bir partide olabilecek   feci şeylerden biridir, bir partinin programı tabanda tartışılır ve kongrelerde değişiklikler kabul edilir. Yani, en vasat partide bile bunu görürsünüz, parti kongresinde program değiştirir. Program değişikliği yapma yetkisi merkez karar ve yürütme kuruluna verildi. Böyle bir şeyi pek hatırlamıyorum, yanılabilirim ama hatırlamıyorum.

 

ÖM: İlginç. Bir de genel başkanlığa aday olabilmek için de çok yeni zorluklar getirilmiş durumda anlaşılan, delegelerin en az %20’sinden onay alınıyor.

 

AB: Bu  oran CHP’de de var, partilerin çoğunluğunda da  vardır, parti genel başkanları,   partiyi batırana kadar başkanlığı sürdürebilmek için ömrünü böylesi oranlarla belirler.  %20 oranı ile genel merkezi ve  başkanı devirmek çok zordur, olağanüstü genel kurul toplamak için delegenin %20’sinin imzasını toplamak çok zordur,  bu nedenle partilerimiz içinde muhalefet etmek çok zordur. Ya sizi atarlar, ya siz ayrılırsınız, ya da kıdemli bir siyasetçi olmak istiyorsanız, sinersiniz, kişiliğinizi parti girişindeki vestiyere bırakırsınız, zaten bir süre  sonra vestiyere bıraktığınızı da unutursunuz, tekkeyi bekler durursunuz, yıllar geçer, sonra size, “siyasetin  duayeni” falan derler!

Kongrede yapılan anti demokratik tüzük değişikliklerinden biride şuydu: bir AKP’li, partinin herhangi bir kuruluna, örneğin genel başkanlığa aday oldu, merkez karar yürütme kuruluna aday olamıyor. Tek bir yere aday olabiliyorsunuz, bu da feci bir şey. Yani bir insan genel başkanlığa aday olur, ama muhalefetini merkez karar yürütme kurulunda sürdürür. Bu sert tedbirleri neden alıyorlar, bunu anlamak lazım. Çünkü , Tayyip Erdoğan’ın hali hazırda parti içinde zorlanması gibi  bir durum söz konusu değil. Bu tedbirlere  gerek duymaksızın,  parti içinde ciddi bir hakimiyeti, otoritesi, dediğim dedik durumu söz konusu. Asıl yanıtlanması gereken bu..

 

ÖM: Ona rağmen, “ne olur ne olmaz” diye, geleceğe yönelik bir hesap olduğu söylenebilir mi?

 

AB: Birincisi, cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin bir zapturapt altına alma, yani muhtemel hareketliliği önlemeye dönük olabilir. İkincisi de, Erdoğan cumhurbaşkanlığına seçilirse,   kendisinden sonraki kişinin daha rahat  çalışmasını sağlamak üzere olabilir. Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı adaylığı henüz tam netleşmedi, kongrede  sinyali tam  alamadık ama bu tür spekülasyonlar yapmak mümkün. Aslında, bir  tahammülsüzlük ve korkunun ifadesidir bu tür anti demokratik maddelerin bir parti kongresine  getirilmesi. Bu partide böyle bir durum yok, garip olan bu. Dipten gelen bir dalga var da biz mi göremiyoruz, bilemiyorum. Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde, parti içinde olması beklenen, muhtemel, farklı yönde  hareketliliğe karşı önlem alma, gelecek yeni genel başkana itiraz edeceklere  yönelik  bir caydırma harekatı. Tüm bunlar konuşmayan, tek tip, adeta Stalinist bir parti gibi  bir partiyi tanımlıyor. Başkanın her hal ve koşulda olağanüstü ağırlığının ve   hakimiyetinin olduğu bir parti. Çok  sesliliğe geçit yok!  Farklı sesleri olanlar da,  seslendirme konusunda fazla yürekli değiller, en azından bu aşamada.

 

ÖM: Biraz eski Marksist, Leninist, Bolşevik partisinde öngörüldüğü gibi, “demokratik merkeziyetçilik” diye adlandırılan ama merkezi yönü çok ağır basan bir sisteme doğru evriliyor.

 

AB: Görünen manzara bu. Böyle kongrelere gittiğimde gündeme şöyle bir bakarım, oradan önemli sonuçlar çıkar çünkü. Tüzük ve program değişikliğini gündemde görünce –henüz kongre başlamamıştı-   “bunlar nelerdir? verin bunları”  dedim, “yok” dediler. “Kardeşim bunlar nedir, neler değişecek?” Kongre başlamak üzere, değişikliklerin neler olduğu basına hâlâ verilmiyor. Ersönmez Bey’in konuşmasından anladım ki, bırakın bize,   parti teşkilatına bile tüzük değişikliklerinin neler olacağı bildirilmemiş,  bir gün  önce milletvekillerine dağıtılmış, o da zorlamayla olmuş. Asker gibi olacaksın, itiraz yok, parti içi demokrasinin  pozisyonu budur. Tayyip Erdoğan’ın tasarladığı, AKP’nin parti içindeki demokrasi anlayışı bu kadar.

 

Hatta, “bir partili farklı bir görüş söyledi diye,  niye ihraç kararını getiriyorsunuz?”  sorusuna, bir  AKP yetkilisi, “biz bunu aslında ilk tüzükte unutmuşuz, onu unuttuğumuz için şimdi yerine getiriyoruz” diyebiliyor. Mesela  Dengir Fırat şunları söyledi  “ demokrasi de o kadar fazla olamaz yani! Her şey de konuşulur mu kardeşim, her önüne gelen aday mı olsun?”

 

ÖM: Her kafadan bir ses mi çıkacak?

 

AB: Evet. Öbürü de diyor ki; “biz konuşan parti olamazsak biteriz.” Türkiye’de sağ- sosyal demokrat –sosyalist  partilerinin çoğunluğunda yaşanan hastalıklardır bunlar, 80 öncesindeki  sosyalist partiler de merkeziyetçi yapıdaydılar, farklı konuşan istemezdi,

 

ÖM: Demokratik Sol Parti de, rahmetli Ecevit’in partisi de aynen böyleydi.

 

AB: Tabii iki dudağının arasındaydı. Kongrenin  bu tarafına ciddi olarak bakmak gerekiyor, yapılan  tüzük değişiklikleriyle, parti içinde  diktatoryal –merkeziyetçi durumun ortaya konulması gerekiyor.   İkincisi de, bu parti ikinci döneme hazırlık yapması gereken bir parti. Bu da yok..

 

AH: Ana akım gazeteler tam da bu ikisi arasında bir bağlantı olduğunu söylüyorlar, bu sertleşme ile, Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adayı olacağının anlaşıldığı ve Abdullah Gül’ün ise başbakanlığının bu şekilde garantilenmeye çalışıldığı iddiaları var.

 

AB: Cumhurbaşkanı adaylığı meselesi ilginç, bugüne kadar da Turgut Özal’da da yaşadık, Süleyman Demirel’de de yaşadık, “21,75’ le çıkarsın çıkamazsın” tartışmalarını hatırlayalım.  Süleyman bey daha sorunsuz çıktıydı, Erdal beyin desteği ile..  AKP ve Erdoğan cephesinde Cumhurbaşkanlığı meselesi daha farklı,  malum nedenlerden, türban gibi nedenlerden.  Özal ve Demirel’in bürokratik statüko ile ilişkileri, Erdoğan’dan farklıydı, dolayısıyla henüz Erdoğan’ın kesinleşmiş bir adaylık  pozisyonu yok. Elbette istiyor, telkin ediliyor, ancak  parti içerisine  delegelere  baktığınızda da,  bu konuda çok hevesli olduklarını gösteren  bir izlenim edindiğimi söyleyemem. Dünkü kongrede Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasını vurgulayan  ne bir slogan, ne de bir pankart vardı. Parti yönetimi bu konuda önlem almıştır ama yine de bir şeyler çıkabilirdi.  AKP, ancak 5 yıllık bir parti hali hazırda ve yine de bir durağanlık ve donukluk hakim. İlk kongreyi izlediğimde benzetmek yerindeyse,  sulu erik gibi, -can eriği derler ya-,  öyle bir parti izlenimi ediniyordunuz; beklentileri, heyecanı yüksek. Ancak,  bu kongrede  sulu erik gitmiş, ağzınızı kamaştıran ekşi  bir erik olmuş, ekşi bir parti olmuş.

 

ÖM: O zaman birinci tespit, seçimden çok atamanın yer aldığı, merkeziyetçi yapının güçlendirildiği bir kongre oldu. Bir de “Gül’e yakın olanlara dokunmadı” diye bir haber veriyor Milliyet gazetesinden Abdullah Karakuş bununla ilgili. “Merkez karar ve yürütme kurulu listesinde Gül’e yakın odaklı olanlara dokunulmadı, yeni isimleri de Gül ile birlikte belirledi, dolayısıyla Mayıs 2007’deki Cumhurbaşkanlığı seçimine aday olmaya hazırlandığını gösterdi, yerine de Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ü bırakacağının mesajlarını verdi” diyor.

 

AB: O mesajlar kongre öncesinde de var. Gül ilk 6 ay başbakanlık yapmadı mı? Sonra teslim etti.

 

AH: Kongrede de böyle tanıtılmış galiba?

 

AB: Evet. “Ben Cumhurbaşkanı olursam, Abdullah Gül Başbakandır” mesajı çok açık, kongre öncesinde de açık .

 

ÖM: 58. hükümetin başbakanı.

 

AB: İkinci adamın Abdullah Gül olduğunun altı bir kez daha iyice çizildi orada, ikisi birlikte geldiler ve Gül beş dakika önce girdi vs. , bu tür sinyaller verildi ama Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı hususunun  tam olarak çözümlenip çözümlenmediğinin göstergesi olabilecek  net sinyallerin verildiğini söylemek pek mümkün değil. Görüştüğümüz kişiler içinde de, “ bu iş tamam” diyen yok.  Böyle bir merkeziyetçi yapıda bunların zaten ortaya çıkması zordur, sadece başbakan ve yakın çevresi içinde cereyan eder. Bazı ön  sinyaller verildi, doğrudur, böyle algılanabilir, ama “bu iş böyle gerçekleşecek” demek için daha erken.

 

ÖM: “13 ayrı maddelik tüzük değişikliği var” dediniz, il kongreleri de önceden çok sıkıntılı olmuş, bir çok kavga varmış ve tek aday isteniyor hepsinden anlaşılan. Ama düşüremeyince de ertelenmiş oluyor kongreler. Bunlar aslında çok alışık olduğumuz şeyleraslında, maalesef bir yandan reformları yaparken bir yandan da kendi partisi içinde demokrasi açısından sakıncalı bir gidişat var gibi görünüyor.

 

AB: Evet işin bu tarafı böyle. AKP, geçen 4 yılda nasıl bir parti oldu? İslami siyaset kökeninden gelen bir kadro , ilk kongrelerinde “muhafazakâr demokrat”lık üzerine bir   broşür dağıtıldı. Muhafazakâr demokratlık neyin nesi, bu şekilde mi olacak, merkeze mi oturacak? Bunları pek anlayamadık. Bu kongrede broşür de yok. Erdoğan, “merkez partisiyiz” diyor ama hangi zeminde bir parti oldukları tam anlaşılamıyor. 4 yılda nasıl bir parti oldular ve olacakları hakkında net bir resim çizemediler,  bu  parti  daha çok merdiven altı konuşmaları olan bir parti, garaj partisi. Büyük merkez  partileri  organlarıyla yaşar, iyi kötü organlar konuşturulur, organlar çalışır, bu parti daha çok merdiven altında konuşuyor, ayaküstü  konuşan derinlik sunamayan  bir parti. Mesela siz iktidardasınız, 4 yılınızı tamamlamışsınız, şu ya da bu şekilde AB sürecine imza atmışsınız;  öyleyse ikinci döneme ilişkin  bir şeyler söyleyin, AB  konusunda bir netlik sunun,  Kıbrıs konusunda net olun. “Kürt sorunu vardır” dediniz, sonra geri adım attınız, sosyal politikalar ne olacak, istihdam, çözülememiş en önemli sorunlardan  biri işsizlik, erimiyor.

 

Delege iki türlüdür, bir semirmişler vardır, onlar geleceğe umutla bakıyor, bir önceki kongreden bu kongreye şişmişler zaten. Bir de sönmüşler var garibim, onlar yoksul Anadolu’dan  gelmiş, “Tayyip, Tayyip” diyor, ama gözler çukur. Bunlarda, sönmüşlerin durumunda hiçbir gelişme de yok, somut söyleyecek bir söz de yok. Birinci dönemde beklenti neydi, neyin üzerine dayanarak geldin? Yolsuzluklar üzerine dayanarak, AB ipine  sarılarak geldin, şimdi yine birinci parti olacaksın, öyle görünüyor, neye dayanarak birinci parti olacaksın? Ortaya konan bir şey yok, bu açıdan da gerçekten ikinci dönem hazırlığı olan bir parti görünümünde değil, zeminsizler. Borç ekonomisindesin, nasıl sonuçlandıracaksın pek çok meseleyi, bunları ortaya koy. Bunlar yok. Yapılan işler yok mu? Var, ama  bölünmüş yol vurgulayarak gelecek iktidarı tanımlayamazsın. Temel meselelere ilişkin çözümün, sözün ne?  İkinci dönemine giriyorsun,  sığsın, sözün tekrardan öteye girmiyor, hedef  dokümanın yok, üstelik kendini doğru dürüst tanımlayamıyorsun. 

AKP, bu anlamda ekşi tat veriyor, söylemek istediğim bu. Ne  diyordun? “Yolsuzluklarla mücadele,” diyordun, “hesap soracağım” diyordun,  yolsuzluklarla ne kadar mücadele ettin? Geliş sebebin bu değil mi? Yolsuzluk içerisindeki merkez  batağı seni çıkarttı, iktidar yaptı, ayrıca  AB perspektifi  sunman seni iktidarda dik tuttu. Ancak, AB projesini nasıl taşıyacağız,  Kıbrıs’ta ne kararı verdin? Bunlar bir kongrede konuşulmayacak da nerede konuşulacak? Bu anlamda eksiklikleri çok olan bir parti, yani bir büyüklük var ama, “dağ bir şey vermiyor” derler ya, işte öyle . Evet, AKP birinci parti, ama küfede neler var? Kurumuş zerzevat var. Enerjisi olan bir kongre değildi, “can eriği” kongresi değildi.  İlki ile ikincisi arasında tespit edebildiğim farklar bunlar sanırım.

 

ÖM: Yine de bu kıyaslamalar çok ilginç.

 

(13 Kasım 2006 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.)

 


Yazıcı formatı Arkadaşına Gönder Yorum Yaz Başa Dön
Aynı Kategoriden

Aynı Yazardan