Anasayfa | Site Haritası | İletişim | Üyelik | About Açık Radyo  
 
 
Açık Radyo Müzikleri
04:15 - 06:30
Darbe Planları Üzerine
11/04/2007

 

Ömer Madra: Emekli oramiral Özden Örnek’in tartışma yaratan günlüğü konusunu konuşacağız. Nokta dergisinde çok kapsamlı bir haber yayımlandı.

 

Ali Bilge: 2000 sayfalık bir hatırat, 1957 yılından itibaren, Özden Örnek’in askeri eğitime katıldığından itibaren tuttuğu iddia edilen, anı- günlük demetinin içerisinden son yılların siyasi meselelerine dönük, darbeleri de içeren 50 sayfalık kısmını,  Nokta dergisi gündeme getirdi. Günlüklerin sahibi olduğu söylenen, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı olan Özden Örnek yalanladı, bir yalanlama da Cumhurbaşkanlı’ğından geldi.

 

AH: Cumhurbaşkanlığı neyi yalanladı?

 

AB: Anılarda,  Cumhurbaşkanı’nın da  yer aldığı bazı görüşmeler ve konuşmalar  bulunuyor, Cumhurbaşkanı, “böyle konuşmalar  olmadı” dedi. Ancak Cumhurbaşkanı  dışında bir yığın aktör var günlüklerde ,  dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı,  Jandarma Genel Komutanı, Hava Kuvvetleri Komutanı, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök gibi pek çok  isim var.  Hatıratın sahibi  Özden Örnek ve Necdet Sezer dışındakilerden, şu ana kadar benim bildiğim, bir yalanlama gelmedi. Onları da çok  merakla bekliyorum  doğrusu.

 

ÖM: Hepimizin beklediği bir şey bu. Cumhurbaşkanı’nın yalanlaması da bir cümlelik anladığım kadarıyla.

 

AB: Anılar  önce internet sitesinde yayınlanıyor, ardından tamamı Nokta’ya geliyor, Alper Görmüş de çok güzel bir şekilde ifade ediyor , “ele geçirdik” demiyor, “gönderildi”  diyor. Ön yazısı da son derece hoş, zarif bir yazı . Bizim  tarzı hayatımız darbeler tarihidir,  cumhuriyet tarihimiz,  Tanzimat’tan bu yana siyasi tarihimiz önemli ölçüde  darbeler toplamıdır. Ülkemizde, darbe sektörü bayağı iyi çalışan bir sektör, bir türlü bunalıma girmiyor, resesyonu yok bu sektörün. Sürekli devinim içerisindeki bu endüstri, aslında askerler kadar akademisyenlere ve gazetecilere de inanılmaz bir deneyim, okuma,  çözümleme alanı yaratıyor. Türkiye’nin  darbeleriyle, darbe girişimleriyle , ‘darbemsi meselelerle’   Türkiye’de yaşayan insanlar,  yakından ilgilenmek durumuyla karşı karşıya kalıyorlar. Geriye dönük baktığımızda, 1950’den sonraki dönemde,  3 tane darbemiz, 6-7 tane darbe girişimimiz var.

 

ÖM: 1960’taki darbeden sonra bir başbakan, bir dışişleri bakanı, bir de maliye bakanı asıldı.

 

AB: Evet idamlarımız da çoktur. Enteresandır, idamları yapan asker, idam ettiği kişilerin itibarı iade edilirken selam durur! Çoğunlukla çok partili demokrasiye geçildikten sonra darbelerden söz edilir. 1938’le 1950  ve  1923-38  arasındaki meseleler pek konuşulmaz. Bu dönemlere ilişkin yapılmış bazı araştırmalar  az da olsa bulunuyor. Özellikle, Silahlı Kuvvetler içindeki gizli örgütlenmeleri anlatan  1938-50 dönemine yönelik  bazı çalışmalar var. 

1923-38  dönemi  daha kapalı bir dönem, bu döneme ilişkin  çok fazla şey bilmiyoruz. Ancak Cumhuriyet, çoğunlukla asker kökenli insanların kurduğu bir yönetim  olduğu için, asker  ve İttihat Terakki kökenli bu insanlar sürekli birbirlerini kollarlar. Dikkat ederseniz, bu tür sızmalar, yani darbe girişimlerinin dışarıya sızması aralarında uyumsuzluk başladığında oluyor. Tarihte de  hep böyledir.  En eski askeri darbe girişimi ne zaman olmuş biliyor musunuz? 1859 yılında olmuş, ama çok komik, darbeyi yapanlar arasından birisi  padişaha jurnalde bulununca, darbenin başındaki kişi, Tanzimat’ın Âli Paşası’dır, aynı zamanda  soruşturma kurulunun da başkanı olmuş. Ve birbirlerini, kendilerini soruşturmuşlar! Yine bir kaç kelle gitmiş. 1960 darbesinde de, aralarından birisi, Samet Kuşçu, gider darbe yapılacağını iktidara   ihbar eder. Darbeci arkadaşları, yani ihbar edilenler önce gözaltına alınır, serbest bırakılır, darbe olacağını ihbar eden Samet Kuşçu tutuklanır, mahkum olur ve  hapis yatar. Benzer bir durum 12 Mart’ta da vardır, darbeciler birbirlerine düşerler, bunu siz de ben de biraz biliyoruz, malum 12 Mart öncesindeki, 9 Mart darbesi akamete uğrar.

 

ÖM: Faruk Gürler.

 

AB: Evet, Faruk Gürler ve Muhsin Batur ve Cumhuriyet gazetesinin de seçkin temsilcilerinin, dönemin ‘sol’ liderlerinin, içinde yer aldığı Baasçı bir darbe planlanırken,  yine  iktidar paylaşılamaz, kimin cumhurbaşkanı, kimin başbakan, kimin ne olacağı konusunda askerler arasında bir birlik sağlanamaz ve darbe daha çok , Faik Türün,  Memduh Tağmaç kontrolüne girer, ama 9 Mart içinde yer alan kimi  asli unsurlar 12 Mart’ın da asli unsurları olurlar. Bir kısım 9 Martçılar da  diğer arkadaşlarını “satışa getirmiş” olurlar.  9 Mart generalleri de yargılanır, Madanoğlu, Celil Gürkan, gibi generaller... Türkiye  darbeler alanında  ciddi bir külliyata sahiptir. Tanzimat’tan bu yana araştırılırsa bilinmeyen daha neler neler çıkar. 60  darbesinden  sonra, ihtilalin ilk çekirdek kadrosunda bulunan Talat Aydemir, kendisinin kadroya dahil edilmemesini içine bir türlü  sindiremez.

 

ÖM: İkinci bir darbe denemesi.

 

AB: İki kez darbe yapar. Burada komik hikâyelerden bir tanesi şu, Ankara’da Saraçoğlu mahallesini bilirsiniz, devlet erkânının lojmanları buradadır. 1940-85 arasında en üst düzey bürokratların mekânıdır. 22 Şubat 1962’de ve 23 Mayıs 1963‘te darbe girişiminde bulunan ve daha sonra Binbaşı Fethi Gürcan’la birlikte idam edilen Harp Okulu Komutanı Kurmay Albay Talat Aydemir’le dönemin Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay aynı binada oturmaktadırlar, Alt katta Talat  Aydemir, üstte de Genelkurmay Başkanı Sunay oturuyor. Yani  sonuçta,  alt komşu üst komşuya darbe yapıyor! Komik bir durum  yani, siz siz olun alt komşuya hep dikkat edin, ne olur ne olmaz! Böyle enteresan durumlar da olabiliyor. Dolayısıyla, Özden Bey’in günlükleri ve orada yazılanlar yakın tarihi biraz gözden geçirmiş olanlar için kesinlikle şaşırtıcı sayılmaz.

 

AH: Burada ilginç bir nokta daha yok mu? Aslında demin söylediklerinizden sonra çok ilginç bir yanı kalmadı ama yine de bana ilginç gelmeye devam ediyor. Genelkurmay Başkanı bypass edilerek kuvvet komutanlarının yaptığı bir darbe, Genelkurmay Başkanı bundan haberdar oluyor ve bir çeşit kulak çekme ile konu kapatılıyor. Yani kendisine karşı da yapılacak bir darbe anladığım kadarıyla bu.

 

AB: Manzarayı şöyle okumak lazım; mesela İkinci Başkanı ve Kara Kuvvetleri’ni  yanına almadan darbe yapamazsın, İkinci Başkan önemli. 12 Eylül’de darbenin beyni,  Genel Kurmay 2. Başkanı  Org. Haydar Saltık’tır. Günlükleri incelediğinizde  gerçekten kuvvet komutanları arasında  ciddi bir uyumsuzluk var. Her şeyden evvel, günlüklerdeki darbe planlamalarının olduğu süreçte, biz Açık Radyo’da, darbe ve  benzeri gelişmeleri ve olasılıkları hep konuştuk. Açık Radyo ya 2003’te katıldım sanıyorum ve hatırlarsanız bu süreç hep böyle diken üstünde geçti. Benim naçizane bir değerlendirmem vardı Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök hakkında, belki Özkök üzerine ilk değerlendirmelerden biridir. Hilmi Özkök’ün “dönem açısından bir şans olduğunu” söylüyordum. Hem altına ayar çekmeye çalışıyor –bu lafı kullandığımı hatırlıyorum- “hem de üstte hükümete ayar çekmeye çalışıyor” demiştim . “Cumhurbaşkanı’nın yapmadığı fonksiyonu Özkök üstlendi” demiştim. Gerçekten Cumhurbaşkanı daha çok taraftı ve gerginlik üzerine çalıştı. Hilmi Özkök, bu zor  görevi 4 yıl boyunca  yürüttü, bu süreci yönetmeye çalıştı, günlüklerde bu durum  anlaşılıyor, ne kadar zor bir görev. Sürekli her yemekte darbe yapalım diyen bir komuta konseyi var. Tabii burada tonlar farklı, yani Özden Bey ile Aytaç Bey’in yaklaşımıyla, Uygur’la Fırtına’nın  yaklaşımları farklı, ciddi uyumsuzluk  ve  çözülme var. Yani “nerede eski darbeler!” dedirtecek  bir çözülme ve uyumsuzluk var, Darbe için bir model kuramıyorsunuz, gerekçe oluşturmakta sıkıntı içindesiniz, darbe yapmak suretiyle destek bulan bir  siyasal güce dönüşemiyorsunuz. Askeri,- silahlı  güç,  siyasal güce dönüşemiyor. Günlükler, Özkök yorumumuzda bizi haklı çıkarttı.  Özkök faktörünü bu nedenle hatırlatmak istedim. 2006 Ağustosu’nda  Hilmi  Özkök’ün,  Genel Kurmay Başkanlığı’nı bırakırken yaptığı veda konuşmasında dikkatimi çeken bir husus vardı; programlarımızda bu konuşmayı da değerlendirmişiz. Konuşmasında diyor ki; “Geçmişe yönelik detaylı bir değerlendirme ve özeleştiri yapmayacağım. Modern teknolojinin yönetilenler gözünde liderleri,  her yaptığı bilinen bir konuma getirdiği, bu teknoloji çağında geçmişte olup bitenleri herkes bilmektedir. Komuta ettiğim dönemin değerlendirilmesini TSK’na mensuplarına bıraktım.” Hemen arkasından da Özkök, 2 yıl boyunca konuşmayacağına basına söylemişti.

 

Darbe günlüklerinin geçtiği  dönem halen devam eden dönemdir, alerjik bir dönemdir,  2002 sonunda  AKP iktidara geliyor, geçmişte siyasi İslam bağlantıları gündemde, değiştiğine  kimse inanmıyor. 2 Kasım  2002 günü seçimler oldu, 5 Kasım günü “bu işi nasıl devirebiliriz” diye toplantılar başladı hem askeri cenahta , hem sivil cenahta. Ancak, TSK’nın  2003 sonrasında, 28 Şubat benzeri bir model üretemediğini günlüklerden anlıyoruz. Yapamıyorlar bir türlü mutabakat sağlayamıyorlar,  aslında üzerinde durulması gereken, analiz edilmesi gereken,  önemli olan budur. Bir  gerekçe ve model üretemiyorlar ve bir çözülme söz konusu. Ancak, bazı önemli farkındalıklar da var. Mustafa Kemal’e ilişkin yorumlar enteresan, kendi içlerindeki kapanıklığı da tahlil ediyor. Tabii bunlar sayın Örnek tarafından yalanlanıyor, ancak üç aşağı beş yukarı, TSK içindeki dönemin generallerinin -yaklaşık 200 küsur general var-   emekli olduktan sonraki açıklamalarında ve eylemlerinde bu halet-i ruhiyeyi görebiliriz. Pek çok üst generalin ‘darbe ve darbemsi işlerin’  sözcülüğünü üstlendiğine bizzat şahit olmuştuk. Ancak günlükler, kendi aralarındaki itiş kakışların da ciddi bir profilini veriyor. Elbette diyalogların düzeyi ve kalitesi hakkında da..

 

ÖM: Peki Özden de “günlük yoktur, mevcut değildir” diyor öyle mi?

 

AB: Evet, “komutanlık süresi içindeki randevu defterimdeki bilgilerden derlenmiş toparlanmış” diyor. Şimdi böyle bir iddia ortaya konmuş, iddia da “darbe”, hem de 2 darbe, birileri -ki içerden birileri olmadan olmaz-,  darbe iddialarını içeren günlükleri  bir yayın organına  getirmişler, bunlar yayımlanmış, ortalığın yıkılması lazım, meselenin soruşturulması lazım, hem kamuoyu araçları tarafından hem de  esasen hukuki olarak. Ancak merkez medyada olması gereken ses çıkmadı bu günlüklere ilişkin. Hukukçular da sessiz bir vaziyette. Örneğin barolar nerede?  Bu iddiaların  soruşturulması gerekmiyor mu? Sonuçta önemli bir haftalık dergi bunu gündemine taşımış,  bağımsız bir yayın politikası olduğunu da görüyoruz, bağımsız bile olmasa  iddialar çok önemli dikkate alınması gerekmiyor mu? Hukukçuların konuyu  incelemesi soruşturması  gerekmiyor mu?

 

ÖM: Milliyet köşe yazarlarından Hasan Cemal de bu konuda bir şey yazmış “Nokta’nın bu yayınına kayıtsız kalınamaz diyor. Emekli oramiralin bu günlüğü tutmadığını varsaysak bile yine de yayına kayıtsız kalınamaz çünkü yargı bu işe yarar” diyor.

 

AH: İşlenmiş olan suç nedir acaba? Aslında biliyorum ama...

 

AB: Şimdi ikimiz aynı radyoda program yapıyoruz, ikimiz de AKP’den hoşlanmıyoruz, iktidara karşıyız, kafa kafaya verip  bir darbe planlamasına girişiyoruz, Darbenin adına da “açıkgöz” diyoruz  diyelim.  Yaptığımız her şey gizli, gizli bir örgüt kurup,  böyle bir darbe girişiminde bulunduğumuzda, hukuksal ve siyasal olarak, demokratik sistemi, anayasal sistemi  kaldıran yapılandırmalar içerisinde oluyoruz, değil mi?  Bir süre sonra  durum ortaya çıkıyor ve yargılanıyoruz. Şimdi darbeciler olarak  biz yargılanıyoruz da , bunu asker yapınca niye yargılanmıyor? Niye soruşturma kapsamına alınmıyor, alınması çok  özel izne bağlı?

 

28 Şubat’ta,  Batı Çalışma Grubu’nu ve faaliyetlerini , gözümüzün önünde açıkladılar, TSK içerisinde gizli örgüt kurmak mubah bir şey midir? TSK görev ve yetkilerinde darbe  yapmak ve gizli örgüt kurmak sayılmış mıdır?  Batı Çalışma Grubu kimdi, neydi, neler yaptı? Bütçesi var mıydı? Bütçesini kimler harcadı?  vs. Gizli bir örgüt  değil miydi? Nokta dergisinin yayımladığı  günlüklerde yazılanlar ve daha sonraki “Ayışığı” darbesine ilişkin çizelgeler, ciddi bir mesai harcandığının göstergesi.

Pek çok kişi ciddi bir zaman harcıyor, teşkilat var,  enerji var,  harcama var, örgüt var ve gizli yapılıyor işler. Neden yapılıyor? Seçimle gelen ve beğenmediğiniz iktidarı uzaklaştırmak için.  Efendim, ben de beğenmiyorum, darbe mi yapmalıyım, gizli örgüt mü kurmalıyım? Çok ayrıntılı işlerdir bunlar..  

 

ÖM: Çok ayrıntılı şeyler var. 2003 sonlarına doğru Erdoğan hükümetine karşı, 1997’de yapılan ve ‘post modern’ diye adlandırılan darbenin bir yenisini yapmak üzere hazırlık yapıldığı iddiası var bu sayfaların arasında. Medya ile temas var, bazı işadamlarının da nabzı yoklanmış.

 

AH: Sadece bununla kalınmamış, aslında planlamanın bence en tehlikeli yanlarından biri belki de ‘halk hareketi’ başlatılması. Üniversitelerin, sendikaların sokağa dökülmesi, ‘Cumhuriyet elden gidiyor’ şeklinde bir durumun yayılması, ardından darbe yapılması ki şu anda Atatürkçü Düşünce Derneği’nin başkanı o dönemin Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur bu tip kampanyalar yapmaya devam ediyor, eğer doğruysa günlükte şöyle geçiyor; darbe durumu ortaya çıktıktan sonra, illa ve illa devam etmek isteyen, Şener Eruygur olmuş yine.

 

ÖM: Cumhurbaşkanı ile ilgili olarak ne söylendiğini bilmiyoruz tabii, ama, “akşam Cumhurbaşkanı’nın yemeğine gittik, sanki ümidini kaybetmekte olduğuna dair intiba uyandı” şeklinde ifadeler var, hatta eşi de Kara Kuvvetleri Komutanı’na eğilerek, “siz de gidince ne olacak?” demiş gibi bir açıklama var. Sezer’den de “Nokta dergisinde yazılanlar gerçeği yansıtmamaktadır” şeklinde çok kısa bir açıklamayla yalanlama geldi.

 

AB: İki tane yalanlama var, biri günlüğün sahibinden, biri de cumhurbaşkanından. İkisinin dışında günlüklerde bir bölük insan var, gazeteciler, üniversite rektörleri, işadamları... Bunların hiçbirinden ses yok şu ana kadar,  bu nedenle halihazırda günlüklerin önemi daha da artıyor.

Günlüklerde saptanması gereken önemli hususlardan bir tanesi de şu: TSK’nın kendi iç bünyesi içerisinde gerekçeli bir darbe modeli üretemediğini görüyorsunuz. 28 Şubat modeli bile iş  yapamıyor.  “Darbeyi  sivillerin üzerinden yapalım” mantığı geçerli, fakat işleyemiyor. Günlüklerdeki darbecilikle 28 Şubat’ın farkı ne? 28 Şubat’ta, ‘STK’ denilen TİSK, TÜSİAD, TOBB, TURKİŞ gibi kuruluşların ve diğerlerinin desteğini alıyorsunuz, -elbette, bunlarda  nasıl sivil toplum kuruluşlarıysa,  bütün tarihleri boyunca darbelere onay verdiler, darbe anayasalarını onayladılar, üstelik bunların çoğu çıkar örgütleridir, hatta kimileri, vergi benzeri katılım bedelleri alırlar, emekli askerlere harcarlar, bu nedenle de sivil değildirler- bu sefer bu örgütlerin bile  desteğini alamıyorsunuz, yanaşmıyorlar, dolayısıyla ‘hain’ oluyorlar. Basın da yanaşmıyor. Basının da meseleye çok katkıda bulunacak bir konumda olmadığını görüyorsunuz. Dolayısıyla ittifak toplayamıyor. Yandaşı nereden toplamaya çalışıyor? Asker dışı diğer güvenlik bürokrasisinden , yargı bürokrasisinden, yüksek öğrenim bürokrasisinden - kusura bakmasınlar  ben bunlara ‘akademisyen’ diyemiyorum-  bir rektör gidiyor bir kuvvet komutanına  “abi, YÖK başkanlığına  aday olayım mı?” diyor,  Komutan da diyor ki “ biz komite konseyinde konuştuk, falanca olacak, sen olma, bekle”  diyor. Düşünebiliyor musunuz durumu? İnsanın tüyleri diken diken oluyor; rektörsünüz, YÖK’e başkan olmak istiyorsunuz, Kuvvet Komutanı’na gidip “aday olayım mı?” diye soruyorsunuz, “yok, olma” diyor o da. Bunlara akademisyen, bilim insanı falan denir mi? 

 

ÖM: Aslında bir de Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın basının TSK’ye karşı tutumunu ‘olumlu’ ve ‘olumsuz’ diye not edip, olumsuz olanları da akredite etmemesi, şeklinde bir andıç vardı. Andıç doğrudur, 12 Ekim’de çalındı, siyasi ortam dikkate alınarak bekletildi ve 8 Mart’ta devreye sokuldu deniyor.

 

AB: Andıç hazırlamak, TSK’nın görev ve hizmet kapsamında bir şey mi, böyle bir şey biliyor musunuz? Yani TSK andıç hazırlar, sivil kuvvetler andıç hazırlamaz, Ali Bilge andıç hazırlarsa mesela, ‘vatansever generaller’ ve ‘vatan sevmeyen generaller’ gibi bir ayrım yapsam. Doğru bir şey mi yapmış olurum?

 

ÖM: Asıl sormak istediğim şeylerden bir tanesi de, bunca darbeden sonra, sayısız insanı çok ciddi olarak bir olumsuz şekilde etkileyen, ölüm, hapis, işkence, işsizlik ve pek çok ciddi manevi soruna da yol açan bu darbelerin sonunda, Türkiye’de bir türlü işleyen iyi bir demokrasi de kurulamadığı da göz önüne alınırsa, neden sürekli olarak darbede ısrar ediliyor? Darbe işe yarayan bir şey değil gibi görünüyor çünkü sürekli olarak yenilerinin yapılmasına yol açıyor. Bir tanesinden sonuç alınsa mesela, harika bir rejim kursalardı darbelerden bir tanesinde, mükemmel bir demokrasi getirseydi darbeciler o zaman belki iyi olurdu ama yapamadılar.

 

AB: Bu umman bir konu.Türkiye Cumhuriyetinin kurucu kadrolarına baktığımızda,  Osmanlı’nın son döneminde görev almış, geçen yüzyılın ilk yıllarında serpilmiş  askeri bürokrasisinin egemenliğini görürüz. Paşaların oluşturduğu askeri yapı, cumhuriyeti kurmuştur. Öncelikle kuruluştan gelen meseleler, yaklaşımlar var.  Temel de askeri kadrolar  ‘malın sahibi biziz,  cumhuriyetin sahibi biziz,  demokrasiden ziyade cumhuriyet önemlidir, sahipliğimiz  kolay kolay da kalkmaz”  diyorlar. Siyasi  ve iktisadi  bir güç odağı haline gelmişler. 82 anayasası ile birlikte veto ve vesayet altında bir parlamento kurgulamış,  yasama ve yürütme cılız ve yetersiz. Dikkat çekilmesi gereken diğer önemli husus da şu; günlüklerde yazılan  darbe mesaisi  sırasında,  askerin yönetim içinde etkisinin azaltıldığı, demokratik adımların ivme kazandığı AB süreci  işliyor. Ve darbeci günlüklerine göre,mevzi kaybediyorlar,  gerilemek zorunda kalıyorlar. Askerin  sistem içindeki etkinliğinin azaltılmasına yönelik gelişmelerin, yani demokratik gelişmelerin, askerin gerilemesinin, darbe pozisyonlarının polarize olmasında, çözülmesinde, topyekûn hareket etme kabiliyetini yitirmesinde, son olarak deşifre olmasında ciddi katkısı olduğunu düşünüyorum. AB süreci, TSK’yı hem darbeye teşvik ve sevk etmiştir, hem de darbenin gerçekleştirilmesine engel olmuş, darbecilerin çözülmesine, gerekçeli model üretememelerine neden olmuştur. Ayrıca  AB süreci kadar; darbe günlüklerinin tutulduğu dönem içindeki 3 devedişi konuyu kenara bırakarakmeseleyi analiz etmek yanlış olur. 1- Kıbrıs’ta çözüm arayışları 2- Irak tezkeresi, ABD ilişkileri, Kürt sorunu 3- AB gelişmeleri. Bu konuları ve yapılamayan darbeleri birlikte değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum.   

Tabii burada bir gazeteci olarak  beni en fazla  heyecanlandıran, aklımdan çıkaramadığım şu; ‘gazetecilik’ şu anda Hilmi  Özkök’ü ve Aytaç Yalman’ı  konuşturmaktır. Çünkü önemli aktörlerden ikisi  onlardır.  Özkök hakkında söylenenleri  anımsayalım, ismi ‘gerici’ye, ‘gavur paşa’ya çıkarılmıştı, nitekim anılarda da  görülüyor, Özkök çok önemli, girift bir konumda. Bundan sonraki aşamada,  yeni gelişmeler ve açıklamalar beklemek lazım, ama zamanını tayin etmek pek mümkün değil. Önümüzdeki günlerde Cumhurbaşkanlığı konusu var. Cumhurbaşkanlığı seçimleri genelde sancılıdır. Düşünün, Atatürk vefat etmiş, Meclis’te İsmet Paşa’nın  Cumhurbaşkanlığı oylaması yapılıyor, Meclis askerler tarafından kuşatılmış durumda.  Kolay değildir bu işler, hep böyle asker işin içindedir. 1973 cumhurbaşkanlığı görüşmeleri yapılırken, askerler tarafından Meclis koridorları basılmıştır. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine 15 gün var, -ki  bundan sonraki  programımız sanıyorum adayın belirlenmeye çalışıldığı günlerde olacak. Şu günlerde, iktidar darbe günlüklerine kayıtsız gibi görünüyor. Elbette, cumhurbaşkanlığı sürecinde psikolojik olarak günlüklerden  yararlanmaya çalışacaktır. Günlükler, Meclis’e getirilmesi gereken bir konu aslında, gerçekten böyle planlar var mı, bir  araştırma  komisyonunun kurulması lazım, en önemlisi yargının incelemesi lazım.Danıştay baskını, Hırant Dink cinayeti gibi mevzularla rejimi kollayan, sivil olan ve olmayan örgütlenmelerin bağlantısı nedir? Hırant Dink olayında bütün devletin kurumlarının içinde yer aldığını, iktidar karşıtı, rejim koruyucusu ‘sivil’ örgütlenmelerin içinde bulunduğu, siyasal partilerin gençlik uzantılarının, resmi örgütlerin içinde bulunduğu ortaya yavaş yavaş çıkmaktadır. Dolayısıyla, darbe günlüklerine ilişkin meseleyi bu bakış içinde değerlendirmekte fayda var. Bizim, gazetecilerin, akademisyenlerin  yakından izlemesi  gereken bir  durum,  hiç gündemden düşürmeden kovalamalıyız. Ayrıca günlükler, TSK’nın entelektüel zaviyesini, ciddiyetini, terbiyesini, mesai kalitesini  anlamak için de önemli belgeler aynı zamanda. TSK’nın farkındalıklarını  anlaşılması ve sorgulanması için de önemli bir doküman. Bizim görevimiz sorgulamak, zaten biz bu işi bu süre içerisinde yaptık, yani sivilleşme yanlılarıyla,   Türkiye’de yönetimde askerin etkinliğinin devam etmesini isteyenler arasındaki çatışma-mücadele devam ediyor. Hayatımız zor, bunları konuşmak da zor.

 



(2 Nisan 2007 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.)

 

 


Yazıcı formatı Arkadaşına Gönder Yorum Yaz Başa Dön
Aynı Kategoriden

Aynı Yazardan