Anasayfa | Site Haritası | İletişim | Üyelik | About Açık Radyo  
 
 
Açık Radyo Müzikleri
04:15 - 06:30
Seçim Öncesinde Rize'den İzlenimler
27/06/2007

 

Ali Bilge: 3 gündür Rize’deyim, iki başbakan çıkartan bir il Rize. Seçim havasını da  biraz  izleme fırsatı buldum.

 

Ömer Madra: Ona geçmeden önce, çok yoğun sıcak dalgasıyla boğuştuğumuz bir haftasonunda siz oradaydınız, Karadeniz genel olarak serin ve yağışlıdır, dolayısıyla nasıldı izlenimleriniz?

 

AB: “Tarihimizde bu kadar az yağış düşen bir yıl olmadı” diyorlar. Bu  sabah bir yağış oldu ama Karadeniz’in o bildik coşkun yağmurlarından değildi,  Mayıs ayında  hiç yağmur yağmamış.  Temmuz-Ağustos aylarında sellere sebebiyet veren türden yağışlar olduğu söyleniyor, ama  bu yıl  çok fazla beklenmiyor. Türkiye genelindeki  durum burada da  görülüyor. Burada yağışsızlık  gözünüzün önündeki  bitki örtüsüne baktığınızda   çok bariz bir şekilde hissedilmiyor, ancak biz   gezi vesilesi  ile  3 yaylaya çıktık, Kaçkarlar’ın zirvelerine yakın yaylalara uzandık.  Yaylalarda bulunan  buzulları gözlemleme fırsatı bulduk. Türkiye’nin zaten çok fazla buzulu  yok, Ağrı’da, Cilo’da, Süphan’da bir de Kaçkarlar’da var. Süphan ve Cilo’da buzulların büyük bir kısmı erimiş, Aladağlar ve Erciyes’te zaten kalmamış. Gezdiğim  yerlerde az miktarda da olsa buzullara rastlıyorsunuz, ama onlar da herhalde son yıllarını yaşıyor.

 

ÖM: Gaziantep Üniversitesi’ne bağlı olarak çalışan Ökkeş Kesici, bu konuda ayrıntılı bir araştırma yapıp yayımlamıştı, TUBİTAK çerçevesi içinde. Orada Türkiye’deki buzulların %97’sinin eridiği ve bu erimenin de en fazla son yüzyıl içinde olduğu belirtiliyordu.

 

AB: Ben, ilk defa bu buzulları yakından gördüm,  özellikle Fırtına Vadisi boyunca uzanan, Ayder, Kavrum,  Han Düzlüğü, ve Çağırankaya yaylalarına çıktık. Bu yüksekliklerde  hâlâ  az da   olsa buzullara rastlamak mümkün. Onlar da eriyor, durum böyle devam ettiği müddetçe Türkiye’de bu görüntülere, dağların  zirvelerindeki beyaz parçalara hiç rastlamayacağız.

 

ÖM: Ama eriyen buzullara karşılık yeni yapılan otoyolları göreceğiz.

AB: Evet, evet. Özellikle otoyollar, bölgede konuşulan konuların başında geliyor ,  artık  siyasete ve ekonomiye de  geçebiliriz. Karadeniz sahil yolunun Mesut Yılmaz’la başlayıp Tayyip Erdoğan’la bitirilmesi  seçmen arasında hep tartışılıyor. “Bu yolun hayatımıza katkısı ne oldu, değdi mi değmedi mi?” tartışması  yapılıyor. Sahil oto yolunun açılmış olması henüz bölge ekonomisine ciddi bir şey katmış değil, hissedilmiyor.  Üstelik az miktarda olan doğal plajları da ortadan kaldırmış. Karadeniz sahil otoyolu, tümüyle plajların üstünden geçiyor. Kıyıda ki kum bandı  ve deniz kalmamış, yol  şehirlerle  denizin  bağlantısını kesen bir durumda ilerlemiş. Dolayısıyla şu anda yolun getirdiği  bir şey yok ama götürdüğü çok şey var. Aynı şey buzullara ulaşan yayla yolları için de geçerli, ama ben dün, özellikle Kavrun ve Çağırankaya yaylalarına, henüz asfaltlanmamış, toprak yollardan gittim, orada  durum farklıydı ve çok güzeldi.  

2002 seçimlerinde AKP ülke genelinde elde ettiği yüksek başarıyı burada da elde etmiş, 3 milletvekili çıkarıyor Rize, bunun üçünü de AKP kazanmış. Ama bugün aynı başarıyı elde etmesi pek mümkün gözükmüyor.


ÖM: Öyle mi?

 

AB: Evet, izlenimim böyle. Nedenini sorduğumuzda, ilk sırayı milletvekili adayları alıyor. Yerelde  aday isimleri çok önemlidir, adayların bölge halkıyla çakışması son derece önemlidir. AKP’nin daha önce seçilen 3 milletvekili bu seçimde aday  değiller, onların yerine yeni adaylar gelmiş ve bu adayları da  genelde taban çok fazla benimsemiyor, ama tabii ki AKP’nin parti olarak çok  önemli bir ağırlığı var. Ancak AKP tabanı aday isimlerinden rahatsızlığını gizlemiyor. Rize’de tabii Mesut Yılmaz faktörü devreye giriyor. Mesut Yılmaz’ın seçilememesi bir mucize gibi görülüyor, çünkü bir blok oyu var ve Mesut Yılmaz burada çılgınlar gibi parti çalışmalarını sürdürüyor. En etkin parti Mesut Yılmaz partisi görülüyor.

 

ÖM: Bağımsız aday olarak giriyor değil mi?

 

AB: Evet. CHP’nin il başkanı burada aday ve genel olarak CHP seçmen tabanının benimsediği bir aday olduğu anlaşılıyor. O nedenle CHP’nin bir milletvekilliğini zorlayacağı görülüyor, ama sonuçlar,  1-1-1 ya da 2+1, yani 2 AKP 1 Mesut Yılmaz şeklinde olabilir.

Aslında, 22 Temmuz seçimleri kararından bu yana gelişen havaya baktığımızda, yerelde, illerde, ilçelerde büyük bir seçim havasını açıkçası pek göremiyorsunuz, bunu not etmek lazım, o bildik coşkun seçim havası görünmüyor. Rize biraz farklı bir yer tabii.. Rize, Türkiye genelinde görülen tablodan, yani  AKP, CHP ekseninde döneceği görülen,  üçüncü partinin belki zorlayacağı-  ana seçim aksından biraz  değişik bir il ,  burada  Mesut Yılmaz faktörü  denkleme girmiş durumda.  Rize’nin özgünlüğü şöyle; seçmende “inadına Mesut inadına Tayyip “ diye özetlenebilecek bir yaklaşım var.  Bu inadına yaklaşımın ardında da şu yatıyor; Erkan Mumcu’nun PKK benzetmesi nedeniyle Mesut Yılmaz mağdur görülüyor; Tayip Erdoğan da,  Çankaya mağduru olması nedeniyle, zaten bu kapsamda algılanıyor. Mağduriyet üzerinden dönen bir kutuplaşma görülüyor. Askerin bildirisi ve  sonrası gelişmeler sonucunda Çankaya mağduru  bir AKP algılaması var . Bu iki  mağduriyet algılaması, “Laz inadı, Karadenizli inadı“ ile eklemleşiyor ve  inadına bir yaklaşım getiriyor. Bu, Rize’de böyle şekilleniyor. Burada öne çıkan esas konu,  özgün olan bir durum da şu; Mesut Yılmaz’ın  ve  Tayyip Erdoğan’ın  Rizeli olması  çok önemli Rizeli seçmen için. Gerçekten iki başbakan çıkarmış bir il olmaktan dolayı gurur duyuyorlar. Rize küçük bir kent, seçmen sayısı az, 3 milletvekili çıkarıyor ama iki başbakan çıkarmışlar. Dolayısla bunun üzerinden kalkarak değerlendirmeler yapılıyor.

Ancak  en temel mesele geliyor çay konusuna dayanıyor. Çünkü Rize demek çay demek, burada insanlar  geçimlerini  çay üretiminden sağlıyorlar. Zaten AKP’nin biraz  zayıflamasının nedeni de hem adaylar konusundaki memnuniyetsizlik hem de çay meselesi; yani bütün her şey bir tarafa, Rizeliler çay konusunda partilerin ne dediklerine bakıyorlar. Çay ve Çaykur burada en öenemli konu. Çaykur’un özelleştirilmesi ve çay üretimine ilişkin alınacak kararlar seçim iradesini belirleyen ön önemli etken. Tabii buna bağlı olarak işsizlik faktörü devreye giriyor.

 

Rize’de çay üretimi 1938’de başlayamış, 74’e kadar ekili alan sınırı değişmemiş. 80 ve 90’lı yıllarda çay ekim alanları genişletilmiş Türkiye’de. Alan genişlemesi ile birlikte tabii üretimde de bir artış olmuş. 2001 ekonomik krizi ve sonrasında tarımdaki destekleme politikalarının değiştirilmesi, doğrudan gelir desteği uygulamasına geçilmesi nedeniyle, destekleme çay alımlarına belli kotalar konuluyor. Üreticinin dönüm başına devlete satabileceği çay miktarı ve Çaykur’un alım kapasitesi sınırlanıyor. Doğrudan gelir desteği uygulaması nedeniyle, dönüm başına yapılan ödemeler sistemi uygulamasına göre  kotalar  konuluyor. Dönüm başına 350 kiloluk bir uygulama var. Rize’de seçimin ana teması bu konunun etrafında dönüyor. Seçmen şu anda, “AKP bu kotayı devam ettirdi ve  getirdi” diyerek kızıyor, CHP ve diğer partiler de, “kotayı kaldıracağız, müstahsil ne kadar çay getirirse o kadar çayı devlet alacak” diyorlar. Rize’nin ekonomi politiği böyle. Çayın geleceği, çayın devlet desteğinin olup olmayacağı ve Çaykur’un özelleştirilmesi..

Burada yaklaşık 200  bin çay üreticisi var, daha sonra alan genişlemesiyle birlikte Rize’nin dışına çıkıyor çay ekim alanları. 767 bin dekarlık arazide 204 bin kişi. Tabii bu tamamen Rize değil, başka alanlar da var, ama büyük bir bölümü Rize. 30 bine yakın gündelikçi ve çalışanı var, 1 milyar dolara yakın katkısı var ülke ekonomisine.  Partilerin bu konudaki vaatleri seçmenin iradesini belirleyen en önemli unsurlardan biri. Çaykur kotası nedeniyle üreticiler ürünlerini özel sektöre satıyor, özel sektör de bunları çok zor ödüyor, ya da ödemiyor. Gerçekten çay üretiminde -ihracat da yapılamadığı için - hem kalitede  hem fiyatta ciddi  verimsizlik söz konusu. Türkiye dünyada 6 büyük çay üreticisinden bir tanesi, ama ihracat yapamıyor. Ayrıca , yüksek gümrük vergileri olmasına karşılık ciddi bir yabancı çay ithalatı da yapılıyor. Bu ithalat da korkutuyor tabii buradaki üreticiyi. Türkiye’nin ithal çay tüketimi yıllık  25-30 bin ton civarındaymış, ithalat  100 bin tona falan çıktığında yerli üretici perişan oluyor.

Bir diğer unsur da, Karadeniz  kıyı bandının imara açılması. Bu çay bahçelerini etkiliyor.

1984 yılında çıkarılan bir yasa ile  çayda tekel konumu kaldırılarak ürün  pazara açılmış, özel sektör firmaları  çay üretimi ve pazarlamasına girmiş.  Nitekim şu anda %35 özel sektör, %65 Çaykur kapasitesi söz konusu. Ancak, ihracata dönük bir kapasite, bir atılım  yaratmamış bu açılım. Piyasa burada sorunu çözememiş devlet olmazsa insanların hali perişan, başka çok şansları yok. Özel sektör, piyasa, serbestleşeme, çayda meseleyi çözememiş, bu çok net  görülüyor. Tabii günden güne çay tarlalarında çalışacak insanlar da azalıyormuş. Mesela en ucuz çalıştırılan işçiler Gürcüler, kaçak işçiler. Bu sene yabancı kaçak işçi konusunda daha titiz bir denetleme gelmiş, ondan da şikâyetçiler, çünkü  Gürcüler 30 lira yevmiye ile çalışıyorsa, Kürt kökenliler 40, yerliler 50’ye çalışıyor.

 

ÖM: Böyle bir tarife var yani?!

 

AB: Evet böyle. Kaçak gürcü işçiler en düşük ücretle çalıştırılıyor. Kaçak işçi çalıştıramamaktan da şikâyetçiler çünkü maliyetleri artıyor. Ayrıca, bir de kaçak çay konusu var, zaten çayda kotaların konulmasının bir nedeni de bu. Ülkeye giren kaçak çaya bir nevi “nerden buldun?” sorgulaması yapılıyor. Dönüm başına üretim belli.  Burada bütün hayat çay üzerine dönüyor. Tabii ikinci önemli nokta da, bütün kahvehanelerin lise ve yüksek okul mezunu gençlerle dolu olması.

 

ÖM: Önemli bir işsizlik sorunu da var.

 

AB: Tabii.  Çay dışında  yayla turizmleri falan yapılıyor,  ama oradan ciddi bir gelir sağlanamıyor henüz.  Otoyol da bir ticari aktivite sağlamış durumda değil. Seçmen üzerindeki etkili olan diğer bir konu da, PKK terörü, Kürtler ve bölünme duygusu  ve şehitler. Siyasi tercihlerde bu konu çok etkili,  son derece duyarlı bir kent konumunda, Trabzon ve Rize.

Sonuçta burada bir takım değerlendirmeler Tayyip Erdoğan ve Mesut Yılmaz üzerinden yapılıyor.  “Mesut Yılmaz otoyolu başlattı, ama Tayyip bitirdi, Mesut Yılmaz şunu yapamadı ama Tayyip sağlık ve eğitim yatırımlarını  yaptı, yakında Rize’de de  üniversite açılıyor” vs.  Yani diplomalı işsizlere yenileri eklenecek demektir.

AKP-CHP ekseninde dönen siyasal ortama üçüncü bir vektör, Mesut Yılmaz geliyor.

“İki uşak da bizden çıkmıştır da!” diyorlar. “Çok mutluyuz ama Mesut başbakan olacak değildir, o yüzden ben Tayyip’e vereceğim” diyenler var,  kıyaslama böyle  yapılıyor. Ama 22 Temmuz’a damgasını vuracak esas konu çay ve Çaykur ve çayın geleceği.

Şunu da söyleyeyim; genel değerlendirmelerimizde de vurguluyorduk, il bazında, yerel bazda da, 22 Temmuz seçimlerinin yaraya merhem bir seçim olmayacağı görülüyor. Bu seçimlerin siyasi  istikrar sürecine çok fazla katkıda bulunamayacağı, buradaki yerel pencereden, yöneticilerin ağızlarından da belli oluyor. Yani Türkiye  bir seçime gidiyor, ama seçim siyasi krize çözüm olabilecek mi.? Bu hiç belli değil.  

 

ÖM: Bu yerel muhabirlik için çok teşekkür ederiz. Bütün Türkiye’ye teşmil etmek doğru olmayabilir ama genel bir fikir de veriyor tabii.



(25 Haziran 2007 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.)

 


Yazıcı formatı Arkadaşına Gönder Yorum Yaz Başa Dön
Aynı Kategoriden

Aynı Yazardan