Ömer
Madra:
Seçim sonuçları üzerinde konuşacağız.
Ali
Bilge:
Daha önceki programlarda, “virajın içindeyiz,
masada silah var, vites değişikliği olabilir mi?”
diye ko son aylarda, 27 Nisan’dan bu yana.
Gerçekten son derece önemli ve olağanüstü bir
durum oldu. Bu seçim sonuçlarına göre 27 Nisan
yenildi, bir kere onu saptamamız gerekiyor.
“Ulusalcılık” adı altında yapılan her türlü
faaliyet, yani bürokratik iktidar, devlet iktidarı
yenildi ve sivil siyaset ve sivil hareket kazandı.
Bu anlamda AB süreci de bence onay gördü,
Türkiye’de bu seçimlerde çoğunluk AB’ye dönük yüzü
onayladı. Bundan AB yöneticilerinin de çıkaracağı
dersler var, o da ayrı bir konuşma konusu.
Demokrasiye yapılan müdahaleler onaylanmıyor,
cumhuriyet mitingleri bir şekilde onaylanmadı,
korku onaylanmadı. Sonuçta bütün bunlar, yani 27
Nisan’ın ve yapılan suni müdahalelerin
onaylanmadığını ve buna geçit verilmediğini
göstermesi açısından önemli. Demokrasi alanı
genişledi. Değişim isteği devam ediyor, askeri
vesayet istenmiyor. Türkiye toplumunda, özellikle
80 yıldır devam eden sancılı kontratlar, üzerinde
zaman zaman durduğumuz bu siyasi ve iktisadi
kontratlar, etnik kontratlar, laiklik ve Kürt
kontratlarının değişimi üzerindeki baskı kendini
bu seçimlerde de layıkıyla ortaya koymuş durumda.
Ayrıca bu seçimler siyasi alanı da genişletti,
artık parlamentoda doğu ve güneydoğudan Kürtler
temsil edilmektedir, AKP daha geniş bir çevreden
oy almıştır. Bu anlamda Türkiye’nin bir su
geçirmez denklemi vardı; “cumhuriyet üstü az
demokrasi, çok askeri vesayet”, o anlamda çok
ciddi bir tepki ortaya konmuştur. Yeni bir siyasi
merkez, ve merkezdeki iskan projesinin içerisinde
yeni bir alan tanımlanıyor ve klasik Türk siyasi
merkezi içerisinde bulunan, onun önemli unsuru
olan Kemalizm artık yeni siyasi merkezin
içerisinde eski konumunda değil.
ÖM:
Duygularla bilimsel diye bildiğimiz araştırmaların
sonuçları arasındaki fark da çok net olarak çıktı.
Aslında araştırmaların büyük çoğunluğunda, en
başarılı olan da Konda olmak üzere net olarak
görülüyordu. AKP’nin, ‘Baykal’ın kalesi’ diye
tabir edilen Antalya’da çoğunluğu elde etmesi,
‘solun kalesi’ diye bilinen İzmir’de de yüksek
oranda milletvekili çıkarması gibi sonuçlar
ilginç. AKP Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan,
“AKP merkeze konuşlandı” diyor. AKP toplumsal
merkezin adresi olarak geçebilir
herhalde.
AB: Bu
zaten 2002 seçimlerinden itibaren sürekli
konuştuğumuz konuydu: AKP nasıl evrilecek? AKP’nin
gizli gündemi, takiyyeciliği, vs. O zaman da %35
oy almıştı bu parti ve AB sürecini de çok ciddi
şekilde sahiplendi. Bu anlamda sürekli gündemde
tutulan, “AKP merkez değil, onların başka amaçları
var” iddiaları vardı. Bu konuda biz zaten çok
fazla değerlendirme yapmıştık hatırlarsanız, ama 3
Ekim’den sonra bir korku tüneli yaratıldı AKP’yi
geriletmek üzerinden, aslında bu gerileyen
statükonun hezeyanlarıydı, öyle değerlendirmiştik.
Esas değişim, AB, demokratikleşme, demokratik
alanın genişlemesi ve ‘bu devletin sahibi biziz’
diyenlerle sivilleşme arasındaki mücadelede AKP
üzerinden yaratılan bir korku kulvarı üzerinde
cereyan etti. Bu yaratılan ortamda yaşadığımız
olaylar belli. Açıkçası bugün yeni bir siyasi
merkezin iskânı var, burada çok ciddi bir göç var.
Bu yeni iskânın içindeki harçlar farklı tabii,
Türkiye toplumu çok ciddi bir değişim arzuluyor,
eskiyen, yıpranmış kontratlarını yenilemek
istiyor. Bu süreçte bazı el değiştirmelerin söz
konusu olabileceği bir gerçek. AKP ne 2002
seçimlerinde ne de bu seçimlerde bu oy oranını din
satarak, pazarlayarak mı aldı?
Hayır.
Avi
Haligua:
Böyle bir durum varsa zaten, sorun AKP’nin ıslah
edilmesiyle çözülebilecek bir problemin çok
ötesinde demektir. Burada tercihlerin çok farklı
olduğu bir ülkeden bahsediyoruz o
zaman?
AB:
Tabii ki.
ÖM:
İsmet Berkan’ın altını çizdiği ve başka
gazetecilerin de söylediği gibi, neredeyse her iki
kişiden birinin AKP’ye oy verdiği bir seçimin
sonucunda, herhalde bu partinin kapatılması,
siyaset dışı bırakılması gibi öneriler bir daha
geri gelmemek üzere tarihe gömülmüş olmalı diye
düşünüyorum.
AB:
Bugün 27 Nisan bildirisini sayfaya koyan
generaller tıraş olurken içlerinden ne geçiriyor
onu tahmin edebiliyorum, ama Türkiye’de bu seçim
sonuçları çok iyi sindirilmek zorunda, herkes bu
sonucu çok iyi algılamak durumunda. Bunun aksine
ilişkin gelişmeleri düşünmek bile istemiyorum.
Şunu da görmemiz lazım; AKP daha fazla dünyaya
entegre olan, daha seküler bir parti oldu ve
olmaya devam ediyor, kendisine ilişkin bu tanımı
genişletiyor, daha toparlayıcı oluyor ve siyasi
merkezi kucaklıyor. Üstelik de Türkiye’de bu son 5
yıl köylü nüfusun inanılmaz bir şekilde çözülüp
kente aktığı dönemde, köylülüğün en hızlı
çözüldüğü dönemde, bu süreçte oylarını arttırması
da bence incelenmesi gereken bir
husus.
ÖM:
Belki de son 10, hatta 5-6 yılın en hızlı
dönüşümünün, baş döndürücü dönüşümün bir yansıması
da olarak da nitelendirilebilir sonuçlar. Mesela
Anadolu’nun Kaplanları diye adlandırılan,
kentlileşme, şehirlileşme alanında ekonomik
bakımdan çok büyük gelişme gösteren bazı kentler
var; mesela Gaziantep, Kayseri, Konya, Malatya vs.
Mesela AKP’nin, Gaziantep’te 10 milletvekilinden
7’sini çıkarmış olduğu görülüyor, çok yüksek,
%60’lara varan oylarla. Kayseri’de de öyle, 8
milletvekilinin 6’sını çıkartmış vaziyette,
Konya’da 16 milletvekilinin 13’ünü, Maltaya’da da
7 milletvekilinden 6’sını. Bu da bu dönüşümün bir
göstergesi olsa gerek. CHP’nin bu gelişmeleri fark
etmediği de söylenebilir
belki.
AB:
Tamamiyle haklısınız. Bir de şunları ilave etmek
mümkün, Anadolu Kaplanları dediğimiz iller ve
oradaki gelişen sermaye yeni merkez içerisindeki
güçlerden bir tanesi. Yeni sermaye kesimi
tarafından yeni merkeze çok ciddi olarak katkıda
bulunuyor. Bu sermaye de küresel entegrasyon
içerisinde, yani artık Anadolu ile sınırlı bir
gelişim içerisinde olduklarını söyleyemeyiz, çünkü
bunlar da dışa açılmışlardır, en az İstanbul kadar
teknolojiyi takip
etmektedirler.
ÖM: Ben
de onu kastetmek istedim.
AB:
Dolayısıyla bu yeni sermaye, yeni merkez ve AKP
zaten son 20-25 yıllık süreç içerisinden
doğmuştur. Biz de zaman zaman TUSİAD, TOBB
analizleri yaparız, oradaki gelişmeleri
değerlendiririz. Eminim daha önce merkez diye DYP
gibi partilere giderdi TOBB’un oyları. Henüz bu
konuda bir çalışma yapmış değilim, ama bildiğim
bir şey var artık iki seçim üst üste bu sermayenin
AKP’de vücut bulduğunu ve yeni merkezin inşasında
bunun ciddi varlığının hissedildiğini
söyleyebiliriz.
ÖM:
Meselenin basit bir başörtüsü meselesi olmadığı
apaçık ortada, yani başörtüsünü çıkaracak olan
hanımların, çıkarsalar da aynı şekilde
düşüneceklerini düşünmek gerekiyor herhalde.
Dediğiniz de çok doğru; İstanbul’da toplam 70
milletvekilinden 39’unu çıkartmış, çok yüksek bir
oranda. AKP’nin bu yeni gelişmelere, küreselleşen
İstanbul’un da büyük bir kesimine cevap vermekte
olduğu aşikâr.
AB: Bir
kere herkesten oy alıyor, şu anki konumu öyle
gösteriyor her kesimden oy
alıyor.
ÖM:
Mesela CHP için katiyen aynı şey söylenemez,
Diyarbakır gibi bir yerde %2’ye inmiş olması çok
çarpıcı, yani nüfusu 2 milyona varan bir yerde
%2.
AB:
Bunca yıldır bu programlara katılıyorum,
konuşuyoruz, başka arkadaşlar yazıyorlar. CHP
artık bu seçimlerde gösterdi ki artık sola
dayanmış olan bir görüntüsü bile yok, yıpranmış,
köhnemiş, eski merkezin, devletin partisi. Bu
anlamda bunun tescilini çok net görebiliyoruz.
Recep Peker bile dayanamadı, istifa etti
demokrasiye geçiş sürecinde. Burada onlarca Recep
Peker var. CHP’nin solla herhangi bir alakası kalmış
değil, o eskinin, eski kontratların, eski
merkezin, eski devletin partisi ve orada da
çürüyor, çok net bu görülüyor. Bu aslında bir
taraftan da şöyle bir şey doğuruyor, yeni sol
ışıkların kuvvetleneceğini düşünüyorum önümüzdeki
dönemde.
Bu seçimlere giderken inanılmaz
bir koalisyon vardı, bütün eski siyasetçiler,
Süleyman Demirel’den Necmettin Erbakan’ına, eski
siyasi partiler, DSP’sinden DYP’sine kadar bir
arada hareket ettiler, 27 Nisan bildirisinin
üzerinden birlikte hareket ettiler. Yani TSK,
yargı bürokrasisi ve eski siyaset, eski merkezin
tüm unsurları ve bürokratik devletin tüm unsurları
birlikte hareket ettiler. Bu anlamda, bu seçimi,
geçmişte başlayan bu tasfiyeyi ciddi olarak
noktalama anlamında da görmemiz mümkün. Bir
noktada siyasi mezarlıkta çok ciddi bir iş
var.
ÖM:
Mesela Recep Tayyip Erdoğan’ın bu gayri resmi
seçim sonuçları açıklandıktan sonra yaptığı basın
toplantısında, parti merkezinde önemli bir şey
söyledi; “şımarmıyoruz ve bu bize daha ağır bir
sorumluluk yüklüyor” dedi ve daha bir kucaklayıcı
bir söylem geliştirmiş oldu, CHP’ye karşı yönelen
bir takım sloganları da susturması ilgi çekiciydi
doğrusu.
AB: Bu
kadar ezmişsin rakiplerini ve daha da fazla
ringten atacak bir duruma geçmemek lazım, onu çok
iyi başardı. Bu ortamda da bu söylenmek durumunda,
aksi takdirde, zaten yarılmış olan toplumu daha da
yararsınız. Artık beklenen şu; AKP, birinci
günden, yarından itibaren sivil bir anayasa
hazırlama gayretine girmek zorunda, Türkiye, artık
inanılmaz bir şekilde dayatmış durumda, en geç
2008’de oylanacak bir sivil anayasanın sindire
sindire hazırlanmasına öncülük etmek
zorunda.
ÖM:
Amerika’nın Sesi radyosunun sabahki yayınında, hem
içişleri bakanı olan hem de AKP’nin merkez karar
ve yürütme organında yer alan önemli isimlerden
Abdülkadir Aksu ile yapılmış bir röportaj vardı,
seçim sonuçlarının değerlendirilmesi konusunda;
“İlk işimiz sivil anayasa hazırlamaktır, bizim
daha önemli ve öncelikli bir işimiz yok” gibi bir
konuşma yaptı, sizi
doğrularcasına.
AB:
Bunun üzerinde durmak zorundayız, Türkiye’nin
sivil anayasası bu meclis tarafından hazırlanıp
sunulmalı ve bu işin bitmesi gerekiyor. 1982’den
bu yana devam eden ve bölük pörçük olmuş, delik
deşik olmuş bir anayasa değil, sivil anayasa
çerçevesi içerisinde, önümüzdeki yılın başında
-böyle kendi kendime bir takvim sergiliyorum ama-
sindire sindire tartışılarak gerçekleşmesi
behemehal olmak
durumundadır.
AH: Bu
durumda, AKP’nin daha önceki seçimlerden sonra da
bazı vaatleriyle ilgili yaşadığımız problemler
hemen aklıma geliyor, %10 barajı gibi,
dokunulmazlıklar gibi konularda. Bu konularda bazı
vaatler vardı, şimdi ise bunun yerini, çok daha
bütünlüklü bir sistem revizyonu diyelim, anayasa
değişikliği alıyor gibi görünüyor. Ancak bu konuda
da bazı arızalar çıkabilmesi, 80 anayasasının çok
da değişmemesi, alt yapısının üç aşağı beş yukarı
korunması ihtimali var mıdır ortada, varsa ne
kadar varıdr?
AB: Bu
konuda ayak sürümeye başlarsanız, sürüdüğünüz ayak
sizin de gelecekte en büyük handikapınız olur. Az
demokrasi ile bu zaferi götürmeye niyetlenirseniz,
o az demokrasi sizi götürür. Bu gerçektir, AKP
yaşadığı bu zaferi analiz etmek zorunda, ki biraz
önce Ömer Bey’in ve senin aktardığın konuşmalar,
önemli bir sindirim sağlayabileceğine dair
işaretler veriyor.
ÖM:
Yani Erdoğan’ın “farklı tercihlerinizi
demokrasinin zenginliği olarak görüyoruz” demesi
bana çok önemli geldi. Yine retoriği vardı
elbette, “bayrakları bayrak yapan üstündeki
kandır”, “toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır”
vs. şekilde, ama onun dışında, demokrasiyi
cumhuriyetin önüne geçiren ve demokrasinin bir
çoğulcu sistem olduğu ve azınlıkların korunmasının
mutlaka gerektiğini içeren sözleri önemli.
Bunların takip edilmesi
gerekiyor.
AB:
Kesinlikle, bizim de yapmamız gereken bu. Türkiye
keskin bir virajın içinde böyle bir seçim sonucu
elde etti, AKP’lileri dahi şaşırtacak derecede bir
yüksek oy oranı söz konusu. Peki biz bunun
öncesine nasıl girdik, bir cumhurbaşkanlığı
gerilimi, TSK’nin bildirisi ve ardından da Sayın
Başbakan’la Sayın Genelkurmay Başkanı’nın
Dolmabahçe Sarayı’nda yaptıkları bir sır görüşme.
Bundan sonra cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin
gelişmeler içinde Dolmabahçe’de sağlanan, -ben ona
çeyrek mutabakat diyorum- bu çeyrek mutabakat
nasıl şekillenir, devam eder mi? Yani Gül’ün
adaylığı konusu ya da başka bir aday konusunda
Türkiye gerilim yaşar mı ve bu süreç nasıl
şekillenir? Sanıyorum o konuda da AKP topluma bir
şey de borçlu, artık bundan sonra bu tür
ilişkilerin daha şeffaf olması gerektiğini ortaya
koyması lazım. Bir de bu konuda gerçekten
Dolmabahçe’de sağlanan ya da sağlandığını iddia
ettiğimiz mutabakatın önümüzdeki süreçte nasıl
gelişeceğini izlemek lazım. Biliyorsunuz
önümüzdeki dönemde askeri şura toplantısı var,
10-15 gün sonra. Gerçi üst kademede çok büyük
değişiklikler yok, geçen sene sağlanmıştı, yani bu
anlamdaki adımlar da hem demokratikleşme hem de
sivil anayasa hazırlanma sürecinde katkıda
bulunacak. Bu ilişkilerin de, askerle olan
ilişkilerin de tanzim edilmesi ve bunun
şeffaflığı, oy veren kesimler, demokratik
gelişmeleri arzulayan kesimler açısından önemli
bir durum arz ediyor.
ÖM: Dün
akşam televziyonda bir kanalda, Bahçeşehir
Üniversitesi’nden Prof. Yılmaz Esmer’in söylediği
bir şey dikkatimi çekmişti; “Türkiye bütün Avrupa
ülkeleri, gelişmiş Batı demokrasileri içinde, sol
kolu olmayan, yani ne sosyal demokrat, ne sol
yönünde herhangi bir temsili niteliği, hatta
hareketi de olmayan tek ülke olarak çıkıyor. Bu
böyle devam edemez” diye bir yorumda bulundu.
CHP’de de bu konudaki retorik bitti herhalde
artık. Özellikle dün Önder Sav’ın çok zayıf olan
açıklamalarına bakarsak...
AB:
Gerçekten çok sefil bir durumdu, genel başkanı ile
görüşmemiş bir genel
sekreter.
ÖM: Bu,
yeryüzünde kimsenin inanmayacağı, çocukların bile
inanmayacağı bir manzaraydı, ama genel başkan da
ortalarda yok, olmamayı tercih ediyor, bu olacak
gibi bir iş değil tabii. Dolayısıyla artık
tüm
sol, sosyal demokrasi, vs. iddialarından da
vazgeçmesi gerekiyor, ya da süratle değiştirmesi
gerekiyor yönetim kadrolarını.
AH:
Şöyle diyor CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen
de, “vatandaşlarımızın geniş kesimlerinin bu kadar
sıkıntı çektiği bir dönemde, bu iktidar partisinin
oylarını arttırabilmesi burada rasyonel olmayan
bazı sebepleri aramayı gerektiriyor.” Anadolu
Ajansı kaynaklı bir haber bu; bütününü
okuduğumuzda, şöyle bir şey çıkıyor; bazı yerlerde
“bazı gariplikler” olduğunu söylüyor. “Giresun’da
mesela çiftçilerin çok yüksek oranda rahatsızlığı
olmasına rağmen AKP oyunu arttırdı, ben muhtarımla
konuştum binlerce oyu dondurmuşlar, bu bir tek
sandıkta, kim bilir daha neler oldu?” diyor. Yani
bir yandan da Sav’ın “biz buradan ders
çıkartmadık” sözlerini yan yana koyacak olursak,
herhalde CHP’de, en azından şu anda ciddi bir
politik perspektif değişikliği olacakmış gibi
görünmüyor.
AB: CHP
ciddi bir travma yaşıyor, artık uzunca süredir
depresyonda olan bir parti.
ÖM:
Depresyondan nevroza da geçti
galiba?
AB:
Evet geçti, bayağı ilerledi ve bu partinin
sözcüleri 1930’ların mantığıyla sürdürürlerse
söylemlerini, burada olağanüstü bir gelişmeyi ilk
etapta beklemek de bana gerçekçi gözükmüyor. Çünkü
bugüne kadarki ipuçlarında bunu göremiyorum
açıkçası. Partinin içerisinde yenileştirecek
unsurlar da kalmadı, onların hepsi tasfiye oldu,
ayrıldı, gitti, yani parti zaten küt olarak bu tür
bakıştaki insanların bir partisi oldu. Dolayısıyla
oradan, içinden bir şeyin çıkmasını da çok zor
görüyorum açıkçası kısa dönemde. Ama önümüzdeki
dönemde polarizasyonu güçlü bir meclis var, yani
bir tarafta milliyetçi, ulusalcı, Recep Peker’ci
ekip var, bir tarafta da bağımsızlar, Kürtler var
parlamentoda. O yüzden AKP’nin siyasetinin çok
önemli bir rolü olmak durumunda. Kuzey Irak,
AKP’nin doğu ve güneydoğudaki en az geliştirdiği
refleksleri. Biliyorsunuz “Kürt sorunu vardır”
dedi Başbakan, ondan sonra onu yuttu, üç sene önce
Diyarbakır’da yaptığı konuşmadan sonra. Zaten
AKP’nin önünde sivil anayasa gibi, deve dişi gibi
sorunlar duruyor, çok yüklü bir gündemi var., AB,
uyuyan Kıbrıs, Kuzey Irak. Aslında bu, AB’ye,
hatta ABD’ye, “Kuzey Irak’a harekât” diyenlere
vs., çok yönlü mesajları olan bir seçim sonucu, bu
anlamda da bakmak, değerlendirmek lazım.
Polarizasyonun olduğu bir parlamento
olacak. Onun için de AKP, gövdesi büyük bir parti
olarak burada çok önemli bir rol üstlenebilir diye
düşünüyorum. Yani bağımsızların, DTP’li ve DTP’siz
bağımsızların bulunması bir renk ve son derece
önemli, ama karşı tarafta da değişim karşıtları
var, orada da bu süreci yönetecek bir parti. Yani
bu parlamentoda AKP’nin üstleneceği çok iş var.
Zaten ana parti o, bu süreçte önemli şeyleri
getirip diyalog içerisinde çözmek durumunda,
özellikle de güneydoğu ve doğudaki soruna ilişkin
ve Kuzey Irak’taki meselelere
ilişkin.
ÖM:
Amerika Dışişleri Bakanlığı’nın Avrasya’dan
Sorumlu Bakan Yardımcısı Matt Byrza’nın
dedikleriyle de uyuşuyor benim de söyleyeceğim,
“Türkiye’de yapılan genel seçimlerin Türkiye
demokrasisi için büyük bir başarı olduğunu”
söylemiş. Buna katılmamak güç doğrusu, “bu
seçimler bir defa daha Türk demokrasisinin nasıl
çalıştığını gösterdi, büyük bir başarı”
demiş.
AB:
Kesinlikle.
ÖM:
“Tamamen hür ve adil şekilde gerçekleşen yüksek
katılımlı, anayasal süreçlerin ve laik
demokrasinin nasıl çalıştığının bir başka örneği”
demiş ki, doğrusun isterseniz Matt Byrza’nın her
zaman fikirlerimizin uyuştuğunu söylememiz çok
mümkün olmayabilir, fakat bu sefer aynı kanıdayız.
Uluslararası basında da bu seçimlerin geniş yankı
bulduğunu söyleyelim, gerek AP, Reuters, AFP gibi
ajansların haberlerinde de çok ciddi bir başarı
olarak nitelendiriliyor, bu sonuçların AB için de
bir onay şeklinde yorumlanabileceği
söyleniyor.
Herkül
Milas’ın, yanılmıyorsam Zaman gazetesinde
yayımlanmış son derece ilgi çekici bir yazısı
vardı; kısmen değinmiştik, seçimlere girmeden önce
son değindiğimiz yazılardan biriydi. Demokrasinin
ne kadar nadide bir çiçek olduğunu, seçimin, oy
vermenin kendi özgür iradesiyle yöneticilerini
seçmesinin insanlık tarihinde çok yeni bir kurum
olduğunu ve insanların da bunun kıymetini
bilmesinin gerektiğini belirten ilginç bir
yazıydı. Doğrusunu isterseniz seçimlerden sonra,
demokrasinin işlerliği insanın içine gerçekten bir
yaşama sevinci veriyor, bütün aksamalarına
rağmen.
AB: Son
bir yıl içerisindeki konuşmalarımıza baktığımızda,
bugün gelinen noktayı sizin sözlerinizle kapatmak
en doğrusu. Gerçekten Hrant Dink’in öldürülmesi,
Danıştay, çeteler, vatansever örgütler vs. neler
yaşadık.
Artık bundan sonra AKP açısından, sivil
anayasa kadar, geçmişte vurgu yapılıp da
gerçekleştirilemeyen hususları, -bunların
içerisinde yolsuzluğa ilişkin meseleleri de
koymamız gerekiyor- takip
etmeliyiz.
AH: Bir
yandan da geçmişle hesaplaşmayı da koymak
gerekmiyor mu? Çünkü sürekli çevresinden dolaşılan
bir konular da var, gerek derin devletle çok
bağlantılı, gerek darbe ile çok bağlantılı ama
asla kat’a hakkında iktidardan pek bir şey
duymadığımız.
ÖM:
Erdoğan’ın dünkü konuşmasında ufak, bir noktayı
hatırlıyorum, “çeteler de birbiri ardına çorap
söküğü gibi çıktı ve hepsinin üstündeyiz”
dedi.
AH: Ama
henüz daha tatmin edici herhangi bir sonuç
almış
değiliz.
ÖM: Ama
seçimi kazandıktan sonra yaptığı ilk konuşmasında
söz etmesi önemli bence.
AB:
Orada bunun vurgusunun yapılması önemli. Şimdi bir
şey daha hatırlatalım; 2002 seçimlerinde bu parti,
1990’ların inanılmaz bir banka, enerji, medya
rezaletleri üzerine geldi, bu konuda duyarlılığı
sonucunda, bunun işlemesi sonucunda ilerledi,
geldi, 15 aylık parti iktidar oldu. Bu konulara
ilişkin duyarlılığını devam ettirmesi ve her
şeyden evvel de behemehal sivil bir anayasa
hazırlığına girmesi, gerekiyor. Bu dönemde böyle
bir şeyin üzerine gitmezse, yine etraftan,
kenardan dolaşarak devam ederse, bu konudaki
ihmalkârlıkları ya da vazgeçmeleri kendi
ayaklarına dolanır,.
ÖM: Çok teşekkür ederiz, gerçekten tatmin
edici bir konuşma yapma fırsatı bulduk kısa da
olsa.
(23 Temmuz
2007 tarihinde Açık Radyo’da
yayınlanmıştır.)