Anasayfa | Site Haritası | İletişim | Üyelik | About Açık Radyo  
 
 
Açık Radyo Müzikleri
04:15 - 06:30
Seçim Değerlendirmesi
24/07/2007

 

 

Ömer Madra: Seçim sonuçları üzerinde konuşacağız.

Ali Bilge: Daha önceki programlarda, “virajın içindeyiz, masada silah var, vites değişikliği olabilir mi?” diye ko son aylarda, 27 Nisan’dan bu yana. Gerçekten son derece önemli ve olağanüstü bir durum oldu. Bu seçim sonuçlarına göre 27 Nisan yenildi, bir kere onu saptamamız gerekiyor. “Ulusalcılık” adı altında yapılan her türlü faaliyet, yani bürokratik iktidar, devlet iktidarı yenildi ve sivil siyaset ve sivil hareket kazandı.

Bu anlamda AB süreci de bence onay gördü, Türkiye’de bu seçimlerde çoğunluk AB’ye dönük yüzü onayladı. Bundan AB yöneticilerinin de çıkaracağı dersler var, o da ayrı bir konuşma konusu. Demokrasiye yapılan müdahaleler onaylanmıyor, cumhuriyet mitingleri bir şekilde onaylanmadı, korku onaylanmadı. Sonuçta bütün bunlar, yani 27 Nisan’ın ve yapılan suni müdahalelerin onaylanmadığını ve buna geçit verilmediğini göstermesi açısından önemli. Demokrasi alanı genişledi. Değişim isteği devam ediyor, askeri vesayet istenmiyor. Türkiye toplumunda, özellikle 80 yıldır devam eden sancılı kontratlar, üzerinde zaman zaman durduğumuz bu siyasi ve iktisadi kontratlar, etnik kontratlar, laiklik ve Kürt kontratlarının değişimi üzerindeki baskı kendini bu seçimlerde de layıkıyla ortaya koymuş durumda. Ayrıca bu seçimler siyasi alanı da genişletti, artık parlamentoda doğu ve güneydoğudan Kürtler temsil edilmektedir, AKP daha geniş bir çevreden oy almıştır. Bu anlamda Türkiye’nin bir su geçirmez denklemi vardı; “cumhuriyet üstü az demokrasi, çok askeri vesayet”, o anlamda çok ciddi bir tepki ortaya konmuştur. Yeni bir siyasi merkez, ve merkezdeki iskan projesinin içerisinde yeni bir alan tanımlanıyor ve klasik Türk siyasi merkezi içerisinde bulunan, onun önemli unsuru olan Kemalizm artık yeni siyasi merkezin içerisinde eski konumunda değil.

 

ÖM: Duygularla bilimsel diye bildiğimiz araştırmaların sonuçları arasındaki fark da çok net olarak çıktı. Aslında araştırmaların büyük çoğunluğunda, en başarılı olan da Konda olmak üzere net olarak görülüyordu. AKP’nin, ‘Baykal’ın kalesi’ diye tabir edilen Antalya’da çoğunluğu elde etmesi, ‘solun kalesi’ diye bilinen İzmir’de de yüksek oranda milletvekili çıkarması gibi sonuçlar ilginç. AKP Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan, “AKP merkeze konuşlandı” diyor. AKP toplumsal merkezin adresi olarak geçebilir herhalde.

 

AB: Bu zaten 2002 seçimlerinden itibaren sürekli konuştuğumuz konuydu: AKP nasıl evrilecek? AKP’nin gizli gündemi, takiyyeciliği, vs. O zaman da %35 oy almıştı bu parti ve AB sürecini de çok ciddi şekilde sahiplendi. Bu anlamda sürekli gündemde tutulan, “AKP merkez değil, onların başka amaçları var” iddiaları vardı. Bu konuda biz zaten çok fazla değerlendirme yapmıştık hatırlarsanız, ama 3 Ekim’den sonra bir korku tüneli yaratıldı AKP’yi geriletmek üzerinden, aslında bu gerileyen statükonun hezeyanlarıydı, öyle değerlendirmiştik. Esas değişim, AB, demokratikleşme, demokratik alanın genişlemesi ve ‘bu devletin sahibi biziz’ diyenlerle sivilleşme arasındaki mücadelede AKP üzerinden yaratılan bir korku kulvarı üzerinde cereyan etti. Bu yaratılan ortamda yaşadığımız olaylar belli. Açıkçası bugün yeni bir siyasi merkezin iskânı var, burada çok ciddi bir göç var. Bu yeni iskânın içindeki harçlar farklı tabii, Türkiye toplumu çok ciddi bir değişim arzuluyor, eskiyen, yıpranmış kontratlarını yenilemek istiyor. Bu süreçte bazı el değiştirmelerin söz konusu olabileceği bir gerçek. AKP ne 2002 seçimlerinde ne de bu seçimlerde bu oy oranını din satarak, pazarlayarak mı aldı? Hayır.

 

Avi Haligua: Böyle bir durum varsa zaten, sorun AKP’nin ıslah edilmesiyle çözülebilecek bir problemin çok ötesinde demektir. Burada tercihlerin çok farklı olduğu bir ülkeden bahsediyoruz o zaman?

 

AB: Tabii ki.

 

ÖM: İsmet Berkan’ın altını çizdiği ve başka gazetecilerin de söylediği gibi, neredeyse her iki kişiden birinin AKP’ye oy verdiği bir seçimin sonucunda, herhalde bu partinin kapatılması, siyaset dışı bırakılması gibi öneriler bir daha geri gelmemek üzere tarihe gömülmüş olmalı diye düşünüyorum.

 

AB: Bugün 27 Nisan bildirisini sayfaya koyan generaller tıraş olurken içlerinden ne geçiriyor onu tahmin edebiliyorum, ama Türkiye’de bu seçim sonuçları çok iyi sindirilmek zorunda, herkes bu sonucu çok iyi algılamak durumunda. Bunun aksine ilişkin gelişmeleri düşünmek bile istemiyorum. Şunu da görmemiz lazım; AKP daha fazla dünyaya entegre olan, daha seküler bir parti oldu ve olmaya devam ediyor, kendisine ilişkin bu tanımı genişletiyor, daha toparlayıcı oluyor ve siyasi merkezi kucaklıyor. Üstelik de Türkiye’de bu son 5 yıl köylü nüfusun inanılmaz bir şekilde çözülüp kente aktığı dönemde, köylülüğün en hızlı çözüldüğü dönemde, bu süreçte oylarını arttırması da bence incelenmesi gereken bir husus.

 

ÖM: Belki de son 10, hatta 5-6 yılın en hızlı dönüşümünün, baş döndürücü dönüşümün bir yansıması da olarak da nitelendirilebilir sonuçlar. Mesela Anadolu’nun Kaplanları diye adlandırılan, kentlileşme, şehirlileşme alanında ekonomik bakımdan çok büyük gelişme gösteren bazı kentler var; mesela Gaziantep, Kayseri, Konya, Malatya vs. Mesela AKP’nin, Gaziantep’te 10 milletvekilinden 7’sini çıkarmış olduğu görülüyor, çok yüksek, %60’lara varan oylarla. Kayseri’de de öyle, 8 milletvekilinin 6’sını çıkartmış vaziyette, Konya’da 16 milletvekilinin 13’ünü, Maltaya’da da 7 milletvekilinden 6’sını. Bu da bu dönüşümün bir göstergesi olsa gerek. CHP’nin bu gelişmeleri fark etmediği de söylenebilir belki.

 

AB: Tamamiyle haklısınız. Bir de şunları ilave etmek mümkün, Anadolu Kaplanları dediğimiz iller ve oradaki gelişen sermaye yeni merkez içerisindeki güçlerden bir tanesi. Yeni sermaye kesimi tarafından yeni merkeze çok ciddi olarak katkıda bulunuyor. Bu sermaye de küresel entegrasyon içerisinde, yani artık Anadolu ile sınırlı bir gelişim içerisinde olduklarını söyleyemeyiz, çünkü bunlar da dışa açılmışlardır, en az İstanbul kadar teknolojiyi takip etmektedirler.

 

ÖM: Ben de onu kastetmek istedim.

 

AB: Dolayısıyla bu yeni sermaye, yeni merkez ve AKP zaten son 20-25 yıllık süreç içerisinden doğmuştur. Biz de zaman zaman TUSİAD, TOBB analizleri yaparız, oradaki gelişmeleri değerlendiririz. Eminim daha önce merkez diye DYP gibi partilere giderdi TOBB’un oyları. Henüz bu konuda bir çalışma yapmış değilim, ama bildiğim bir şey var artık iki seçim üst üste bu sermayenin AKP’de vücut bulduğunu ve yeni merkezin inşasında bunun ciddi varlığının hissedildiğini söyleyebiliriz.

 

ÖM: Meselenin basit bir başörtüsü meselesi olmadığı apaçık ortada, yani başörtüsünü çıkaracak olan hanımların, çıkarsalar da aynı şekilde düşüneceklerini düşünmek gerekiyor herhalde. Dediğiniz de çok doğru; İstanbul’da toplam 70 milletvekilinden 39’unu çıkartmış, çok yüksek bir oranda. AKP’nin bu yeni gelişmelere, küreselleşen İstanbul’un da büyük bir kesimine cevap vermekte olduğu aşikâr.

 

AB: Bir kere herkesten oy alıyor, şu anki konumu öyle gösteriyor her kesimden oy alıyor.

 

ÖM: Mesela CHP için katiyen aynı şey söylenemez, Diyarbakır gibi bir yerde %2’ye inmiş olması çok çarpıcı, yani nüfusu 2 milyona varan bir yerde %2.

 

AB: Bunca yıldır bu programlara katılıyorum, konuşuyoruz, başka arkadaşlar yazıyorlar. CHP artık bu seçimlerde gösterdi ki artık sola dayanmış olan bir görüntüsü bile yok, yıpranmış, köhnemiş, eski merkezin, devletin partisi. Bu anlamda bunun tescilini çok net görebiliyoruz. Recep Peker bile dayanamadı, istifa etti demokrasiye geçiş sürecinde. Burada onlarca Recep Peker var. CHP’nin solla herhangi bir alakası  kalmış değil, o eskinin, eski kontratların, eski merkezin, eski devletin partisi ve orada da çürüyor, çok net bu görülüyor. Bu aslında bir taraftan da şöyle bir şey doğuruyor, yeni sol ışıkların kuvvetleneceğini düşünüyorum önümüzdeki dönemde.

Bu seçimlere giderken inanılmaz bir koalisyon vardı, bütün eski siyasetçiler, Süleyman Demirel’den Necmettin Erbakan’ına, eski siyasi partiler, DSP’sinden DYP’sine kadar bir arada hareket ettiler, 27 Nisan bildirisinin üzerinden birlikte hareket ettiler. Yani TSK, yargı bürokrasisi ve eski siyaset, eski merkezin tüm unsurları ve bürokratik devletin tüm unsurları birlikte hareket ettiler. Bu anlamda, bu seçimi, geçmişte başlayan bu tasfiyeyi ciddi olarak noktalama anlamında da görmemiz mümkün. Bir noktada siyasi mezarlıkta çok ciddi bir iş var.

 

ÖM: Mesela Recep Tayyip Erdoğan’ın bu gayri resmi seçim sonuçları açıklandıktan sonra yaptığı basın toplantısında, parti merkezinde önemli bir şey söyledi; “şımarmıyoruz ve bu bize daha ağır bir sorumluluk yüklüyor” dedi ve daha bir kucaklayıcı bir söylem geliştirmiş oldu, CHP’ye karşı yönelen bir takım sloganları da susturması ilgi çekiciydi doğrusu.

 

AB: Bu kadar ezmişsin rakiplerini ve daha da fazla ringten atacak bir duruma geçmemek lazım, onu çok iyi başardı. Bu ortamda da bu söylenmek durumunda, aksi takdirde, zaten yarılmış olan toplumu daha da yararsınız. Artık beklenen şu; AKP, birinci günden, yarından itibaren sivil bir anayasa hazırlama gayretine girmek zorunda, Türkiye, artık inanılmaz bir şekilde dayatmış durumda, en geç 2008’de oylanacak bir sivil anayasanın sindire sindire hazırlanmasına öncülük etmek zorunda.

 

 

ÖM: Amerika’nın Sesi radyosunun sabahki yayınında, hem içişleri bakanı olan hem de AKP’nin merkez karar ve yürütme organında yer alan önemli isimlerden Abdülkadir Aksu ile yapılmış bir röportaj vardı, seçim sonuçlarının değerlendirilmesi konusunda; “İlk işimiz sivil anayasa hazırlamaktır, bizim daha önemli ve öncelikli bir işimiz yok” gibi bir konuşma yaptı, sizi doğrularcasına.

 

AB: Bunun üzerinde durmak zorundayız, Türkiye’nin sivil anayasası bu meclis tarafından hazırlanıp sunulmalı ve bu işin bitmesi gerekiyor. 1982’den bu yana devam eden ve bölük pörçük olmuş, delik deşik olmuş bir anayasa değil, sivil anayasa çerçevesi içerisinde, önümüzdeki yılın başında -böyle kendi kendime bir takvim sergiliyorum ama- sindire sindire tartışılarak gerçekleşmesi behemehal olmak durumundadır.

 

AH: Bu durumda, AKP’nin daha önceki seçimlerden sonra da bazı vaatleriyle ilgili yaşadığımız problemler hemen aklıma geliyor, %10 barajı gibi, dokunulmazlıklar gibi konularda. Bu konularda bazı vaatler vardı, şimdi ise bunun yerini, çok daha bütünlüklü bir sistem revizyonu diyelim, anayasa değişikliği alıyor gibi görünüyor. Ancak bu konuda da bazı arızalar çıkabilmesi, 80 anayasasının çok da değişmemesi, alt yapısının üç aşağı beş yukarı korunması ihtimali var mıdır ortada, varsa ne kadar varıdr?

 

AB: Bu konuda ayak sürümeye başlarsanız, sürüdüğünüz ayak sizin de gelecekte en büyük handikapınız olur. Az demokrasi ile bu zaferi götürmeye niyetlenirseniz, o az demokrasi sizi götürür. Bu gerçektir, AKP yaşadığı bu zaferi analiz etmek zorunda, ki biraz önce Ömer Bey’in ve senin aktardığın konuşmalar, önemli bir sindirim sağlayabileceğine dair işaretler veriyor.

 

ÖM: Yani Erdoğan’ın “farklı tercihlerinizi demokrasinin zenginliği olarak görüyoruz” demesi bana çok önemli geldi. Yine retoriği vardı elbette, “bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır”, “toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır” vs. şekilde, ama onun dışında, demokrasiyi cumhuriyetin önüne geçiren ve demokrasinin bir çoğulcu sistem olduğu ve azınlıkların korunmasının mutlaka gerektiğini içeren sözleri önemli. Bunların takip edilmesi gerekiyor.

 

AB: Kesinlikle, bizim de yapmamız gereken bu. Türkiye keskin bir virajın içinde böyle bir seçim sonucu elde etti, AKP’lileri dahi şaşırtacak derecede bir yüksek oy oranı söz konusu. Peki biz bunun öncesine nasıl girdik, bir cumhurbaşkanlığı gerilimi, TSK’nin bildirisi ve ardından da Sayın Başbakan’la Sayın Genelkurmay Başkanı’nın Dolmabahçe Sarayı’nda yaptıkları bir sır görüşme. Bundan sonra cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin gelişmeler içinde Dolmabahçe’de sağlanan, -ben ona çeyrek mutabakat diyorum- bu çeyrek mutabakat nasıl şekillenir, devam eder mi? Yani Gül’ün adaylığı konusu ya da başka bir aday konusunda Türkiye gerilim yaşar mı ve bu süreç nasıl şekillenir? Sanıyorum o konuda da AKP topluma bir şey de borçlu, artık bundan sonra bu tür ilişkilerin daha şeffaf olması gerektiğini ortaya koyması lazım. Bir de bu konuda gerçekten Dolmabahçe’de sağlanan ya da sağlandığını iddia ettiğimiz mutabakatın önümüzdeki süreçte nasıl gelişeceğini izlemek lazım. Biliyorsunuz önümüzdeki dönemde askeri şura toplantısı var, 10-15 gün sonra. Gerçi üst kademede çok büyük değişiklikler yok, geçen sene sağlanmıştı, yani bu anlamdaki adımlar da hem demokratikleşme hem de sivil anayasa hazırlanma sürecinde katkıda bulunacak. Bu ilişkilerin de, askerle olan ilişkilerin de tanzim edilmesi ve bunun şeffaflığı, oy veren kesimler, demokratik gelişmeleri arzulayan kesimler açısından önemli bir durum arz ediyor.

 

ÖM: Dün akşam televziyonda bir kanalda, Bahçeşehir Üniversitesi’nden Prof. Yılmaz Esmer’in söylediği bir şey dikkatimi çekmişti; “Türkiye bütün Avrupa ülkeleri, gelişmiş Batı demokrasileri içinde, sol kolu olmayan, yani ne sosyal demokrat, ne sol yönünde herhangi bir temsili niteliği, hatta hareketi de olmayan tek ülke olarak çıkıyor. Bu böyle devam edemez” diye bir yorumda bulundu. CHP’de de bu konudaki retorik bitti herhalde artık. Özellikle dün Önder Sav’ın çok zayıf olan açıklamalarına bakarsak...

 

AB: Gerçekten çok sefil bir durumdu, genel başkanı ile görüşmemiş bir genel sekreter.

 

ÖM: Bu, yeryüzünde kimsenin inanmayacağı, çocukların bile inanmayacağı bir manzaraydı, ama genel başkan da ortalarda yok, olmamayı tercih ediyor, bu olacak gibi bir iş değil tabii. Dolayısıyla artık tüm  sol, sosyal demokrasi, vs. iddialarından da vazgeçmesi gerekiyor, ya da süratle değiştirmesi gerekiyor yönetim kadrolarını.

AH: Şöyle diyor CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen de, “vatandaşlarımızın geniş kesimlerinin bu kadar sıkıntı çektiği bir dönemde, bu iktidar partisinin oylarını arttırabilmesi burada rasyonel olmayan bazı sebepleri aramayı gerektiriyor.” Anadolu Ajansı kaynaklı bir haber bu; bütününü okuduğumuzda, şöyle bir şey çıkıyor; bazı yerlerde “bazı gariplikler” olduğunu söylüyor. “Giresun’da mesela çiftçilerin çok yüksek oranda rahatsızlığı olmasına rağmen AKP oyunu arttırdı, ben muhtarımla konuştum binlerce oyu dondurmuşlar, bu bir tek sandıkta, kim bilir daha neler oldu?” diyor. Yani bir yandan da Sav’ın “biz buradan ders çıkartmadık” sözlerini yan yana koyacak olursak, herhalde CHP’de, en azından şu anda ciddi bir politik perspektif değişikliği olacakmış gibi görünmüyor.

AB: CHP ciddi bir travma yaşıyor, artık uzunca süredir depresyonda olan bir parti.

 

ÖM: Depresyondan nevroza da geçti galiba?

 

AB: Evet geçti, bayağı ilerledi ve bu partinin sözcüleri 1930’ların mantığıyla sürdürürlerse söylemlerini, burada olağanüstü bir gelişmeyi ilk etapta beklemek de bana gerçekçi gözükmüyor. Çünkü bugüne kadarki ipuçlarında bunu göremiyorum açıkçası. Partinin içerisinde yenileştirecek unsurlar da kalmadı, onların hepsi tasfiye oldu, ayrıldı, gitti, yani parti zaten küt olarak bu tür bakıştaki insanların bir partisi oldu. Dolayısıyla oradan, içinden bir şeyin çıkmasını da çok zor görüyorum açıkçası kısa dönemde. Ama önümüzdeki dönemde polarizasyonu güçlü bir meclis var, yani bir tarafta milliyetçi, ulusalcı, Recep Peker’ci ekip var, bir tarafta da bağımsızlar, Kürtler var parlamentoda. O yüzden AKP’nin siyasetinin çok önemli bir rolü olmak durumunda. Kuzey Irak, AKP’nin doğu ve güneydoğudaki en az geliştirdiği refleksleri. Biliyorsunuz “Kürt sorunu vardır” dedi Başbakan, ondan sonra onu yuttu, üç sene önce Diyarbakır’da yaptığı konuşmadan sonra. Zaten AKP’nin önünde sivil anayasa gibi, deve dişi gibi sorunlar duruyor, çok yüklü bir gündemi var., AB, uyuyan Kıbrıs, Kuzey Irak. Aslında bu, AB’ye, hatta ABD’ye, “Kuzey Irak’a harekât” diyenlere vs., çok yönlü mesajları olan bir seçim sonucu, bu anlamda da bakmak, değerlendirmek lazım.

Polarizasyonun olduğu bir parlamento olacak. Onun için de AKP, gövdesi büyük bir parti olarak burada çok önemli bir rol üstlenebilir diye düşünüyorum. Yani bağımsızların, DTP’li ve DTP’siz bağımsızların bulunması bir renk ve son derece önemli, ama karşı tarafta da değişim karşıtları var, orada da bu süreci yönetecek bir parti. Yani bu parlamentoda AKP’nin üstleneceği çok iş var. Zaten ana parti o, bu süreçte önemli şeyleri getirip diyalog içerisinde çözmek durumunda, özellikle de güneydoğu ve doğudaki soruna ilişkin ve Kuzey Irak’taki meselelere ilişkin.

 

ÖM: Amerika Dışişleri Bakanlığı’nın Avrasya’dan Sorumlu Bakan Yardımcısı Matt Byrza’nın dedikleriyle de uyuşuyor benim de söyleyeceğim, “Türkiye’de yapılan genel seçimlerin Türkiye demokrasisi için büyük bir başarı olduğunu” söylemiş. Buna katılmamak güç doğrusu, “bu seçimler bir defa daha Türk demokrasisinin nasıl çalıştığını gösterdi, büyük bir başarı” demiş.

 

AB: Kesinlikle.

 

ÖM: “Tamamen hür ve adil şekilde gerçekleşen yüksek katılımlı, anayasal süreçlerin ve laik demokrasinin nasıl çalıştığının bir başka örneği” demiş ki, doğrusun isterseniz Matt Byrza’nın her zaman fikirlerimizin uyuştuğunu söylememiz çok mümkün olmayabilir, fakat bu sefer aynı kanıdayız. Uluslararası basında da bu seçimlerin geniş yankı bulduğunu söyleyelim, gerek AP, Reuters, AFP gibi ajansların haberlerinde de çok ciddi bir başarı olarak nitelendiriliyor, bu sonuçların AB için de bir onay şeklinde yorumlanabileceği söyleniyor.

 

 

Herkül Milas’ın, yanılmıyorsam Zaman gazetesinde yayımlanmış son derece ilgi çekici bir yazısı vardı; kısmen değinmiştik, seçimlere girmeden önce son değindiğimiz yazılardan biriydi. Demokrasinin ne kadar nadide bir çiçek olduğunu, seçimin, oy vermenin kendi özgür iradesiyle yöneticilerini seçmesinin insanlık tarihinde çok yeni bir kurum olduğunu ve insanların da bunun kıymetini bilmesinin gerektiğini belirten ilginç bir yazıydı. Doğrusunu isterseniz seçimlerden sonra, demokrasinin işlerliği insanın içine gerçekten bir yaşama sevinci veriyor, bütün aksamalarına rağmen.

 

AB: Son bir yıl içerisindeki konuşmalarımıza baktığımızda, bugün gelinen noktayı sizin sözlerinizle kapatmak en doğrusu. Gerçekten Hrant Dink’in öldürülmesi, Danıştay, çeteler, vatansever örgütler vs. neler yaşadık.  Artık bundan sonra AKP açısından, sivil anayasa kadar, geçmişte vurgu yapılıp da gerçekleştirilemeyen hususları, -bunların içerisinde yolsuzluğa ilişkin meseleleri de koymamız gerekiyor- takip etmeliyiz.

 

AH: Bir yandan da geçmişle hesaplaşmayı da koymak gerekmiyor mu? Çünkü sürekli çevresinden dolaşılan bir konular da var, gerek derin devletle çok bağlantılı, gerek darbe ile çok bağlantılı ama asla kat’a hakkında iktidardan pek bir şey duymadığımız.

 

ÖM: Erdoğan’ın dünkü konuşmasında ufak, bir noktayı hatırlıyorum, “çeteler de birbiri ardına çorap söküğü gibi çıktı ve hepsinin üstündeyiz” dedi.

 

AH: Ama henüz daha tatmin edici herhangi bir sonuç almış  değiliz.

 

ÖM: Ama seçimi kazandıktan sonra yaptığı ilk konuşmasında söz etmesi önemli bence.

 

AB: Orada bunun vurgusunun yapılması önemli. Şimdi bir şey daha hatırlatalım; 2002 seçimlerinde bu parti, 1990’ların inanılmaz bir banka, enerji, medya rezaletleri üzerine geldi, bu konuda duyarlılığı sonucunda, bunun işlemesi sonucunda ilerledi, geldi, 15 aylık parti iktidar oldu. Bu konulara ilişkin duyarlılığını devam ettirmesi ve her şeyden evvel de behemehal sivil bir anayasa hazırlığına girmesi, gerekiyor. Bu dönemde böyle bir şeyin üzerine gitmezse, yine etraftan, kenardan dolaşarak devam ederse, bu konudaki ihmalkârlıkları ya da vazgeçmeleri kendi ayaklarına dolanır,.

 

ÖM: Çok teşekkür ederiz, gerçekten tatmin edici bir konuşma yapma fırsatı bulduk kısa da olsa.



(23 Temmuz 2007 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.)

 


Yazıcı formatı Arkadaşına Gönder Yorum Yaz Başa Dön
Aynı Kategoriden

Aynı Yazardan