ÖM:
Ankara’da barajların doluluk oranı %3
civarındaymış?
AB: Bu
%3 yaklaşık 2 aydır söylenen bir
rakam.
Avi
Haligua: Bir
türlü düşmüyor değil mi?
AB: %3
zaten bir şey yok anlamında. Ankara’nın büyük bir
kısmı dışarıda. Malum, Ankara memur ve öğrenci
yoğunluklu bir kent. Okullar, üniversiteler daha
henüz açılmadı, kent nüfusunun büyük bir bölümü
dışarıda, memurlar yaz tatillerini yaşıyorlar,
biraz da seçimler nedeniyle izinlere de geç
çıkılıyor. Dolayısıyla, gerçek anlamda bu %3’ü
sonbahar aylarında anlayabileceğiz. Şu anda ek
önlemlerimizi günlük yaşam içinde kullanmıyoruz,
ama sanıyorum bu konuyu çözüyormuş yeni Çevre
Bakanı.
AH: Bir
yerlerde gizli su kaynağınız varmış! Bakan
açıklamaya başladı.
AB: Ben
de onu anlamadım.
ÖM: Biz
bunun bilimsel bir konu olduğunu zannediyorduk,
hayır değilmiş, inanç meselesiymiş, “Ekim’den
itibaren yağmurların geleceğine inanıyorum ben
şahsen” diyor Bakan.
AH:
İklim değişikliğini de halledebileceğimize
inanıyormuş.
ÖM:
“Bütün tedbirleri aldık”
diyor.
AB:
İman gücüyle bunu halledebileceklerini
düşünüyorlarsa göreceğiz
bakalım.
ÖM:
Allah kolaylık versin
diyelim.
AB:
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı büyük oy
oranlarıyla 3 dönem seçildi, kentin büyük bir
kısmı yapılan icraatlardan etkilendi ve memnun,
ama bu su meselesi ile, yani sudan meselelerle çok
ciddi ilgilenmediği ortada. Bu konuda bir tenakuza
da düştü merkezi otoriteyle, yeni bakanla
aralarında, “biz Ankara’yı uyardık, Ankara bizi
dinlemedi” şeklinde bir polemik de oldu geçtiğimiz
günlerde. Eğer bu böyle devam ederse sudan
sebeplerle Ankara Büyükşehir kaybedilebilir,
iktidar da kaybedilebilir sudan sebeplerle. Bunlar
onun farkında değiller.
ÖM:
Farkında değiller, bana da öyle geliyor, bir idrak
problemi var. Bana düşmez söylemek bunu tabii.
Güzel bir fotoğraf vardı dünkü Radikal
gazetesinde, Bakan’la Gökçek Afyonkarahisar’da bir
araya gelmişler, gazetecilere de gülümseyerek poz
vermişler, kavga dargınlık yaratmamışlar yani.
Ayrıca zaten Çevre Bakanı’nın yüz küsur arabalık
bir konvoyla memleketi Afyonkarahisar’a girmesi ve
bir şehir turu atmasına da hamiyetten gözlerimiz
yaşardı, Çevre Bakanı dediğin zaten böyle bir
törenle gelmelidir! Benzin, mazot yakarak filan,
çok iyi olur yani.
AB:
Sizin Ümit Şahin’le yaptığınız programlardan
birinde dinledim ya da kitabınızda okudum, tam
emin değilim, bir komisyonda küresel iklim
değişikliği konusunda bir brifing sonrasında bir
şok yaşanmış. şok hakkında bir.
Milletvekillerinin, hükümet üyelerinin ve
bürokrasinin bu konuda ciddi bir eğitimden geçmesi
gerekiyor.
ÖM:
Evet, Ümit Şahin’in açıklamalarını büyük bir
dikkatle ve şaşırarak izlemişler Küresel Isınma
Komisyonu’na gittiği zaman.
AB:
Bunları bırakalım bizim sanayileşmemiz
lazım.
AH:
Zaten Yeşiller’in komisyonuna verdiği bilgiler de
BM’nin vs. ana araştırmalarının sonuçlarıydı.
Aslında bunları herhangi bir haber ajansından da
üç aşağı beş yukarı
öğrenebilirlerdi.
ÖM:
Ankara’nın durumu bu. Konya’nın durumu da gayet
iyiymiş. ‘KOP’ diye adlandırılan Konya Ovası
projesi de sessiz sedasız bitiriliyormuş. 136
yıllık hayali gerçekleşiyormuş Bakan onu da
söyledi.
AB:
Oradaki gölleri de kuruttuk, maya çalacak göl
kalmadı Akşehir Gölü’ne.
ÖM:
Öyle değil diyor Bakan, “susuzluk sorunu filan
yoktur” diyor.
AB: O
zaman bu iş ikinci dönemde bayağı zor gidecek,
öyle gözüküyor.
ÖM:
Bana da öyle geliyor doğrusu, çünkü bence,
susuzluk var, kuraklık da
var.
AB: Bu
konudaki gelişmeleri anlayamamış ve algılayamamış
Bakan. Dünya bununla yatıp kalkıyor, Türkiye’de
çok ciddi bir kamuoyu oluşuyor, bunu algılayamamış
ve anlayamamış bir hükümet programı var. Programda
tek kelime yok değil mi bu
konuda?
ÖM: Bir
çevre bir de Kürt meselesine pek girmemişler
programda.
AB: Bu
program aslında şöyle; 58, 59 ve 60’a şöyle bir
göz gezdirdim, derinlemesine bakmadım, ama şöyle
bir hava var, yetiştirilmesi gereken bir ödev var,
onu bir yapalım da okunsun, geçsin şeklinde. Biraz
da %47’lik zaferin üstüne yatmış gibi görünüyor.
2002 yılındaki hükümetin, 58. Abdullah
Gül’lü hükümetin programı, ardından acil eylem
planı, bayağı bir malzeme çıkartmıştı ortaya.
Enerjisi olan bir programdı, sıralamalarını
eleştirmiştik, beğenmiştik, vs. ama bir enerji
görülüyordu. Zaten aradaki 59 daha kısa bir
hükümet programı, biliyorsunuz Tayyip Erdoğan’a
devretti o aradaki seçimlerle, o yüzden o ikisini
birlikte ele almak lazım. Çünkü 59. hükümet şeklen
geldi ve devam etti biliyorsunuz Tayyip Erdoğan’ın
başkanlığında. Bu program da gerçekten coşkusuz
bir program, “dostlar alışverişte görsün” diye
yapılmış. Türkiye’nin uzunca bir süredir üzerinde
fırtınalar kopartılan, özellikle Kürt meselesi
üzerinde yine daha önceki tavırlara benzer, yandan
dolaşmak denilebilecek bir yaklaşım var. Onun
ötesinde daha çok geçmişte yaptıklarını ortaya
koyuyor, yani bir döküm veriyor seçim
beyannamelerinde de söz ettikleri gibi. İkinci
kere, %47 ile, yüksek bir oy oranı ile geliyorsun,
nasıl bir projen var, Türkiye’yi nereye
taşıyacaksın, nereye yükselteceksin? Beğenirsiniz,
beğenmezsiniz, ama Menderes demiş ki; “küçük
Amerika yapacağım, her mahallede bir milyoner” vs.
Sonuçta bir hedeftir, üzerinde çok fırtınalar
koparılmıştır. Söylenen hedef, taşımak istenilen
nokta, 2013’te 10 bin dolar, ama nasıl, hangi
şekilde? Buralarda yeni çok fazla bir şey
göremiyoruz, hatta daha önceki programların biraz
tekrarı, hatta gerisine düşmüş gibi bir durum var.
Bu aslında iki şeyle açıklanabilir; bir tanesi
gerçekten iktidarın son 2 yılı, hele hele son 1
yılı, son ayları müthiş mücadelelerde geçti,
burada bir yorgunluk var, ama tazelemişsin, yüksek
bir oy oranı ile gelmişsin. İkincisi de, gerçekten
bu yüksek oy oranının üstüne yatma pozisyonu, ama
bunlar yarın ayaklarına çok dolanır. Sivil
anayasadaki gelişmeleri de izleyeceğiz; tamam bir
hareket var, ama sivil anayasanın tartışılması,
maddelerinin nasıl olacağı son derece önemli.
Hep söz ettiğimiz bir konu var, AKP,
entelektüel sermaye boşlukları ve kadro boşlukları
olan bir parti, özellikle ilk dönemin ilk üç
yılında AB sürecinden çok beslendi, onu
programının ana konusu yaptı ve o konudaki
gelişmeler en azından hükümetin siyasal programını
oluşturdu. Diğer taraftan iyi giden bir ekonomik
dünya konjonktürü vardı, buradan borçlanabilme
imkânına sahip oldu. Açıkçası buralardan beslendi,
yurt içinde de özellikle demokrat, liberal,
ilerici kesimlerin görüşlerinden yararlandı,
buralardan beslendi. Beslenme kanallarını bu
alanlar oluşturdu. Bugün baktığımızda, hükümet bu
programla, hantal, çok kilolu ama aklı kıt bir
yaratık gibi devam ederse, büyük zorluklar
görecektir, kendi kendinin ayaklarına
dolanacaktır. Bu hükümet programı, iyi yazılmış,
iyi tasarlanmış bir programa benzemiyor hükümet
programı.
ÖM:
Bugün Radikal gazetesi yazarı Uğur Gürses
de benzeri bir program analizi yapmış, sizin
söylediklerinizin benzeri, “hükümet programının
program kısmı eksik” demiş. Yani “ne ekonomiye ne
AB’ye ilişkin somut hedefler var ve heyecan da
eksik” diyor sizin söylediğiniz
gibi.
AB:
AKP’nin, özellikle ekonomi yöneticilerinin şunu
çok iyi farkında olmaları lazım; uluslararası
konjonktür, bu 5 yıl boyunca bizim gibi ülkelerin
borçlanma kabiliyetlerini sürdürmelerini
sağlamıştır. Borçlanmanızı sağlıyorsanız ekonomide
büyüme sağlıyorsunuz. Dolayısıyla bu borçlanabilme
sürecinde de yüksek bir maliyet ödüyorsunuz, bunu
farkına varmalıyız. Bizde faizler düştü, 1999-2001
faizleri değil, ama biz hâlâ dünya liginde, en
yüksek reel faiz veren bir ülkeyiz. Dünyada en
yüksek reel faizi verdiğimiz için de
borçlanabiliyoruz, ve de dünyada en yüksek kamuda
faiz dışı fazla veriyoruz 6.5, kader gibi yazgı
gibi, bunu veriyoruz ve mali disiplin
sağlıyoruz.
Bu kadar yüksek faiz dışı fazla vermek
demek zaten bir ülkenin yüksek borçluluk
risklerinin devam ediyor olduğunu gösterir.
Dolayısıyla bu ekonomide, hali hazırda, enflasyon
70’ler, 80’ler, 90’lar %100’ler seviyesinden tek
haneli rakamlara yaklaşmıştır ama dünyanın en
yüksek net reel faizini veren ülkeyiz.
ÖM:
Enflasyon hedefinin de tek hane olarak
belirtildiğini söylüyor Uğur Gürses yine aynı
yazıda. “%1 de %9.99 da tek hane demek, çok
muğlak” diyor.
AB:
Tabii yuvarlamışlar. Tamam, geçmişteki bir takım
başarıları görmezden gelemeyiz, ama küresel
riskler, hemen bu tür yüksek borçluluk düzeyi olan
ve yüksek faiz düzeyi ile borçlanabilen ülkeleri
çarpıyor, istediğiniz kadar rezerviniz olsun.
Üstüne üstlük bir diğer kırılganlığımız da reel
sektördeki yüksek borçluluk, reel sektörümüzün 90
milyar dolar civarında borçlanması var, biz bu
dünyayı bilmiyoruz, hükümet de bilmiyor henüz bu
dünyanın kırılganlığını. Dolayısıyla hükümet
programının iktisadi tarafına baktığınızda, bu
anlamda muhtemel küresel risklere karşı, “ben
şöyle tahkim ettim, şöyle tahkim edeceğim”
diyebileceği bir şey yok. Mikro reformlar diye bir
şey var, onu da çevresinden aldıkları belli,
onların dile getirdiği, mikro sektörel
düzenlemeler üzerinde reformların yapılması. Yani
bu bağlamda baktığınızda, riskler karşısında bir
ekonominin savunulmasına ilişkin fazla bir şey
sarf edilmiyor. Biraz dostlar alışverişte görsün
durumu. Kürt meselesine yaklaşım yok. Önümüzdeki
sivil anayasa tartışmalarında biz etnik kontratı,
Kürt kontratını, laiklik kontratı gibi konuları
konuşmayacak mıyız?
ÖM:
Evet bir hayli eksiklik olduğunu rahatlıkla
söyleyebiliriz. Üstelik de bir yandan TCK’nın 301.
maddesinin kaldırılması
konuşulurken, öbür yandan da DTP’lilere ve
başkanı Ahmet Türk’e de soruşturma açılıyor bir
kaç koldan. İnsan hakları örgütleri de “işkenceye
sıfır tolerans” sloganını yineleyen hükümeti
uyarıyorlar. İnsan hakları AB gündeme
geldiğinde anımsanıyor ancak, devletin insan
hakları alanından çekilmesi gerektiğini
söylüyorlar. Bir yandan da mesela bir anayasa
değişikliği de son dakikada yasa olarak çıkarıldı
seçime girilirken. Polis Vazife ve Salahiyetleri
Kanunu yetkiler arttırılarak çıktı. “Polise
verilen yeni yetkiler, insan haklarına kısıtlama
getirdi” deniyor. STK’lardan hükümete ciddi
uyarılar da gelmiş.
AB:
Tabii özellikle TSK ile devam eden gerilim,
yönetmede hükmet etmede zorluklar çıkaran bir
süreç. Bu hâlâ devam ediyor, edecek.
Cumhurbaşkanının seçimi başlı başına gerilimdi
zaten. Ama siz bir taraftan demokrasinin
genişlemesine taraftar bir zemin üzerinden
genişlerseniz, bir taraftan da bunu kısıtlayıcı
önlemler içerisinde yer alırsanız, bu sizin
ayağınıza dolanır. Bu yüzden, hükümet ve AKP
kendini nereye oturtacağını iyi hesaplamak
durumunda. Yani bu demokratikleşmeye, ilerlemeye
ilişkin görevlerini, yapılması gerekenleri net bir
şekilde ortaya koymak durumunda. Bu anlamda bir
adım ileri iki adım geri şeklinde bir yolda devam
etmeleri pek mümkün gözükmüyor. Bunun için daha
net, kararlı ve cesur olmak durumunda, Bir
taraftan “demokratikleşme” diyeceksiniz, bir
taraftan da polisin yetkilerini arttıracaksınız,
oy aldığınız çevrelerle de çatışırsınız sonuç
itibariyle.
Böyle bir ekonomik programı
ortaya koyacaksınız, yani 10 bin dolar seviyesine
taşıyacağınızı söylüyorsunuz, ama nasıl, hangi
mekanizmalarla, onlar ortalıkta yok. Onun için
biraz müzmin hastalık haline gelen bir durumu var
hükümetin. Bu ikinci dönemde de gerçekten
entelektüel fikri sermayesindeki kıtlıklar ve
kadro kıtlıkları ki çok önem kazanacak. Bunlar
daha sonraki dönemde, hem ekonomide hem siyasi
gelişmeleri değerlendirmede ve Türkiye’nin hükümet
edilmesinde çok önem kazanacak. Geçen sefer bir
şekilde bu açıklar başka şekilde tamamlandı ama
ikinci 5 yılda bunlar çok sırıtacaktır, öyle
gözüküyor.
ÖM:
Belki son nokta olarak her zaman söylediğimiz bir
şeyi bir kez daha söyleme imkânımız olabilir;
burada hem sözünü ettiğiniz zaaflarla epeyce malûl
olduğu gözüken yeni hükümet var, hem de CHP gibi,
ana muhalefet partisi durumunda olan gereken bir
partinin de hemen hemen hiçbir konuda muhalefet
edememesi gibi bir yapısal problemden de
bahsedebileceğiz.
AB: Ben
son dönemde, 1945-50 arasını okuyorum, yani o
zamanki CHP’nin meclisteki tartışmalarını filan.
Bunu da şunun için okuyorum, dine özgürlükler ve
laiklik epey tartışma konusu orada, yani
cumhuriyetin ilk 25 yılında tartışılıyor. Burada
şunu görüyorum, bu cesareti bugünkü CHP
gösteremiyor. Bu anlamda bu kadar özgürlük
içerisinde kendi içinde tartışamıyor.
Anıtkabir’e gidiyorlar mesela, bir
sembolden öbür sembole gidiyoruz, 9 Eylül’de
Anıtkabir’deyiz, öbür tarafta neredeyiz,
türbandayız. Bunun ötesinde seçimden sonra en
büyük eylemi Anıtkabir eylemi. Bir partinin ne
kadar çürümüş olduğunu göstermiyor mu bu? Yeni bir
şey koysana, yeni bir şey söylesene. Dolayısıyla
gerçekten büyük bir problem var, hem muhalefetiyle
hem de hükümet programıyla. Bu açıkçası %47’lik
büyük gövdenin karşılığı bir program değil
bu.
(3 Eylül
2007 tarihinde Açık Radyo’da
yayınlanmıştır.)