Anasayfa | Site Haritası | İletişim | Üyelik | About Açık Radyo  
 
 
Açık Radyo Müzikleri
04:15 - 06:30
AKP'nin Sivil Anayasa İmtihanı
21/09/2007

 

Ömer Madra: Bugün sizinle sivil anayasa girişimleri hakkında konuşalım mı?

Ali Bilge: Seçim sonrasında dile getirmiştik, sivil  anayasanın yapılmasına ilişkin yıllardır biriken  siyasi ve toplumsal bir talep söz konusu. Askeri cuntanın düzenlediği 82 anayasası ile ülke çağdaş bir şekilde yönetilemedi, yönetilemiyor. Malum, mevcut  anayasa da,  yapılan değişikliklerle delik deşik oldu, artık  sivil bir anayasa yapılması gerekiyor.

Sivil anayasa taslağı bir bilim kurulu tarafından hazırlandı. İyi bir adım atıldı, önce bilim heyetine başvuruldu. Bu günlerde de AKP bünyesinde taslağa ilişkin değerlendirmeler  yapılıyor. AKP, bilim kurulunun hazırladığı  taslağı veri aldı, temel saydı. Bazı  değişiklikler yapacağı belirtiliyor, ancak değişikliklerin neler olacağı  henüz kesinleşmedi.

Türkiye sivil anayasaya hasret, doğru dürüst, çağdaş  bir anayasaya hasret. 25 yıldır Türkiye’nin üzerine yapışan 1982 anayasası ile, rejim askerin vesayeti altında yürütüldü.  1982  anayasası ile ülkeyi yönetmenin zorluklarını, girdaplarını  hepimiz biliyoruz, hep konuşuyoruz. Elbette %47’lik oy alarak parlamentoda birinci parti konumundaki AKP’nin, bilim kurulunun hazırladığı  taslağa sahip çıkması, veri kabul etmesi çok  önemli, ama bundan sonrası da  çok önemli.  AKP’nin  taslak üzerinde yapacağı değişiklikler, geri adımlar, ileri adımlar, dikkatle takip edilmesi gereken hususlardır.

Sivil anayasanın, AKP’nin belirlediği bilim heyeti tarafından hazırlanması tepki topluyor. AKP’nin daha henüz kamuoyuna sunmadığı taslak bile AKP’nin  anayasası şeklinde değerlendiriliyor. Üstelik, geçmişte  82 anayasasına karşı olan kesimler dahi yeni taslağa tepki gösteriyorlar. Önümüzdeki günlerde, AKP’nin açıklayacağı anayasa taslağının tartışılma biçimi ve  yapılacak  katkılar,  tartışmanın içeriği, anayasanın şekillenmesinde çok önemli olacaktır. Taslak anayasa, “AKP’nin geliştirdiği bir metindir, ne olursa olsun buna karşı koymak gerekir” şeklinde gelişen görüş-tepki hattı yanlış ve tehlikeli. Ayrıca, AKP sözcülerinin açıklamaları, taslak metin üzerinde kısıtlayıcı önlemlerin olabileceğini de gösteriyor. Anayasa taslağının içeriği, ortaya konuş, hazırlanış ve tartışma  biçimi, AKP’nin demokratlığını, muhafazakârlığını, milliyetçiliğini, özgürlüklere bakışını ortaya koyacaktır. Yani AKP’yi de tanımlayacaktır, AKP’deki gelişmeleri, değişimleri de tanımlayacak bir belge –süreç olacaktır.

 

ÖM: Bu açıdan bakıldığı zaman, anayasanın hazırlanma şeklinin ve taslağının, özellikle çok yüksek oy alarak iktidarda olan ve kendini oldukça serbest hissetmesi ihtimali kuvvetli olan ve bu yönde de hakkında eleştiriler olan AKP için de bir nevi turnusol kâğıdı görevi göreceğini söyleyebiliriz belki.

 

AB: Ben de onu söylemek istiyorum, yani ne kadar demokrat, ne kadar muhafazakâr, ne kadar milliyetçi olduğunu , temel hak ve özgürlüklere olan sınırlarını, dinsel hak ve özgürlükler ve laiklik üzerine yaklaşımını  ortaya koyacaktır. AKP’nin yönelimi ve nasıl bir parti olduğu hakkında fikir verecektir. Bu  başlıklar çerçevesinde baktığımızda, AKP’de çok farklı motifler olduğunu görüyoruz. Yani Cemil Çiçek’in milliyetçiliği ile Ertuğrul Günay’ın demokratlığı arasında farklılıklar var. Anayasa taslağının şekillenmesi için toplanan grubun içerisine baktığımızda, farklı görüşlerde insanların bulunduğunu gözlemliyoruz. Ancak, “dostlar alışverişte görsün” şeklinde bir sivil anayasa hazırlamaya kalkarsanız, bu    ayağınıza dolanır. Türkiye,  bugünün gerçekliği içerisinde, gerçekten sivil bir anayasayı yapmak zorunda. Buna imkân vermezseniz,  işi arkadan dolanır  şekilde yapmaya kalkarsanız,  bu anlayış  AKP’nin sonunu bile  getirebilir, fena halde  ayağına dolanır. Türkiye’ye de çok fazla bir şey katmaz.

 

Diğer taraftan, taslağa muhalefet cephesinden baktığımızda, resmi bir belge bile ortaya konmadan toz duman içinde bir karşı çıkış var. Hükümet bir metni ortaya koyacak ki, biz de onun üzerinden tartışacağız. Bilim kurulunun hazırladığı kamuoyuna sızan bir metin var, şu anda bunları tartışıyoruz. Önce tartışılacak metin ortaya konacak, daha sonra tüm toplumsal kesimlerin, siyasi kesimlerin, sunulan  belgeye dönük görüşlerini, bu hamurun içerisine katmak gerekecek. Yeni sivil bir anayasanın hazırlanması, tartışılması ve kabulüne kadar uzanan süreç,   parlamentonun, tabii ki en büyük grup olarak AKP’nin  sınavı olacak. Sivil bir anayasa yapacağız ve bu bir darbe sonrasında olmayacak. Demokrasi platosunu yükseltmek için ciddi bir sınav var önümüzde. Bu herkesin sınavı, Özgürleşecek miyiz, özgürleşmeyecek miyiz? Temel sorunları, cerahat haline, irin haline gelmiş meseleleri çözecek miyiz çözemeyecek miyiz? Bu anlamda, Türkiye’nin demokrasi imtihanı olacak. Ancak, tüm bu çabalar, “dostlar alışverişte görsün  anayasası” olacaksa, 8 ay, 1 sene toplumu oyalayacaksa, boşa kürek çekilmiş olur, herkesin ayağına dolanan bir durum olur. Değerlendirmenize katılıyorum: Anayasa, AKP’nin turnusolüdür.

 

ÖM: Çok uzun zamandan beri, ta 1980’deki darbeden bu yana, 82’den bu yana, çok önemli bir özgürlük kısıtlayıcı olarak karşımızda bulunan, tepemizde olan anayasal özgürlük sorunsalının çözümüne giden bir yol olarak bakmak lazım bu yeni anayasaya. Bu açıdan hakikaten çok önemli.

 

AB: Kesinlikle. Yeni  anayasanın özgürlükleri genişletmesi gerekiyor. Yeni sivil bir anayasa yapmamak için  bir gerekçe kalmamıştır, parlamento içinde ve dışında  çoğunluğa sahip bir iktidar söz konusudur. Bu süreç, askeri vesayet altında yıllardır yönetilen Türkiye’nin sivil inisiyatif üzerinden yükselip yükselmeyeceğini gösterecektir. İktidarıyla, muhalefeti ile çok  önemli bir durum.  Elbette Türkiye’nin  temel sorunlarının yeni bir anayasa ile bir gecede aşılması kolay değil. İktidar olup olmadığınızı, anayasa belgesinin tartışılması ve kabulü süreci içerisinde  göstereceksiniz. Anayasanın, geniş özgürlükler içerisinde tartışılması lazım, AKP’nin  kendi elini bağlamaması lazım. Yeni  anayasa metni, tartışılması ve kabul süreci,  AKP’nin ne olduğu, ne olacağı, varlığı ve  geleceği  hakkında değerlendirme imkânı  verecektir diye düşünüyorum.

 

Bir yandan yeni anayasayı ve özgürlüklerimizi tartışıyoruz, ama  unutmayalım, AKP döneminde işlenen siyasi cinayetler, kirli, derin siyasi düğümler yığını da gözümüzün önünde bulunuyor. Bunlardan bir tanesi Danıştay saldırısı, bir tanesi Hrant Dink’in katli, Şemdinli olayları, Malatya olayları. Bunlar gibi, aydınlanmamış pek çok karanlık nokta bulunuyor. AKP döneminin siyasi karanlık cinayetleri ortada ve cinayetler iktidarın sırtındaki kamburlar, aydınlatılmayı bekliyor. İktidarın yükümlülüğü bunlar, çözülmeyi bekliyorlar. Meclis açıldı, Cumhurbaşkanı seçildi, komisyonlar kuruluyor, anayasa değişikliğine adım atıyoruz. Bırakın geçmişe dönük siyasi cinayetleri, düğümlenmiş, çözümlenmemiş karanlık geçmişimizi; sadece AKP iktidarı döneminde yaşananlara baktığımızda beni korku kaplıyor. Sadece saydığım bu karanlık hususların dahi üzerine gidilmedi. Dink cinayeti hâlâ muamma, hepsi muamma, çeteler, darbe girişimleri, bunlar ne zaman aydınlanacak?


ÖM: Şemdinli davasında da bir görevsizlik kararı var ve dosyanın askeri mahkemeye gönderilmesi meselesi var. Şemdinli’de yargılamanın askere teslim edilmesi gibi bir durum oldu. Malatya’daki katliam 6. ayında ve henüz dava açılmadı. Hrant Dink cinayetiyle ilgili davada da bir gelişme yok.

 

AB: Bu bir iktidar açısından bence aczi ifade ediyor, İçişleri Bakanlığı başka birinin mi  elinde? Sen iktidar değil misin? Kendi dönemlerinde aydınlatamadıkları ciddi  bir liste var. Türkiye’nin güvenlikle ilgili hususlarında iktidar söz sahibi değil mi? Parlamentonun sözü yok mu? Sadece bunları  aydınlatmak için  çalışma yapmayı neden  düşünmezler, neden bunlar gündeme getirilmez, neden medya tarafından iktidara sorulmaz. Neden muhalefet bu aydınlatılmamış mevzuları dillendirmez, niye bunlar çözülmüyor. Bıraktım artık 1 Mayıs 1977’yi, Kahramanmaraş olaylarını, son 40 yılın binlerce karanlık noktasını, en azından son dönemdeki çeteleri ve cinayetleri aydınlatması gerekiyor mu? Sivil anayasa hazırlıklarını konuşuyoruz, tamam da,  sessizlik neden? Sessizliğin dillenmesi gerek miiyor mu? Çok dikkat çekici, Başbakan’ın en yakınında bulunan Ömer Çelik’in, Hrant Dink cinayetinden sonra yaptığı konuşmaları hatırlıyorum; Ömer Çelik, Başbakan’ın dizinin dibinde duran bir adamdır, neredeyse “kanı yerde kalmayacak” mesajları verdi. Peki ne yaptılar?

 

ÖM: Hatta Türk bayrağına cenazesinin Türk bayrağına sarılarak yapılması gerektiğini de söylemişti yanılmıyorsam Ömer Çelik.

 

AB: Nerede verdikleri  sözler? İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanı’nı değiştirdik,   “ihmalleri ya da gereğince üzerine gidememeleri nedeniyle” diye bir gerekçe ürettiniz, ama başka neler yaptınız, ilerleme kaydettiniz mi?

 

Sivil anayasa, “dostlar alışverişte görsün” anlayışıyla yapılırsa, iktidarın kendi isteklerine uygun rötuşlarla, temelde özü değişmeyen, vesayet sistemi pek  değişmeyen bir anayasa olursa, cinayetlerin üzerine gitmezlerse AKP çok sarsılır, kendi sonunu hazırlar. Burası Türkiye, genç bir ülke, genç  seçmeni var. Seçmen, bu ülkede park eder, hiçbir zaman kazık çakmaz. Seçmen, %47’lik oyu dindar olduğu için, dini talepleri olduğu için vermedi; iktisadi, siyasal, sosyal, demokratik özlemleri olduğu için verdi, ya da AKP böyle meylettiği için, AKP’de böyle  bir potansiyel gördüğü için verdi. AKP’ye ve hükümete, ikinci döneminin başındayken, iktidar rehavetine kapılmamalarını tavsiye ederiz. Böyle devam edemezler, bu cinayetler aydınlanmadan, bu meselelerin üzerine gidilmeden iktidar olunmaz zaten.

 

ÖM: Bütün dünya için en önemli, gündemin birinci sırasında olması gereken küresel iklim değişikliği konusunda da bu anayasada da tedbir almak zorunda ve yeni Çevre Bakanı’nın perspektifi doğrusu hiç içaçıcı görünmüyor bu açılardan.

 

AB: Hükümet üyelerine, AKP grubuna, parlamentoya Açık Radyo’yu dinlemelerini tavsiye ediyorum, çok öğrenecekleri var. Çünkü  büyük  bölümü de bilgisizlikten kaynaklanıyor, meseleyi bilmiyorlar, mesele üzerine eğilmiyorlar, çıkarlarına dokunuyor. Sivil anayasa taslağını hazırlayan bilim kurulunun yeni anayasayı  açıklayan notunda  diyor ki; “çağımızın büyük felaketi olarak görülen, ülkemizi ciddi şekilde etkileyen küresel ısınmanın önlenmesi çabalarının hayati önem kazandığı bir dönemde, çevrenin etkili bir şekilde korunması yönünde anayasaya, devlete yönelik direktif bir hüküm konulmuştur.”

 

Taslak anayasanın beşinci kısmı, “Çevrenin Korunması ve Milli Servete İlişkin Hükümler” başlığını taşıyor. 129’la başlayan maddeleri kast ediyorum, madde gerekçesi sayılabilecek değişiklikleri içeren notta, küresel ısınma hususunda, en azından bilim kurulu bir atıfta bulunuyor.

 

ÖM: Fakat bu anayasa taslağında neler var neler yok pek bilemiyoruz, biz de biraz bakmaya çalıştık, fakat pek bir şey göremedik doğrusu.

 

Avi Haligua: Sadece özel bir düzenleme bölümü olduğunu gördük o kadar.

 

AB: Evet,  çevre korunmasına ilişkin maddeler, 129’la başlayan maddeler. Küresel iklim değişiklikleri ve küresel ısınma hususunda, parlamentoda grubu bulunan,  bulunmayan tüm  parlamenterlerin dikkatinin çekilmesi gerekiyor. STK’ların, parlamentonun konuya ciddi bir biçimde eğilmesini sağlamaya yönelik baskısını kurması gerekiyor. Bazı şeyler için farkındalık, ismini iyi koymakla başlar; TBMM   Çevre Komisyonu’nun ismi, “Küresel Isınma ve İklim Değişikliği Komisyonu” olsun.

 

ÖM: Hatta bunun ötesinde belki de süper bir koordinasyon, koordinatörlük kurulması gerekiyor. Hep verilen bir örneği tekrarlama pahasına şunu söyleyeceğim; bir göktaşı gelmek dünyaya çarpmak üzere yaklaşıyor ve dünya üzerindeki bütün medeniyeti de silebilecek bir tehditle karşı karşıya olsaydık herhalde hükümetler dünyanın her yerinde ve Türkiye’de de farklı bir komisyon kurar, belki de bütün diğer işleri bir kenara bırakıp bunu öncelikle ele alırdı. Halbuki bütün bilim camiasının söylediğine göre durum aynen böyle olduğu halde, böyle bir şey görünmüyor. Başbakan’ın “küresel ısınma çok ciddi bir problem, bunun için de gereken her şey yapılacaktır” gibilerinden bir sözüne rastladım ama “nükleer başta olmak üzere” filan diyor. Bu eğer çok ciddi bir bilgi eksikliği değilse, insan ne diyeceğini bilemiyor, çünkü bütün yeni yapılan araştırmalar, nükleerin sadece maliyet olarak dahi mümkün olamayacağını gösteriyor.

 

İşin ilginç tarafı, galiba bir tek CHP küresel iklim değişikliği ile ilgili soruşturma önergeleri hazırlıyor, veriyor.

 

AH: Gerçi onlar da sivil anayasa tartışmasının dışında kalacaklarına dair açıklamalar yaptılar, nasıl olacak bilmiyorum?

 

AB: O da ibret verici bir açıklama!

 

ÖM: Evet, ilgilenmiyorlar böyle bir konuyla. O zaman tabii küresel ısınma vs. konusunda da soruşturma önergeleri vermelerini de insan büyük bir ciddiyet ve hevesle göremiyor.

 

AB: Bazı şeyler “dostlar alışverişte görsün” mantığı ile oluyor. Yeni anayasanın, TBMM araştırma, soruşturma ve diğer komisyonlarının etkinliğine ilişkin neler getirdiğini, getireceğini bilmiyorum. Türkiye’de meclis araştırması yapılır, konu ciddi araştırılır, öylesine belgeler ortaya konur ki inanamazsınız. Faili Meçhul Cinayetler Komisyonu olsun, Susurluk Komisyonu olsun, her biri inanılmaz ciddi dokümanlar üretmişlerdir, ama bu dokümanların yaptırım gücü yoktur. Biliyorsunuz, bu komisyonlar, parlamentonun yürütme ve bürokrasi karşısında zayıflıklarını içerir. Yeni  anayasa kapsamında, TBMM’de içtüzük düzenlemeleri ile, komisyonların etkinliğinin arttırılması gerekir. Küresel ısınma ve iklim değişikliği sorununa parlamento içinde kuvvetlice yaklaşmak lazım. Güçlü bir  komisyon kurulur, komisyon bilim kurulu oluşturur, Türkiye’nin küresel ısınmadan etkilenimlerini ortaya koyan, kaldıysa  yapılması gerekenleri bildiren dokümanlar ortaya konur, ama bu mesele nükleer santral yapmaya kalkan bir hükümete sunulursa o zaman ne olur bilmem.

 

ÖM: Yeni hükümetin Enerji Bakanı’nın susuzluğa karşı nehirlerin özelleştirilmesini önermesi gibi, eski ve yeni çevre bakanlarının “küresel ısınma Türkiye’yi etkilemez, bence” gibi demeçleri, son anda, 2,5 sayfalık küçücük bir metinle nükleer enerjiye ağırlık verilmesinin meclisin son günlerinde geçirilmesi gibi, 2B sorunları gibi örnekler bakara AKP’nin  aslında çok gayri ciddi ve tehlikeli bir eğilim taşıdığını düşündürüyor. Başbakan’ın da bizzat kendisinin de “nükleerle çözeriz” bu işi tarzındaki yaklaşımı maalesef ümit vermiyor insana.

Sizinle Kemal Derviş’in piyasalara ilişkin uyarısını da konuşacaktık, ama maalesef bir başka bahara kaldı galiba. Bu konuyu konuşmak üzere sizi bir programda konuk edelim önümüzdeki günlerde.



(17 Eylül 2007 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.)

 

 


Yazıcı formatı Arkadaşına Gönder Yorum Yaz Başa Dön
Aynı Kategoriden

Aynı Yazardan