Ömer
Madra:
Bugün sizinle sivil anayasa girişimleri hakkında
konuşalım mı?
Ali
Bilge:
Seçim sonrasında dile getirmiştik, sivil anayasanın
yapılmasına ilişkin yıllardır biriken siyasi ve
toplumsal bir talep söz konusu. Askeri cuntanın
düzenlediği 82 anayasası ile ülke çağdaş bir
şekilde yönetilemedi, yönetilemiyor. Malum,
mevcut
anayasa da, yapılan
değişikliklerle delik deşik oldu, artık sivil bir
anayasa yapılması gerekiyor.
Sivil anayasa
taslağı bir bilim kurulu tarafından hazırlandı.
İyi bir adım atıldı, önce bilim heyetine
başvuruldu. Bu günlerde de AKP bünyesinde taslağa
ilişkin değerlendirmeler yapılıyor.
AKP, bilim kurulunun hazırladığı taslağı
veri aldı, temel saydı. Bazı
değişiklikler yapacağı belirtiliyor, ancak
değişikliklerin neler olacağı henüz
kesinleşmedi.
Türkiye sivil anayasaya
hasret, doğru dürüst, çağdaş bir
anayasaya hasret. 25 yıldır Türkiye’nin üzerine
yapışan 1982 anayasası ile, rejim askerin vesayeti
altında yürütüldü. 1982 anayasası
ile ülkeyi yönetmenin zorluklarını,
girdaplarını
hepimiz biliyoruz, hep konuşuyoruz. Elbette
%47’lik oy alarak parlamentoda birinci parti
konumundaki AKP’nin, bilim kurulunun
hazırladığı
taslağa sahip çıkması, veri kabul etmesi
çok
önemli, ama bundan sonrası da çok
önemli.
AKP’nin taslak
üzerinde yapacağı değişiklikler, geri adımlar,
ileri adımlar, dikkatle takip edilmesi gereken
hususlardır.
Sivil
anayasanın, AKP’nin belirlediği bilim heyeti
tarafından hazırlanması tepki topluyor. AKP’nin
daha henüz kamuoyuna sunmadığı taslak bile
AKP’nin
anayasası şeklinde değerlendiriliyor.
Üstelik, geçmişte 82
anayasasına karşı olan kesimler dahi yeni taslağa
tepki gösteriyorlar. Önümüzdeki günlerde, AKP’nin
açıklayacağı anayasa taslağının tartışılma biçimi
ve
yapılacak
katkılar,
tartışmanın içeriği, anayasanın
şekillenmesinde çok önemli olacaktır. Taslak
anayasa, “AKP’nin geliştirdiği bir metindir, ne
olursa olsun buna karşı koymak gerekir” şeklinde
gelişen görüş-tepki hattı yanlış ve tehlikeli.
Ayrıca, AKP sözcülerinin açıklamaları, taslak
metin üzerinde kısıtlayıcı önlemlerin
olabileceğini de gösteriyor. Anayasa taslağının
içeriği, ortaya konuş, hazırlanış ve tartışma biçimi,
AKP’nin demokratlığını, muhafazakârlığını,
milliyetçiliğini, özgürlüklere bakışını ortaya
koyacaktır. Yani AKP’yi de tanımlayacaktır,
AKP’deki gelişmeleri, değişimleri de tanımlayacak
bir belge –süreç olacaktır.
ÖM:
Bu açıdan bakıldığı zaman, anayasanın hazırlanma
şeklinin ve taslağının, özellikle çok yüksek oy
alarak iktidarda olan ve kendini oldukça serbest
hissetmesi ihtimali kuvvetli olan ve bu yönde de
hakkında eleştiriler olan AKP için de bir nevi
turnusol kâğıdı görevi göreceğini söyleyebiliriz
belki.
AB:
Ben de onu söylemek istiyorum, yani ne kadar
demokrat, ne kadar muhafazakâr, ne kadar
milliyetçi olduğunu , temel hak ve özgürlüklere
olan sınırlarını, dinsel hak ve özgürlükler ve
laiklik üzerine yaklaşımını ortaya
koyacaktır. AKP’nin yönelimi ve nasıl bir parti
olduğu hakkında fikir verecektir. Bu başlıklar
çerçevesinde baktığımızda, AKP’de çok farklı
motifler olduğunu görüyoruz. Yani Cemil Çiçek’in
milliyetçiliği ile Ertuğrul Günay’ın demokratlığı
arasında farklılıklar var. Anayasa taslağının
şekillenmesi için toplanan grubun içerisine
baktığımızda, farklı görüşlerde insanların
bulunduğunu gözlemliyoruz. Ancak, “dostlar
alışverişte görsün” şeklinde bir sivil anayasa
hazırlamaya kalkarsanız, bu iş ayağınıza
dolanır. Türkiye, bugünün
gerçekliği içerisinde, gerçekten sivil bir
anayasayı yapmak zorunda. Buna imkân
vermezseniz,
işi arkadan dolanır şekilde
yapmaya kalkarsanız, bu
anlayış
AKP’nin sonunu bile
getirebilir, fena halde ayağına
dolanır. Türkiye’ye de çok fazla bir şey katmaz.
Diğer
taraftan, taslağa muhalefet
cephesinden baktığımızda, resmi bir belge bile
ortaya konmadan toz duman içinde bir karşı çıkış
var. Hükümet bir metni ortaya koyacak ki, biz de
onun üzerinden tartışacağız. Bilim kurulunun
hazırladığı kamuoyuna sızan bir metin var, şu anda
bunları tartışıyoruz. Önce tartışılacak metin
ortaya konacak, daha sonra tüm toplumsal
kesimlerin, siyasi kesimlerin, sunulan belgeye
dönük görüşlerini, bu hamurun içerisine katmak
gerekecek. Yeni sivil bir anayasanın hazırlanması,
tartışılması ve kabulüne kadar uzanan süreç,
parlamentonun, tabii ki en büyük grup
olarak AKP’nin sınavı
olacak. Sivil bir anayasa yapacağız ve bu bir
darbe sonrasında olmayacak. Demokrasi platosunu
yükseltmek için ciddi bir sınav var önümüzde. Bu
herkesin sınavı, Özgürleşecek miyiz,
özgürleşmeyecek miyiz? Temel sorunları, cerahat
haline, irin haline gelmiş meseleleri çözecek
miyiz çözemeyecek miyiz? Bu anlamda, Türkiye’nin
demokrasi imtihanı olacak. Ancak, tüm bu çabalar,
“dostlar alışverişte görsün anayasası”
olacaksa, 8 ay, 1 sene toplumu oyalayacaksa, boşa
kürek çekilmiş olur, herkesin ayağına dolanan bir
durum olur. Değerlendirmenize katılıyorum:
Anayasa, AKP’nin
turnusolüdür.
ÖM:
Çok uzun zamandan beri, ta 1980’deki darbeden bu
yana, 82’den bu yana, çok önemli bir özgürlük
kısıtlayıcı olarak karşımızda bulunan, tepemizde
olan anayasal özgürlük sorunsalının çözümüne giden
bir yol olarak bakmak lazım bu yeni anayasaya. Bu
açıdan hakikaten çok önemli.
AB:
Kesinlikle. Yeni anayasanın
özgürlükleri genişletmesi gerekiyor. Yeni sivil
bir anayasa yapmamak için bir
gerekçe kalmamıştır, parlamento içinde ve
dışında
çoğunluğa sahip bir iktidar söz konusudur.
Bu süreç, askeri vesayet altında yıllardır
yönetilen Türkiye’nin sivil inisiyatif üzerinden
yükselip yükselmeyeceğini gösterecektir.
İktidarıyla, muhalefeti ile çok önemli bir
durum.
Elbette Türkiye’nin temel
sorunlarının yeni bir anayasa ile bir gecede
aşılması kolay değil. İktidar olup olmadığınızı,
anayasa belgesinin tartışılması ve kabulü süreci
içerisinde
göstereceksiniz. Anayasanın, geniş
özgürlükler içerisinde tartışılması lazım,
AKP’nin
kendi elini bağlamaması lazım. Yeni anayasa
metni, tartışılması ve kabul süreci, AKP’nin ne
olduğu, ne olacağı, varlığı ve
geleceği hakkında
değerlendirme imkânı verecektir
diye düşünüyorum.
Bir
yandan yeni anayasayı ve özgürlüklerimizi
tartışıyoruz, ama
unutmayalım, AKP döneminde işlenen siyasi
cinayetler, kirli, derin siyasi düğümler yığını da
gözümüzün önünde bulunuyor. Bunlardan bir tanesi
Danıştay saldırısı, bir tanesi Hrant Dink’in
katli, Şemdinli olayları, Malatya olayları. Bunlar
gibi, aydınlanmamış pek çok karanlık nokta
bulunuyor. AKP döneminin siyasi karanlık
cinayetleri ortada ve cinayetler iktidarın
sırtındaki kamburlar, aydınlatılmayı bekliyor.
İktidarın yükümlülüğü bunlar, çözülmeyi
bekliyorlar. Meclis açıldı, Cumhurbaşkanı seçildi,
komisyonlar kuruluyor, anayasa değişikliğine adım
atıyoruz. Bırakın geçmişe dönük siyasi
cinayetleri, düğümlenmiş, çözümlenmemiş karanlık
geçmişimizi; sadece AKP iktidarı döneminde
yaşananlara baktığımızda beni korku kaplıyor.
Sadece saydığım bu karanlık hususların dahi
üzerine gidilmedi. Dink cinayeti hâlâ muamma,
hepsi muamma, çeteler, darbe girişimleri, bunlar
ne zaman aydınlanacak?
ÖM:
Şemdinli davasında da bir görevsizlik kararı var
ve dosyanın askeri mahkemeye gönderilmesi meselesi
var. Şemdinli’de yargılamanın askere teslim
edilmesi gibi bir durum oldu. Malatya’daki katliam
6. ayında ve henüz dava açılmadı. Hrant Dink
cinayetiyle ilgili davada da bir gelişme
yok.
AB:
Bu bir iktidar açısından bence aczi ifade ediyor,
İçişleri Bakanlığı başka birinin mi elinde?
Sen iktidar değil misin? Kendi dönemlerinde
aydınlatamadıkları ciddi bir liste
var. Türkiye’nin güvenlikle ilgili hususlarında
iktidar söz sahibi değil mi? Parlamentonun sözü
yok mu? Sadece bunları
aydınlatmak için çalışma
yapmayı neden
düşünmezler, neden bunlar gündeme
getirilmez, neden medya tarafından iktidara
sorulmaz. Neden muhalefet bu aydınlatılmamış
mevzuları dillendirmez, niye bunlar çözülmüyor.
Bıraktım artık 1 Mayıs 1977’yi, Kahramanmaraş
olaylarını, son 40 yılın binlerce karanlık
noktasını, en azından son dönemdeki çeteleri ve
cinayetleri aydınlatması gerekiyor mu? Sivil
anayasa hazırlıklarını konuşuyoruz, tamam da, sessizlik
neden? Sessizliğin dillenmesi gerek miiyor mu? Çok
dikkat çekici, Başbakan’ın en yakınında bulunan
Ömer Çelik’in, Hrant Dink cinayetinden sonra
yaptığı konuşmaları hatırlıyorum; Ömer Çelik,
Başbakan’ın dizinin dibinde duran bir adamdır,
neredeyse “kanı yerde kalmayacak” mesajları verdi.
Peki ne yaptılar?
ÖM:
Hatta Türk bayrağına cenazesinin Türk bayrağına
sarılarak yapılması gerektiğini de söylemişti
yanılmıyorsam Ömer Çelik.
AB:
Nerede verdikleri sözler?
İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanı’nı
değiştirdik,
“ihmalleri ya da gereğince üzerine
gidememeleri nedeniyle” diye bir gerekçe
ürettiniz, ama başka neler yaptınız, ilerleme
kaydettiniz mi?
Sivil
anayasa, “dostlar alışverişte görsün” anlayışıyla
yapılırsa, iktidarın kendi isteklerine uygun
rötuşlarla, temelde özü değişmeyen, vesayet
sistemi pek
değişmeyen bir anayasa olursa, cinayetlerin
üzerine gitmezlerse AKP çok sarsılır, kendi sonunu
hazırlar. Burası Türkiye, genç bir ülke, genç seçmeni
var. Seçmen, bu ülkede park eder, hiçbir zaman
kazık çakmaz. Seçmen, %47’lik oyu dindar olduğu
için, dini talepleri olduğu için vermedi;
iktisadi, siyasal, sosyal, demokratik özlemleri
olduğu için verdi, ya da AKP böyle meylettiği
için, AKP’de böyle bir
potansiyel gördüğü için verdi. AKP’ye ve hükümete,
ikinci döneminin başındayken, iktidar rehavetine
kapılmamalarını tavsiye ederiz. Böyle devam
edemezler, bu cinayetler aydınlanmadan, bu
meselelerin üzerine gidilmeden iktidar olunmaz
zaten.
ÖM:
Bütün dünya için en önemli, gündemin birinci
sırasında olması gereken küresel iklim değişikliği
konusunda da bu anayasada da tedbir almak zorunda
ve yeni Çevre Bakanı’nın perspektifi doğrusu hiç
içaçıcı görünmüyor bu
açılardan.
AB:
Hükümet üyelerine, AKP grubuna, parlamentoya Açık
Radyo’yu dinlemelerini tavsiye ediyorum, çok
öğrenecekleri var. Çünkü büyük bölümü de
bilgisizlikten kaynaklanıyor, meseleyi
bilmiyorlar, mesele üzerine eğilmiyorlar,
çıkarlarına dokunuyor. Sivil anayasa taslağını
hazırlayan bilim kurulunun yeni anayasayı açıklayan
notunda
diyor ki; “çağımızın büyük felaketi olarak
görülen, ülkemizi ciddi şekilde etkileyen küresel
ısınmanın önlenmesi çabalarının hayati önem
kazandığı bir dönemde, çevrenin etkili bir şekilde
korunması yönünde anayasaya, devlete yönelik
direktif bir hüküm konulmuştur.”
Taslak
anayasanın beşinci kısmı, “Çevrenin Korunması ve
Milli Servete İlişkin Hükümler” başlığını taşıyor.
129’la başlayan maddeleri kast ediyorum, madde
gerekçesi sayılabilecek değişiklikleri içeren
notta, küresel ısınma hususunda, en azından bilim
kurulu bir atıfta bulunuyor.
ÖM:
Fakat bu anayasa taslağında neler var neler yok
pek bilemiyoruz, biz de biraz bakmaya çalıştık,
fakat pek bir şey göremedik
doğrusu.
Avi
Haligua:
Sadece özel bir düzenleme bölümü olduğunu gördük o
kadar.
AB:
Evet,
çevre korunmasına ilişkin maddeler, 129’la
başlayan maddeler. Küresel iklim değişiklikleri ve
küresel ısınma hususunda, parlamentoda grubu
bulunan,
bulunmayan tüm
parlamenterlerin dikkatinin çekilmesi
gerekiyor. STK’ların, parlamentonun konuya ciddi
bir biçimde eğilmesini sağlamaya yönelik baskısını
kurması gerekiyor. Bazı şeyler için farkındalık,
ismini iyi koymakla başlar; TBMM
Çevre Komisyonu’nun ismi, “Küresel Isınma
ve İklim Değişikliği Komisyonu” olsun.
ÖM:
Hatta bunun ötesinde belki de süper bir
koordinasyon, koordinatörlük kurulması gerekiyor.
Hep verilen bir örneği tekrarlama pahasına şunu
söyleyeceğim; bir göktaşı gelmek dünyaya çarpmak
üzere yaklaşıyor ve dünya üzerindeki bütün
medeniyeti de silebilecek bir tehditle karşı
karşıya olsaydık herhalde hükümetler dünyanın her
yerinde ve Türkiye’de de farklı bir komisyon
kurar, belki de bütün diğer işleri bir kenara
bırakıp bunu öncelikle ele alırdı. Halbuki bütün
bilim camiasının söylediğine göre durum aynen
böyle olduğu halde, böyle bir şey görünmüyor.
Başbakan’ın “küresel ısınma çok ciddi bir problem,
bunun için de gereken her şey yapılacaktır”
gibilerinden bir sözüne rastladım ama “nükleer
başta olmak üzere” filan diyor. Bu eğer çok ciddi
bir bilgi eksikliği değilse, insan ne diyeceğini
bilemiyor, çünkü bütün yeni yapılan araştırmalar,
nükleerin sadece maliyet olarak dahi mümkün
olamayacağını gösteriyor.
İşin ilginç
tarafı, galiba bir tek CHP küresel iklim
değişikliği ile ilgili soruşturma önergeleri
hazırlıyor, veriyor.
AH:
Gerçi onlar da sivil anayasa tartışmasının dışında
kalacaklarına dair açıklamalar yaptılar, nasıl
olacak bilmiyorum?
AB:
O da ibret verici bir
açıklama!
ÖM:
Evet, ilgilenmiyorlar böyle bir konuyla. O zaman
tabii küresel ısınma vs. konusunda da soruşturma
önergeleri vermelerini de insan büyük bir ciddiyet
ve hevesle göremiyor.
AB:
Bazı şeyler “dostlar alışverişte görsün” mantığı
ile oluyor. Yeni anayasanın, TBMM araştırma,
soruşturma ve diğer komisyonlarının etkinliğine
ilişkin neler getirdiğini, getireceğini
bilmiyorum. Türkiye’de meclis araştırması yapılır,
konu ciddi araştırılır, öylesine belgeler ortaya
konur ki inanamazsınız. Faili Meçhul Cinayetler
Komisyonu olsun, Susurluk Komisyonu olsun, her
biri inanılmaz ciddi dokümanlar üretmişlerdir, ama
bu dokümanların yaptırım gücü yoktur.
Biliyorsunuz, bu komisyonlar, parlamentonun
yürütme ve bürokrasi karşısında zayıflıklarını
içerir. Yeni
anayasa kapsamında, TBMM’de içtüzük
düzenlemeleri ile, komisyonların etkinliğinin
arttırılması gerekir. Küresel ısınma ve iklim
değişikliği sorununa parlamento içinde kuvvetlice
yaklaşmak lazım. Güçlü bir komisyon
kurulur, komisyon bilim kurulu oluşturur,
Türkiye’nin küresel ısınmadan etkilenimlerini
ortaya koyan, kaldıysa yapılması
gerekenleri bildiren dokümanlar ortaya konur, ama
bu mesele nükleer santral yapmaya kalkan bir
hükümete sunulursa o zaman ne olur
bilmem.
ÖM:
Yeni hükümetin Enerji Bakanı’nın susuzluğa karşı
nehirlerin özelleştirilmesini önermesi gibi, eski
ve yeni çevre bakanlarının “küresel ısınma
Türkiye’yi etkilemez, bence” gibi demeçleri, son
anda, 2,5 sayfalık küçücük bir metinle nükleer
enerjiye ağırlık verilmesinin meclisin son
günlerinde geçirilmesi gibi, 2B sorunları gibi
örnekler bakara AKP’nin aslında
çok gayri ciddi ve tehlikeli bir eğilim taşıdığını
düşündürüyor. Başbakan’ın da bizzat kendisinin de
“nükleerle çözeriz” bu işi tarzındaki yaklaşımı
maalesef ümit vermiyor insana.
Sizinle
Kemal Derviş’in piyasalara ilişkin uyarısını da
konuşacaktık, ama maalesef bir başka bahara kaldı
galiba. Bu konuyu konuşmak üzere sizi bir
programda konuk edelim önümüzdeki
günlerde.
(17 Eylül 2007
tarihinde Açık Radyo’da
yayınlanmıştır.)