|
Ekonomi
Politik – 5
Ömer Madra: Bugün biraz AB konuşmanın
zamanıdır diye düşünüyorduk. Aslında 17 ay gibi bir
zaman belirlemesi, bir takvim var ve bunun için neler
gerekli? Bir kere takvim nedir ve nasıl
ilerliyor?
Ali Bilge: Biliyorsunuz, 12 Aralık’ta
Türkiye tam üyelik görüşmeleri için tarih alamadı, tarih
için tarih aldı. 2004 yılının Aralık ayındaki zirvede
görüşmelere başlamak için Türkiye’ye bir tarih
verilecek. Bu konuya aşama aşama bakarsak: ilk olarak bu
yıl içinde, mesela 1 Temmuz tarihinde yazılmasına
başlanacak bir ilerleme raporu var, bu rapor 4 aday
ülkeyi kapsıyor. Malum şu anda AB’nin 15 üyesi var, 10
üye de 1 Mayıs 2004 tarihinden itibaren AB’ye girmiş
olacak. Bu 4 ülkenin, -Bulgaristan, Romanya, Hırvatistan
ve Türkiye- ilerleme raporu 1
Temmuz’dan itibaren yazılmaya başlanacak ve sonuçları 16
Ekim 2003 tarihinde sorumlu komiser Verheugen tarafından
kamuoyuna açıklanacak. Bu süre içerisinde Türkiye malum
6. uyum paketi ve ekonomiyi içerecek 7. uyum paketini
sürdürecek. Daha sonra bu rapor Kasım ayı ortalarında AB
parlamentosunda görüşülecek ve 11 Aralık 2003 tarihinde
Berlusconi’nin dönem başkanlığındaki Roma zirvesinde ele
alınacak. 2003 için aşama aşama gelişmeler bu şekilde,
takvim bu.
2004’e
geldiğimizde, Avrupa Birliği 1 Mayıs 2004’te 25 ülkeye
ulaşmış olacak ve 480 milyonluk bir nüfus büyüklüğüne
çıkacak. 1 Mayıs 2004’ten sonra bize ilişkin karar alma
süreçlerinde Macaristan, Polonya, Kıbrıs, Malta gibi
ülkeler de yer almış olacak. Ayrıca Haziran 2004’de
Avrupa parlamentosu seçimleri var, bu seçimler yeni
ülkelerin de katılımıyla gerçekleşecek. 25 ülkeden 738
parlamenter Avrupa Parlamentosuna seçilecek, seçilecek
parlamenterlerin 201’i yeni üye olmuş 10 ülkeden gelecek
olan parlamenterler. Dolayısıyla daha önce herhangi bir
şekilde Avrupa Parlamentosunda yer almadıkları için
Türkiye ile teması olmayan 201 kişilik yeni bir
parlamenter grup var. Ayrıca eski 15 ülkeden yenilenecek
parlamenterlerle birlikte ele aldığınızda Türkiye,
2004’teki zirveye giderken yenilenmiş bir Avrupa
Parlamentosu ile karşı karşıya olacak. Daha önce
Türkiye’yi tanıyan parlamenterler yerine daha yeni
parlamenterlerin gelmesi de tabii bir güçlük. Çünkü 1
Temmuz 2004’ten itibaren, yani seçimlerden sonra
Türkiye’nin bugüne kadar tanıdığı Prodi, Verheugen gibi
komiserler de değişecek, komisyon başkanları da
değişecek. 18 komiser ve bir komisyon başkanı değişecek.
Bunlar da Türkiye açısından bir güçlük, bir olumsuzluk
gibi görülebilecek şeyler. Komisyon başkanının da Tony
Blair, Aznar ve Simitis’den biri olabileceği bekleniyor.
Bir Akdeniz ülkesinin omisyon başkanı olmasına Fransa ve
Almanya sıcak bakıyor. Dolayısıyla Simitis ya da daha az
bir ihtimalle Aznar’ın başkanlığına da Türkiye’nin hazır
olması gerekiyor.
ÖM: Avrupa Komisyonu başkanı da
değişiyor yani?
AB: Evet, komiserler değişiyor,
parlamenterler değişiyor, dolayısıyla yeni yönetimle
birlikte Türkiye’nin ve o 4 aday ülkenin ele alınması
durumu söz konusu. Böyle bir süreç işliyor. Türkiye 2001
yılında Nice zirvesinde kabul edilseydi ne kadar
parlamenter sahibi olacaktı? Bunların hesaplanmasını tam
olarak bilmiyorum ama, parlamenterlerin sayısı nüfus
büyüklüğü vs ile ilişkili. İlk üçte İtalya, Fransa
ve İngiltere var, 74 parlamenterlere sahip. Eğer Türkiye
AB üyeliğine kabul edilseydi 74 parlamentere sahip
olacaktı. Almanya’nın 99 parlamenteri var, o birinci
sırada. Türkiye kabul edilseydi parlamentoda ağırlıklı 5
ülkeden bir tanesi olacaktı.
ÖM: Almanya, Fransa, İngiltere
ve İtalya?
AB: Nüfus büyüklüğü nedeniyle
Avrupa parlamentosunun %9’u Türk kökenli
parlamenterlerden oluşmuş olacaktı. Eğer bu durumda
olsaydı Türkiye’nin AB Komisyonunda çalıştıracağı uzman
hakları olacaktı. Şu anda mesela AB Komisyonunda 1700
uzmanla Almanya temsil ediliyor, Portekiz’in 600
civarında. Çok ilginç bir bilgi de, Türkiye 1000-1200
uzmanı AB Komisyonunda çalıştırma hakkına sahip olacak.
Bu da tabii o komisyonlarda çalışacak insanların da
yetiştirilmesi meselesini Türkiye’nin önüne
getiriyor.
ÖM: İstihdam sorununa da küçük
bir katkı!
Serbest
dolaşımla ilgili madde
AB: Bu arada mesela biraz
umutlandım, 31 bini Almanya’da olmak üzere AB
üniversitelerinde 45 bine yakın Türk genci eğitim
görüyor. Buralardan bir şeyler çıkacak. Genel olarak
takvim bu şekilde işliyor. Türkiye’nin AB bütçesi
fonlarından alacağı paya bakalım. Bu konuda “Türkiye
AB’ye yük olacak, vs gibi” çeşitli tartışmalar var.
Diyelim ki, 2001 yılında Türkiye tam üye olsaydı, bu
durumda AB bütçesine yapacağı ödemeler ve alacağı
katkılar neler olacaktı? şeklinde bir hesaplama
yapılmış. Türkiye’nin AB bütçesine yapacağı ödemeler
1.985 milyar Euro, AB’den alacağı yıllık katkı ise
10.208 milyar Euro. Burada aslan payını, ortak tarım
politikası çerçevesi içinde 6.5 milyar Euro ile tarım
sektörü alıyor. Bütün bu hesaplamalara göre Türkiye
AB’ye ödediği her bir Euro için, 5.14 Euro geri almış
oluyor. Bu mesela Yunanistan için 4.23 olarak
gerçekleşmiş.
Kişi başına
vurduğumuzda durum şöyle: Yunanistan AB’den kişi başına
539 Euro kaynak alıyor, İrlanda 597 Euro, Türkiye ise
149 Euro. Yani kişi başına hesaplandığında Türkiye’nin
bu anlamda AB’den alacağı kaynaklar çok ağır değil. Bu
da gösteriyor ki Türkiye’nin AB’ye çok fazla yük olacağı
durumu pek o kadar iddia edildiği gibi geçerli değil.
Bir de Türkiye’nin önüne getirilen serbest dolaşım olayı
vardı: “Türkler bavullarını alacak, haydaa Avrupa iş
piyasasına hücum edecekler.” Bir kere bu konunun da çok
iyi anlaşılması gerekiyor. Birincisi bu serbest dolaşım
hakkından yararlanacak bireylerin Ankara ve Roma
Anlaşmalarında yer alan bir maddesi var. Kişiler,
herhangi bir yere gittiklerinde, gittiği ülkede 90 gün
içinde bir iş yeri ve ev bulmaları halinde kalma
haklarına sahip olabiliyorlar. 90 gün içinde bunu
gerçekleştiremeyenler ülkelerine geri dönmek zorunda
kalıyorlar. Herkes için halen geçerli olan böyle bir
durum söz konusu.
Ayrıca deniliyor
ki “Avrupa iş piyasasında yaşanan tıkanıklıklar,
zorluklar zaten bu dolaşımın da önünde bir engel.
Örneğin Almanya’da çalışan nüfusun %11’i, 4.5 milyon
kişi, şu anda Almanya’da işsiz. Bunu göçmenlere
indirgediğinizde bu oran %19’lara çıkıyor. Türk kökenli
göçmenlere indirgediğinizde %24’e çıkıyor. Dolayısıyla,
Almanya’nın içinde yaşayan insanların iş bulma durumu bu
kadar zorlu iken, dışarından, Türkiye’den gelecek
kişilerin 3 ayda bunu ayarlamaları çok zor. Türkiye’nin
karşısında bulunan argümanlar bunlar.
Dolayısıyla
bütün mesele şuna geliyor: Türkiye kendi ödevini iyi
yapmalı, 1993’te aday ülkelere getirilen Kopenhag
kriterleri diye söylediğimiz kriterlerin yerine
getirilmesi gerekiyor. Yani Türkiye, bağlarsa kendi
elini kendisi bağlayabilir.
ÖM: İlginç, 1999 Aralık'ında
Avrupa’ya adım atılmasını sağlayan Helsinki zirvesinde,
hatta ondan öncesinden başlayarak yaptığımız sürekli
programlarda da -Cengiz Aktar’ı da burada analım- esas
olarak ev ödevinin yapılması konusu birinci derecede
ağırlıklı bir yer
tutuyordu.
AB: İlginç birtakım rakamlar var
elimde. AB ülkelerinin Türkiye’ye bakışı bu süre
içerisinde nasıl gelişiyor, değişiyor? Mesela bu konuda
güvenilir bir kaynak Eurobarometre’nin AB ülkelerinde
yaptığı anket sonuçlarına göre (yılda iki kez
yapıyormuş) Türkiye, tam üyeliği istenen ülkelerin
maalesef sonunda yer alıyor. Slovenya %56 ile birinci
sırada geliyor, Türkiye %31 oranıyla AB ülkelerine
katılımı en son istenen
ülke.
Bu sonuçlar
ülkeler bazında değişiklikler gösteriyor. Mesela Akdeniz
ülkeleri İspanya, Portekiz ve İtalya % 48-45-41’lik
oranlarla Türkiye’nin katılımını istiyor. Yunanistan’da
bu oran %28’lere ulaşmış durumda. Şu anda 15 Avrupa
Birliği ülkesi bazında yapılan araştırmalarda
Lüksemburg, Danimarka ve Avusturya gibi küçük ülkelerde,
Türkiye’nin katılımı istenmiyor, bu ülkelerde daha daha
sonlarda. Almanya’da, Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin
istenmemesi sıralaması %18 oranında.
Mustafa
Arslantunalı: O zaman bu anket ülkelere
göre değil de toplam Avrupa nüfusuna göre yapılsa,
Türkiye sonunculuktan kurtulabilir gibi görünüyor.
Mesela Alman halkının zaman içerisinde, şu anda %46’sı
tam üyeliğine “hayır” diyor, ama %40’lık bölümü bu olaya
sıcak bakıyor. Bu oran daha önceki yıllarda daha
düşükmüş. Aslında Avrupa’da Türkiye, AB’nın 16. üyesi
konumunda. Bu göç tarihi boyunca ulaşılan rakam 3 milyon
850 bin. Şu an 3 milyon 850 bin Türkiye kökenli insan
yaşıyor. Bunların 1 milyon 300 bini yaşadığı ülkenin
vatandaşlığını almış. Bu nüfus Lüksemburg ve Danimarka
nüfusunun %70’ine tekabül ediyor. Belçika ve
Yunanistan nüfusunun 1/3’lük bir bölümüne tekabül
ediyor. Bu anlamda aslında nüfus olarak 16. sırada yer
alıyor Türkiye’nin AB içerisindeki durumu. Bu çerçeve
içerisinde, yani Türkiye’nin 2004 Aralık ayında,
Kopenhag kriterleri, 6.-7. paket, vs. yerine getirdiği
takdirde 2004 Aralık'ındaki zirvede tarih verilip, 2005
Mart’ında görüşmelere başlanabileceği, 2005 ile 2007
arasında görüşmeleri tamamlayabileceği, en erken 2007 ve
en geç de 2010 tarihinde AB’de yerini alabileceği
düşünülüyor. Ve o zaman AB parlamentosunda 29 oy, 1
komiser ve 74 parlamenteri oluyor.
Gecikmelerin
Türkiye’ye maliyetleri
fazla
ÖM: 2010 oldukça erken bir tarih
aslında, ilk tartışmalar başladığında “en az 10 yıl”
deniyordu.
AB: Bu da en erken tarihlerden
biri olarak söyleniyor.
ÖM: Gelişmelere bağlı olarak da
hızlanabilir. Burada önemli olan Kopenhag siyasi
kıstasları denen, başta ifade özgürlüğü olmak üzere
temel hak ve özgürlüklerin demokratikleşme reformunun
eksiksiz olarak tamamlanması en önemli şart gibi
gözüküyor.
AB: Kesinlikle. Kopenhag
kriterlerini 3 grupta topluyorlar, politik kriterler
birinci grupta. Bunların içinde de kurumsal
istikrarlılık, demokratiklik, hukuk devleti ilkeleri,
insan hakları, azınlık hakları
gibi.
ÖM: Hukukun üstünlüğü
gibi.
AB: Sonuçta, böyle bir
birliktelik içine girilmek isteniyorsa, bu bir siyasi
tercih ise, o birlikteliğin kuralları çerçevesi
içerisinde hareket etmek durumundayız. O birlikteliği
kendimize göre yorumlayıp, “bizi böyle alın!” demek
olmuyor. Yaşadıklarımız onu gösteriyor, bizi böyle
almayacaklar, alamazlar da zaten. Dolayısıyla tarz-ı
hayatımızı değiştirmemiz gerekiyor.
ÖM: Bu 6. uyum paketinin de son
zamanlarda biraz sekteye uğraması ihtimalinden
bahsediliyordu ama herhalde bu gerilim aşılacaktır diye
ümit edebiliriz.
AB: Tabii, bu gecikmelerin
Türkiye’ye maliyetleri fazla. Türkiye bunları yerine
getirseydi ve tarih alabilseydi, Avrupa
Parlamentosundaki yeri daha güçlü olacaktı. Ayrıca bu 10
ülkenin katılımıyla, onların oylarıyla Türkiye’nin
konumunu belirleme durumu da söz konusu olmayacaktı, 15
ülkenin kararı yeterli olacaktı. Eğer bu konudaki
gerekleri daha da yerine getirmezsek, bu projeler de
hayal olabiliyor. Türkiye bu Irak harbindeki tavrıyla
“Ben Avrupa’yı seçtim” dedi, parlamento çok net bir
şekilde bunu yaptı.
ÖM: Öyle, bu sıkça rastlanan
yorumlar arasında yer alıyor. Belki de özellikle
Rumsfeld’in terminolojisine bağlı kalacak olursak ‘eski
Avrupa ülkeleri’nin tavrında bir değişiklik, farklılık
gözlenmesi de muhtemeldir.
AB: Eski Avrupa, Fransa ve
Almanya. Almanya’nın AB içerisinde ciddi bir ağırlığı
olduğu da malum. Bunlar, herhalde görülecek ve
değerlendirilecektir diye düşünüyorum. AB’nin genelinin
Irak konusundaki tavırları BM kararları çerçevesi
içerisinde savaşa “evet” ya da “hayır”dı. Fransa ve
Almanya tamamen karşıydılar, birtakım çatlaklar vs.
oldu. Ama Fransa ve Almanya’nın ciddi belirleyiciliğini,
parlamentoda ağırlığınn görmek mümkün. Türkiye’nin eli
bir yandan bazı ülkeler nedeniyle güçleşirken,
ilişkilerde destek bulacağı ülkeler de az değil diye
düşünüyorum.
ÖM: Bu 6. uyum paketi diye
adlandırılan demokratikleşme tedbirleri dizisinin de bu
ay geçmesi söz konusu mu?
AB: MGK toplantısında ele
alınırsa, bu ay içerisinde geçme durumu söz konusu
olamıyor, o bir aksama oluyor tabii. Bu durum ilerleme
raporuna da etki edecek bir durum olabiliyor.
Dolayısıyla bu konuda geçen hafta “konu, hükümetin
işidir, parlamentonun işidir, MGK’nın işi değildir”
şeklinde karşılıklı açıklama oldu. Sanıyorum, dışişleri
bakanı dile getirmişti. Özel bir oturum yapılması
gündeme gelmiş, bu konuda yasa hazırlıklarında ve
düzenleme hazırlıklarında ciddi bir mesafe alınmış
durumda. Ama, MGK’nın askeri kanadının itiraz ettiğini
söylediği aşılması gereken birtakım konular var.
Muhtemelen aşılmasını bekleyeceğiz, yoksa daha ilk
etapta bir tıkanıklık ve sarkma söz konusu
olabilir.
ÖM: Esas olarak bu konuyu burada
herhalde bırakabiliriz. Haftaya da sizin üzerinde durmak
istediğiniz bir konu vardı
yanılmıyorsam.
AB: Evet, kamu mali reform
tasarısı. Bu aslında bütünüyle Türkiye’de hükümetin,
devletin mali alanında reform çalışması.
Bundan bahsetmek istiyorum; bütçe disiplini açısından,
genel devlet bilançosu, harcamaları, gelirler ve
giderlerinin daha şeffaf bir şekilde görülebilmesi ve
izlenebilmesi açısından son derece önemli bir yasa. Bu
da bizim mali hayatımızın tarzını etkileyebilecek,
değiştirebilecek bir gelişme. Hem buna IMF ile, Dünya
Bankası ile olan programlar çerçevesinde bakmak, hem de
AB kodlarına göre bakmak lazım. Bunlardan herhalde
önümüzdeki hafta bahsedeceğiz.
ÖM: ‘Mali Tarz-ı Hayat’ da
diyebiliriz herhalde?
(2 Haziran 2003 tarihinde
Açık Radyo’da
yayınlanmıştır.) |