Ana Sayfa  

Merhaba Kâinat
Ekonomi
Eko Politik: AB sürüncemesinde kaybedilenler
2001 yılında Türkiye tam üye olsaydı, AB bütçesine yapacağı ödemeler 1.985 milyar Euro, AB’den alacağı yıllık katkı ise 10.208 milyar Euro olarak hesaplanmış. Aslan payını, ortak tarım politikası çerçevesinde 6.5 milyar Euro ile tarım sektörü alacaktı.
04/06/2003
  Ali Bilge

Ekonomi Politik – 5

 

Ömer Madra: Bugün biraz AB konuşmanın zamanıdır diye düşünüyorduk. Aslında 17 ay gibi bir zaman belirlemesi, bir takvim var ve bunun için neler gerekli? Bir kere takvim nedir ve nasıl ilerliyor?

 

Ali Bilge: Biliyorsunuz, 12 Aralık’ta Türkiye tam üyelik görüşmeleri için tarih alamadı, tarih için tarih aldı. 2004 yılının Aralık ayındaki zirvede görüşmelere başlamak için Türkiye’ye bir tarih verilecek. Bu konuya aşama aşama bakarsak: ilk olarak bu yıl içinde, mesela 1 Temmuz tarihinde yazılmasına başlanacak bir ilerleme raporu var, bu rapor 4 aday ülkeyi kapsıyor. Malum şu anda AB’nin 15 üyesi var, 10 üye de 1 Mayıs 2004 tarihinden itibaren AB’ye girmiş olacak. Bu 4 ülkenin, -Bulgaristan, Romanya, Hırvatistan ve Türkiye-  ilerleme raporu 1 Temmuz’dan itibaren yazılmaya başlanacak ve sonuçları 16 Ekim 2003 tarihinde sorumlu komiser Verheugen tarafından kamuoyuna açıklanacak. Bu süre içerisinde Türkiye malum 6. uyum paketi ve ekonomiyi içerecek 7. uyum paketini sürdürecek. Daha sonra bu rapor Kasım ayı ortalarında AB parlamentosunda görüşülecek ve 11 Aralık 2003 tarihinde Berlusconi’nin dönem başkanlığındaki Roma zirvesinde ele alınacak. 2003 için aşama aşama gelişmeler bu şekilde, takvim bu.

 

2004’e geldiğimizde, Avrupa Birliği 1 Mayıs 2004’te 25 ülkeye ulaşmış olacak ve 480 milyonluk bir nüfus büyüklüğüne çıkacak. 1 Mayıs 2004’ten sonra bize ilişkin karar alma süreçlerinde Macaristan, Polonya, Kıbrıs, Malta gibi ülkeler de yer almış olacak. Ayrıca Haziran 2004’de Avrupa parlamentosu seçimleri var, bu seçimler yeni ülkelerin de katılımıyla gerçekleşecek. 25 ülkeden 738 parlamenter Avrupa Parlamentosuna seçilecek, seçilecek parlamenterlerin 201’i yeni üye olmuş 10 ülkeden gelecek olan parlamenterler. Dolayısıyla daha önce herhangi bir şekilde Avrupa Parlamentosunda yer almadıkları için Türkiye ile teması olmayan 201 kişilik yeni bir parlamenter grup var. Ayrıca eski 15 ülkeden yenilenecek parlamenterlerle birlikte ele aldığınızda Türkiye, 2004’teki zirveye giderken yenilenmiş bir Avrupa Parlamentosu ile karşı karşıya olacak. Daha önce Türkiye’yi tanıyan parlamenterler yerine daha yeni parlamenterlerin gelmesi de tabii bir güçlük. Çünkü 1 Temmuz 2004’ten itibaren, yani seçimlerden sonra Türkiye’nin bugüne kadar tanıdığı Prodi, Verheugen gibi komiserler de değişecek, komisyon başkanları da değişecek. 18 komiser ve bir komisyon başkanı değişecek. Bunlar da Türkiye açısından bir güçlük, bir olumsuzluk gibi görülebilecek şeyler. Komisyon başkanının da Tony Blair, Aznar ve Simitis’den biri olabileceği bekleniyor. Bir Akdeniz ülkesinin omisyon başkanı olmasına Fransa ve Almanya sıcak bakıyor. Dolayısıyla Simitis ya da daha az bir ihtimalle Aznar’ın başkanlığına da Türkiye’nin hazır olması gerekiyor.

 

ÖM: Avrupa Komisyonu başkanı da değişiyor yani?

 

AB: Evet, komiserler değişiyor, parlamenterler değişiyor, dolayısıyla yeni yönetimle birlikte Türkiye’nin ve o 4 aday ülkenin ele alınması durumu söz konusu. Böyle bir süreç işliyor. Türkiye 2001 yılında Nice zirvesinde kabul edilseydi ne kadar parlamenter sahibi olacaktı? Bunların hesaplanmasını tam olarak bilmiyorum ama, parlamenterlerin sayısı nüfus büyüklüğü vs ile ilişkili.
İlk üçte İtalya, Fransa ve İngiltere var, 74 parlamenterlere sahip. Eğer Türkiye AB üyeliğine kabul edilseydi 74 parlamentere sahip olacaktı. Almanya’nın 99 parlamenteri var, o birinci sırada. Türkiye kabul edilseydi parlamentoda ağırlıklı 5 ülkeden bir tanesi olacaktı.

 

ÖM: Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya?

 

AB: Nüfus büyüklüğü nedeniyle Avrupa parlamentosunun %9’u Türk kökenli parlamenterlerden oluşmuş olacaktı. Eğer bu durumda olsaydı Türkiye’nin AB Komisyonunda çalıştıracağı uzman hakları olacaktı. Şu anda mesela AB Komisyonunda 1700 uzmanla Almanya temsil ediliyor, Portekiz’in 600 civarında. Çok ilginç bir bilgi de, Türkiye 1000-1200 uzmanı AB Komisyonunda çalıştırma hakkına sahip olacak. Bu da tabii o komisyonlarda çalışacak insanların da yetiştirilmesi meselesini Türkiye’nin önüne getiriyor.

 

ÖM: İstihdam sorununa da küçük bir katkı!

 

Serbest dolaşımla ilgili madde

 

AB: Bu arada mesela biraz umutlandım, 31 bini Almanya’da olmak üzere AB üniversitelerinde 45 bine yakın Türk genci eğitim görüyor. Buralardan bir şeyler çıkacak. Genel olarak takvim bu şekilde işliyor. Türkiye’nin AB bütçesi fonlarından alacağı paya bakalım. Bu konuda “Türkiye AB’ye yük olacak, vs gibi” çeşitli tartışmalar var. Diyelim ki, 2001 yılında Türkiye tam üye olsaydı, bu durumda AB bütçesine yapacağı ödemeler ve alacağı katkılar neler olacaktı? şeklinde bir hesaplama yapılmış. Türkiye’nin AB bütçesine yapacağı ödemeler 1.985 milyar Euro, AB’den alacağı yıllık katkı ise 10.208 milyar Euro. Burada aslan payını, ortak tarım politikası çerçevesi içinde 6.5 milyar Euro ile tarım sektörü alıyor. Bütün bu hesaplamalara göre Türkiye AB’ye ödediği her bir Euro için, 5.14 Euro geri almış oluyor. Bu mesela Yunanistan için 4.23 olarak gerçekleşmiş.

 

Kişi başına vurduğumuzda durum şöyle: Yunanistan AB’den kişi başına 539 Euro kaynak alıyor, İrlanda 597 Euro, Türkiye ise 149 Euro. Yani kişi başına hesaplandığında Türkiye’nin bu anlamda AB’den alacağı kaynaklar çok ağır değil. Bu da gösteriyor ki Türkiye’nin AB’ye çok fazla yük olacağı durumu pek o kadar iddia edildiği gibi geçerli değil. Bir de Türkiye’nin önüne getirilen serbest dolaşım olayı vardı: “Türkler bavullarını alacak, haydaa Avrupa iş piyasasına hücum edecekler.” Bir kere bu konunun da çok iyi anlaşılması gerekiyor. Birincisi bu serbest dolaşım hakkından yararlanacak bireylerin Ankara ve Roma Anlaşmalarında yer alan bir maddesi var. Kişiler, herhangi bir yere gittiklerinde, gittiği ülkede 90 gün içinde bir iş yeri ve ev bulmaları halinde kalma haklarına sahip olabiliyorlar. 90 gün içinde bunu gerçekleştiremeyenler ülkelerine geri dönmek zorunda kalıyorlar. Herkes için halen geçerli olan böyle bir durum söz konusu.

Ayrıca deniliyor ki “Avrupa iş piyasasında yaşanan tıkanıklıklar, zorluklar zaten bu dolaşımın da önünde bir engel. Örneğin Almanya’da çalışan nüfusun %11’i, 4.5 milyon kişi, şu anda Almanya’da işsiz. Bunu göçmenlere indirgediğinizde bu oran %19’lara çıkıyor. Türk kökenli göçmenlere indirgediğinizde %24’e çıkıyor. Dolayısıyla, Almanya’nın içinde yaşayan insanların iş bulma durumu bu kadar zorlu iken, dışarından, Türkiye’den gelecek kişilerin 3 ayda bunu ayarlamaları çok zor. Türkiye’nin karşısında bulunan argümanlar bunlar.

Dolayısıyla bütün mesele şuna geliyor: Türkiye kendi ödevini iyi yapmalı, 1993’te aday ülkelere getirilen Kopenhag kriterleri diye söylediğimiz kriterlerin yerine getirilmesi gerekiyor. Yani Türkiye, bağlarsa kendi elini kendisi bağlayabilir.

 

ÖM: İlginç, 1999 Aralık'ında Avrupa’ya adım atılmasını sağlayan Helsinki zirvesinde, hatta ondan öncesinden başlayarak yaptığımız sürekli programlarda da -Cengiz Aktar’ı da burada analım- esas olarak ev ödevinin yapılması konusu birinci derecede ağırlıklı bir yer tutuyordu.

 

AB: İlginç birtakım rakamlar var elimde. AB ülkelerinin Türkiye’ye bakışı bu süre içerisinde nasıl gelişiyor, değişiyor? Mesela bu konuda güvenilir bir kaynak Eurobarometre’nin AB ülkelerinde yaptığı anket sonuçlarına göre (yılda iki kez yapıyormuş) Türkiye, tam üyeliği istenen ülkelerin maalesef sonunda yer alıyor. Slovenya %56 ile birinci sırada geliyor, Türkiye %31 oranıyla AB ülkelerine katılımı en son istenen ülke.

 

Bu sonuçlar ülkeler bazında değişiklikler gösteriyor. Mesela Akdeniz ülkeleri İspanya, Portekiz ve İtalya % 48-45-41’lik oranlarla Türkiye’nin katılımını istiyor. Yunanistan’da bu oran %28’lere ulaşmış durumda. Şu anda 15 Avrupa Birliği ülkesi bazında yapılan araştırmalarda Lüksemburg, Danimarka ve Avusturya gibi küçük ülkelerde, Türkiye’nin katılımı istenmiyor, bu ülkelerde daha daha sonlarda. Almanya’da, Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin istenmemesi sıralaması %18 oranında.

 

Mustafa Arslantunalı: O zaman bu anket ülkelere göre değil de toplam Avrupa nüfusuna göre yapılsa, Türkiye sonunculuktan kurtulabilir gibi görünüyor. Mesela Alman halkının zaman içerisinde, şu anda %46’sı tam üyeliğine “hayır” diyor, ama %40’lık bölümü bu olaya sıcak bakıyor. Bu oran daha önceki yıllarda daha düşükmüş. Aslında Avrupa’da Türkiye, AB’nın 16. üyesi konumunda. Bu göç tarihi boyunca ulaşılan rakam 3 milyon 850 bin. Şu an 3 milyon 850 bin Türkiye kökenli insan yaşıyor. Bunların 1 milyon 300 bini yaşadığı ülkenin vatandaşlığını almış. Bu nüfus Lüksemburg ve Danimarka nüfusunun %70’ine tekabül ediyor.  Belçika ve Yunanistan nüfusunun 1/3’lük bir bölümüne tekabül ediyor. Bu anlamda aslında nüfus olarak 16. sırada yer alıyor Türkiye’nin AB içerisindeki durumu. Bu çerçeve içerisinde, yani Türkiye’nin 2004 Aralık ayında, Kopenhag kriterleri, 6.-7. paket, vs. yerine getirdiği takdirde 2004 Aralık'ındaki zirvede tarih verilip, 2005 Mart’ında görüşmelere başlanabileceği, 2005 ile 2007 arasında görüşmeleri tamamlayabileceği, en erken 2007 ve en geç de 2010 tarihinde AB’de yerini alabileceği düşünülüyor. Ve o zaman AB parlamentosunda 29 oy, 1 komiser ve 74 parlamenteri oluyor.

 

Gecikmelerin Türkiye’ye maliyetleri fazla

 

ÖM: 2010 oldukça erken bir tarih aslında, ilk tartışmalar başladığında “en az 10 yıl” deniyordu.

 

AB: Bu da en erken tarihlerden biri olarak söyleniyor.

 

ÖM: Gelişmelere bağlı olarak da hızlanabilir. Burada önemli olan Kopenhag siyasi kıstasları denen, başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin demokratikleşme reformunun eksiksiz olarak tamamlanması en önemli şart gibi gözüküyor.

 

AB: Kesinlikle. Kopenhag kriterlerini 3 grupta topluyorlar, politik kriterler birinci grupta. Bunların içinde de kurumsal istikrarlılık, demokratiklik, hukuk devleti ilkeleri, insan hakları, azınlık hakları gibi.

 

ÖM: Hukukun üstünlüğü gibi.

 

AB: Sonuçta, böyle bir birliktelik içine girilmek isteniyorsa, bu bir siyasi tercih ise, o birlikteliğin kuralları çerçevesi içerisinde hareket etmek durumundayız. O birlikteliği kendimize göre yorumlayıp, “bizi böyle alın!” demek olmuyor. Yaşadıklarımız onu gösteriyor, bizi böyle almayacaklar, alamazlar da zaten. Dolayısıyla tarz-ı hayatımızı değiştirmemiz gerekiyor.

 

ÖM: Bu 6. uyum paketinin de son zamanlarda biraz sekteye uğraması ihtimalinden bahsediliyordu ama herhalde bu gerilim aşılacaktır diye ümit edebiliriz.

 

AB: Tabii, bu gecikmelerin Türkiye’ye maliyetleri fazla. Türkiye bunları yerine getirseydi ve tarih alabilseydi, Avrupa Parlamentosundaki yeri daha güçlü olacaktı. Ayrıca bu 10 ülkenin katılımıyla, onların oylarıyla Türkiye’nin konumunu belirleme durumu da söz konusu olmayacaktı, 15 ülkenin kararı yeterli olacaktı. Eğer bu konudaki gerekleri daha da yerine getirmezsek, bu projeler de hayal olabiliyor. Türkiye bu Irak harbindeki tavrıyla “Ben Avrupa’yı seçtim” dedi, parlamento çok net bir şekilde bunu yaptı.

 

ÖM: Öyle, bu sıkça rastlanan yorumlar arasında yer alıyor. Belki de özellikle Rumsfeld’in terminolojisine bağlı kalacak olursak ‘eski Avrupa ülkeleri’nin tavrında bir değişiklik, farklılık gözlenmesi de muhtemeldir.

 

AB: Eski Avrupa, Fransa ve Almanya. Almanya’nın AB içerisinde ciddi bir ağırlığı olduğu da malum. Bunlar, herhalde görülecek ve değerlendirilecektir diye düşünüyorum. AB’nin genelinin Irak konusundaki tavırları BM kararları çerçevesi içerisinde savaşa “evet” ya da “hayır”dı. Fransa ve Almanya tamamen karşıydılar, birtakım çatlaklar vs. oldu. Ama Fransa ve Almanya’nın ciddi belirleyiciliğini, parlamentoda ağırlığınn görmek mümkün. Türkiye’nin eli bir yandan bazı ülkeler nedeniyle güçleşirken, ilişkilerde destek bulacağı ülkeler de az değil diye düşünüyorum.

 

ÖM: Bu 6. uyum paketi diye adlandırılan demokratikleşme tedbirleri dizisinin de bu ay geçmesi söz konusu mu?

 

AB: MGK toplantısında ele alınırsa, bu ay içerisinde geçme durumu söz konusu olamıyor, o bir aksama oluyor tabii. Bu durum ilerleme raporuna da etki edecek bir durum olabiliyor. Dolayısıyla bu konuda geçen hafta “konu, hükümetin işidir, parlamentonun işidir, MGK’nın işi değildir” şeklinde karşılıklı açıklama oldu. Sanıyorum, dışişleri bakanı dile getirmişti. Özel bir oturum yapılması gündeme gelmiş, bu konuda yasa hazırlıklarında ve düzenleme hazırlıklarında ciddi bir mesafe alınmış durumda. Ama, MGK’nın askeri kanadının itiraz ettiğini söylediği aşılması gereken birtakım konular var. Muhtemelen aşılmasını bekleyeceğiz, yoksa daha ilk etapta bir tıkanıklık ve sarkma söz konusu olabilir.

 

ÖM: Esas olarak bu konuyu burada herhalde bırakabiliriz. Haftaya da sizin üzerinde durmak istediğiniz bir konu vardı yanılmıyorsam.

 

AB: Evet, kamu mali reform tasarısı. Bu aslında bütünüyle Türkiye’de hükümetin, devletin mali alanında reform çalışması. Bundan bahsetmek istiyorum; bütçe disiplini açısından, genel devlet bilançosu, harcamaları, gelirler ve giderlerinin daha şeffaf bir şekilde görülebilmesi ve izlenebilmesi açısından son derece önemli bir yasa. Bu da bizim mali hayatımızın tarzını etkileyebilecek, değiştirebilecek bir gelişme. Hem buna IMF ile, Dünya Bankası ile olan programlar çerçevesinde bakmak, hem de AB kodlarına göre bakmak lazım. Bunlardan herhalde önümüzdeki hafta bahsedeceğiz.

 

ÖM: ‘Mali Tarz-ı Hayat’ da diyebiliriz herhalde?

 

(2 Haziran 2003 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.)



"Ekonomi" Arşivi :


Yazıcı formatı Arkadaşına Gönder Yorum Yaz Başa Dön
  Görüş ve sorunlarınız için  e-posta adresimize mesaj gönderebilirsiniz Copyright © 2001 Açık Site