Anasayfa  |  Site Haritası  |  Üyelik  |  İletişim
09 Temmuz 2005
"Merhaba Kâinat"
 
Mesele Nedir?
Hayat Damarları
Hakkımızda
  About Açık Radyo
  Editörden
  Dinleyiciden
  Arşiv
  Linkler
Sponsorlarımız
Reklam-Sponsorluk
İncirlik Tarihçesi
İncirlik Hava Üssü
06/07/2005

Ömer Madra: Bu hafta İncirlik meselesini biraz daha konuşalım.

 

Ali Bilge:  İncirlik Üssü  üzerine tartışmalar devam ediyor. Sanıyorum önümüzdeki günlerde Mersin ve Adana’da bazı girişimler planlanıyor, İncirlik Üssü’nün kapatılmasına dönük toplantılar düzenliyor. Dilerseniz bugün biraz  İncirlik konusuna, ABD ve NATO ile olan  geçmişimize  kısaca göz atalım.

 

2. Dünya Savaşı sonrasında Amerika ile Türkiye arasında yakınlaşma bir imza ile  başlıyor. 12 Temmuz 1947’de, Truman doktrini çerçevesinde Türkiye ile Amerika arasında ekonomik ve askeri yardım anlaşması düzenleniyor. Bu yardım anlaşması ile birlikte  bütün bu üsler ve tesislere ilişkin koridorumuz açılmış oluyor. Bu anlaşma sonrasında NATO’nun kuruluşuna tanık oluyoruz. Ama NATO’nun ilk yıllarında Türkiye’nin adı geçmiyor, hatta biliyor musunuz, 1950 yılında Türkiye’nin iki kez  NATO’ya üye  girişimini de reddediliyor. Daha sonra malum Kore’ye asker gönderme mevzusundan sonra ve özellikle Sovyetler Birliği’nin atom bombasına, hidrojen bombasına sahip olduğunu duyurmasından sonra, Amerikalılar 1951’de Yunanistan’la birlikte  Türkiye’nin NATO’ya alınması için öneride bulunuyorlar.

 

1952 yılında Türkiye NATO’ya üye oluyor. Üye olmasıyla birlikte NATO’nun diğer ülkelerle yaptığı ikili anlaşmaları da, diğer  NATO sözleşmelerini de kabul etmek durumuyla karşı karşıya kalıyor. Ancak Amerika ile  1947’de yapılmış olan ekonomik ve askeri yardımlara ilişkin bir  anlaşma var, NATO’ya girdikten sonra NATO’nun tüm yükümlülüklerini yükleniyorsunuz. İki tane ortak güvenlik anlaşması var ve NATO kuvvetler statüsü var. NATO Kuvvetler Sözleşmesi’ne dayanarak, ABD’nin Türkiye topraklarında askeri tesisler ve üsler kurması, askeri personel bulundurması kabul ediliyor. Bunun onayı aslında parlamentoda, 1954 yılında  yapılıyor. Türkiye  NATO’ya 1952 yılında giriyor, ancak  İncirlik Üssü inşaatı 1951 yılında başlıyor.

 

ÖM: Nasılsa NATO’ya girecek diye varsayılıyor.

 

AB: Tabii.

 

ÖM: Ama NATO ile ilgisi yok, ikili bir anlaşma değil mi?

 

AB: Tabii. Daha önce 1947’deki anlaşma ile başlayan bir süreç bu, daha sonra NATO’nun ABD demek olduğu zaman içerisinde çok iyi bir şekilde anlaşıldı. İki ülke arasında yapılan askeri tesisler anlaşması çerçeveyi oluşturuyor. NATO anlaşmasına taraf olduktan sonra Türkiye topraklarında kurulacak askeri tesislerin durumuna ilişkin bir düzenleme yapıyor. Bu düzenleme de 1954 yılında imzalanıyor. Yani onay daha ileri tarihlerde  gerçekleşiyor ama üslere yönelik hareket daha öncelerine dayanıyor,  İncirlik’in öyküsü bu şekilde başlıyor. Bu konuda en iyi çalışmalardan bir tanesi,  eski Milli Birlik grubu senatörlerinden Haydar Tunçkanat’ın. Tunçkanat, 60’ların sonlarında, 1970’li yılların başında “İkili Anlaşmaların İçyüzü” isimli bir kitap yazmış. O dönemlerde epey popüler. Çünkü başından itibaren günümüze kadar  bu anlaşmaların büyük bir bölümü, özellikle 1969’a kadar, ikili anlaşmaların neredeyse tamamı gizli anlaşmalar, ekleri bilinmiyor,  ne kadar anlaşma yapıldığı da açıkçası bir muamma. Bu konuda, ikili anlaşmalara ilişkin olarak,  1966 yılında Süleyman Demirel’in başbakan iken, olağanüstü baskılar neticesinde yaptığı bir açıklama  var. Demirel,  1952-64 dönemine ilişkin  ABD ile 54 adet ikili anlaşma yapıldığını açıklamak zorunda kalıyor. Ama o zaman bazı  askeri yetkililerin  açıklamalarına göre bu sayı 91. Demirel’in 1966 yılında yaptığı açıklamaya  göre, ABD ile Türkiye arasında 1950 öncesinde 3 tane, 1950-60 döneminde 31, 1960-65 döneminde 20 tane ikili anlaşma yapılmış.

 

ÖM: Peki neden bu kadar çok anlaşma yapmak zorunda kalıyorlar, bir anlaşma yetmiyor mu? Her sene farklı, hatta senede birden çok anlaşma yapılıyor acaba?

 

AB: Bu anlaşmaların neden bu kadar çok olduğu ve  onaylarının neden mecliste gerçekleşmediği  sürekli tartışılıyor. Bu anlaşmalar  teknik anlaşmalar  sınıfına  sokuluyor!  Genellikle bütün askeri anlaşmaların adı her nedense teknik anlaşma.  Örneğin nükleer başlıklı bir bomba meselesi varsa,  bu hemen  teknik anlaşma  niteliğine sokuluyor  ve gizli kalıyor. Bunlar hiçbir zaman kamuoyuna açık olmadığı gibi meclis tarafından onaylanması da söz konusu değil, ya da anlaşmaların  ekleri ve  tutanaklarını göremiyoruz. Bu tür anlaşmaların pek çoğunun gizliliği  şöyle gerçekleşiyor, zaman zaman ana anlaşma diye metin açıklanıyor,  ancak teknik anlaşma kapsamında olanlar ve ekler Meclis’te dahi açıklanmıyor, o günkü ihtiyaca uygun olarak düzenlenen ekler  anlaşmaya  ekleniyor ve açıklanmıyor.  1960’lı yıllarda , özellikle 1961-69 döneminde parlamentoda bu mesele  çok şiddetli bir şekilde gündeme getiriliyor, ayrıca  kamuoyunun bugüne göre daha fazla duyarlılığı da söz konusu. Örneğin Çetin Atlan, Meclis’te bu konuyla ilgili ilk konuşmasını yapıyor, “35 milyon metrekare Amerikan arazisi var, buraya NATO üssü deniliyor ama Amerika Savunma Bakanlığı’na bağlıdır” diyor. Bunun üzerine Milli Savunma Bakanı Topaloğlu hamlede bulunuyor –tutanaklardan aktarıyorum - ve yalanlıyor. Daha sonra ortaya çıkıyor ki, Milli Savunma Bakanı’nın bile haberi yok söz konusu anlaşmalardan!

 

ÖM: Onu yakından ilgilendirmiyor konu tabii.

 

AB: Hiç alanı değil! 1969’a kadar bu anlaşmaların ne içerikleri ne sayısı, neden yapıldığı, nasıl yapıldığı, neleri kapsadığına ilişkin bilgiler açık bir şekilde görülmüyor. Ondan sonraki süreçte de  gizlilik devam etmesine karşın kontrol altına alınmasına dönük ataklar var. En önemli hususlardan bir tanesi, Türk yetkililerin hiçbir şekilde yapılan askeri yardımlara ve  tesislerin yönetimine  ilişkin  herhangi bir denetim ve müdahale alanı yok.  1947’den 1970’e kadar  bunlara inanılmaz vergi kolaylıkları sağlanıyor, gümrük vergisi alınmıyor, tesislere  yapılan ithalattan vergi alınmıyor. Ayrıca  yargılama yetkisi Türk makamlarına ait değil, bu üslerde çalışan askeri personelle ilgili yargılama yetkisi de yok, Amerikalı komutanın iradesine bağlı bir durum söz konusu, ki bu uzun süre sorun yaratıyor. Kendi “post office”lerini kullanıyorlar, kendi “px” pazarlarını kullanıyorlar ve bu da tabi  ikinci el piyasa yaratıyor. Hepimiz hatırlarız, üslerin  bulunduğu şehirlerde Amerikan pazarları oluşmuştu. Gümrüksüz gelen malların ABD askeri personeli  tarafından Türklere satılmasından doğan  pazarlar oluşmuştu. Bunun gibi ayrıcalıklar 1960’ların sonlarına kadar devam ediyor.

 

ÖM: Bugün ne ölçüde biliyoruz acaba?

 

AB: İncirlik en büyük üs- 1958’de Lübnan’a buradan müdahale ediliyor, Amerikan uçakları İncirlik’ ten kalkıyor,  vuruyor, bizimkilerin hiçbir yetkisi ve  müdahalesi  yok. Ayrıca iki önemli olay da  yaşanıyor, birincisi Jüpiter füzeleri, ikincisi U2 casus uçakları. Ancak zaman içinde Türkiye, 1967 Arap-İsrail savaşında, 1970 Ürdün olaylarında, 1969’da yine Lübnan olaylarında, 1973 Arap-İsrail savaşında ve 1980’de İran’da üslerin daha önceki gibi kullanımına izin vermiyor. Alan dışı müdahaleye önemli ölçüde sınırlama getirmeye çalışıyor, Türkiye bu anlamda  yapılacak bir kullanımı ret ediyor. Özellikle bunu belirtmek istedim, çünkü daha önce hiçbir kısıtlama  olmaksızın kullanabiliyorlardı.

 

İncirlik ve diğer üslerin kullanımına ilişkin 3 Temmuz 1969’da bir ortak savunma işbirliği anlaşması yapılıyor, temel bir metin düzenleniyor, gizli oturumlarda bu anlaşma metni TBMM’de açıklanıyor, Türkiye’nin rızası olmadan başka bir ülkeye müdahale yapılmayacağı, tesislerin mülkiyetinin Türkiye’ye ait olacağı, denetleme yetkisinin Türkiye’ye ait olacağı gibi bir takım hususlarda Türkiye lehine iyileştirme yapıldığını görüyoruz. Bu durum, 1975 yılındaki ambargoya kadar devam ediyor ve hem afyon ekimi yasağının kaldırılması, hem de 1974 yılında yapılan Kıbrıs askeri harekâtı sonucunda malum askeri ambargo geliyor. Ambargo ile birlikte Türkiye, savunma işbirliği anlaşması ve üslerle ilgili  hukuki durumun geçerliğini yitirdiğini beyan ediyor. Sadece NATO amaçlı iki üste belli bir sayıda asker bulundurulmasını kabul ediyor ve diğer tüm anlaşma hükümlerini iptal ediyor. 1969 yapılan düzenlemeyle, en azından 1947 sonrası durum biraz daha netleşiyor, sayısı bile bilinmeyen anlaşmalar, yükümlülükler bir metin altında toplanıyor ve Türkiye’nin elinin biraz daha kuvvetlendiğini görüyoruz. Bu vaziyet, 1991 yılına kadar, Körfez Savaşı’na kadar devam ediyor, Körfez Savaşı ile birlikte müttefik koalisyon güçlerine Türkiye bütün imkânlarını sunuyor.

 

ÖM: Sonuçta ne durumdayız?

 

AB: Sonuçta geldiğimiz noktada İncirlik Üssü, Amerikan üsleri içerisinde dünyada en önemlilerinden bir tanesi.

 

ÖM: Bu konunun en önemli uzmanlarından tarihçi Chalmers Johnson’ın verdiği bilgilere göre, yanılmıyorsam Amerika’nın dünyada 100 küsur ülkede 450’ye yakın üssü var. Bir de Japonya’da Okinawa’daki 50 bin kişilik üssü var, oradaki Amerikan askerlerinin ve subaylarının zaman karıştıkları trafik kazaları, ırza geçme, vs. olayları var, Türkiye’de de benzeri bir iki şey olmuştu yanılmıyorsam.

 

AB: Var, ABD askeri  personelinin  işlediği kazalar, cinayetler, suçlar karşısında onların yargılanma prosedürüne ilişkin bir yığın sorun yaşanıyor. Örneğin 50’lerin sonunda  Yarbay Morrison olayı var, kamuoyunun hafızalarında iz bırakan olaylardan bir tanesi; adam arabası ile sarhoş bir şekilde 2 kişiyi öldürüyor, 11 kişiyi yaralıyor, sonra ülkesine gönderiliyor. Bu ve benzeri olaylardan dolayı 1960-70’lerde, ABD üslerine ve  Amerikalı  personele karşı kamuoyunda ciddi bir direniş yükseliyor, bugün göremediğimiz  düzeyde bir duyarlılık var. Aynı dönemde  Vietnam Savaşı neniyle de, dünyada ABD karşıtlığı yükseliyor. Buradan çıkan  iki şey var;  bir tanesi  üsler  ve  Amerika ile yapılan askeri  anlaşmalar üzerinde hep bir gizlilik var, gizlilik üzerine  oluşan bir tarih. Türk yöneticilerinin bu gizliliği olabildiğince korumaya gayret ettikleri görülüyor. Bu anlaşmaların  üzerinden gizlilik ve koruma kalktığında, 1947’lerden bugünlere Türkiye’yi yöneten siyasal ve bürokratik iktidarların aynaya nasıl bakacaklarını çok merak ediyorum. Bu belgeler gizli, tutanaklar, ekler tam olarak  bilinmiyor. Bugüne kadar ortaya  koyulanlar da yeterli değil.  Amerikan gizli belgeleri üzerinde bildiğim kadarıyla 40-50 yıllık bir koruma var ama Amerikalı yetkililerin  bu süreci yaşayan Türk politikacı ve bürokratların hâlâ hayatta olması gerekçesiyle bunları yayımlamadıklarına dair bir takım söylentiler de kulağımıza geliyor. Bu  üslerin  kurulmasına ve kullanımına ilişkin olarak yapılan  anlaşmalar, ve anlaşmaların  içeriğine yönelik olarak yapılan görüşme tutanakları,  tüm bu gizli belgeler üzerindeki  ambargolar kalktığı zaman, yakın tarihimizde rol alan siyasal ve bürokratik kadroların, ülkelerine neler yaptığı,  tüm bu gizliliğin ne anlama geldiği daha açık bir şekilde anlaşılacaktır, oynanan oyunlar,  ihanetler ve bedbahtlıklar ortaya  çıkacaktır .

 

İncirlik hayli eski bir öykü, ayrıca bir diğer konuda şu : İncirlik Üssü ve diğer üslerin  yapılışı, imarı belli bir kesimleri de zengin etmiştir, NATO ve Amerikan üsleri günümüzün ünlü ve büyük pek çok müteahhit şirketine başlangıç sermaye birikimi sağlamıştır.

 

ÖM: Helali hoş olsun ama sadece açıklansın, yoksa bir diyeceğimiz yok.

 

AB: Tabii.  Dışişleri Bakanlığı’nın son  açıklamasına göre  sadece Amerikalılar değil Koreliler, Macarlar da  kullanıyorlarmış İncirlik Üssü’nü.  ABD’nin yanında sembolik asker gönderenler de kullanıyormuş.  İncirlik tarihi çok  önemli. Bir de, nükleer başlıklı silah meseleleri de  var,  geçenlerde  90 tane nükleer füze bulunduğunu iddia etti Greenpeace.

 

ÖM: Bu daha önce pek çok yayında da yer alan bir husus, 90 civarında olduğu çeşitli Amerikan kaynaklarına dayanarak zaten ortaya konmuş durumda.

 

AB: Biliyorsunuz İncirlik Adana’ya 10 km. uzaklıkta, Adana o zaman daha küçük bir kentti, şimdi şehrin içinde, ve buradaki askeri faaliyetlerin oradaki tarımsal araziyi ve hayvancılığı da etkilediği tespit edildi. İnsanlar üzerindeki etkisi ayrı.

 

ÖM: Bunun üzerinde daha çok konuşma fırsatı bulacağımızı umuyoruz.

 

(23 Mayıs 2005 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.)

 


Yazıcı formatı Arkadaşına Gönder Yorum Yaz Başa Dön


İncir Çekirdeği
11:00 - 12:00
Aynı Kategoriden

Aynı Yazardan