Anasayfa  |  Site Haritası  |  Üyelik  |  İletişim
09 Temmuz 2005
"Merhaba Kâinat"
 
Mesele Nedir?
Hayat Damarları
Hakkımızda
  About Açık Radyo
  Editörden
  Dinleyiciden
  Arşiv
  Linkler
Sponsorlarımız
Reklam-Sponsorluk
“Hayır” Oyunun Arkasında Sosyal Devletin Daraltılmasına Tepki Var
08/07/2005

Ekonomi Politik – 95

 

Ömer Madra: Bugün AB’de de iki önemli ülkenin, kurucu ülkenin, Fransa ve Hollanda’nın Anayasa’ya “hayır” oyu vermelerinin ardından oluşan ortamı konuşacağız, bir de sosyal devletin küçültülmesi, ortadan kaldırılması gibi konuların da çokça tartışıldığı bir haftaydı, bir de o konuyu da konuşacağız.

 

Ali Bilge: Son dönemde hem gelişmiş ülkelerde hem de gelişmekte olan ülkelerde sosyal güvenlik harcamaları ve  sosyal devletin sınırlarının ne olması gerektiği, aynı zamanda   sosyal harcamaların maliyetleri  üzerine,  devlet tarafından üstlenilmesinden vazgeçilmesi doğrultusunda  çeşitli  tartışmalar  var. Avrupa’nın iki önemli ülkesi Fransa ve Almanya,  - özellikle Almanya- İkinci Dünya Savaşı sonrasında, efsanevi denilebilecek sosyal refah devletini  geliştirdiler. Sosyal devleti, en geniş şekilde, tüm kurumlarıyla var etmeye çalıştılar. Ancak zaman içerisinde, özellikle son yıllarda Schröder’in iktidara gelmesiyle birlikte Yeşiller ve Sosyal Demokratlar koalisyonu, Almanya’da bu meseleyi sorguladı.

 

Geçen  2-3 yıl boyunca  Almanya’da  ekonomik büyümeyi arttırmak için sosyal devletin  yeniden düzenlenmesi gerektiğini ileri sürdüler. Mart 2003’te de  bir dizi tedbir alındı.  Bunlar “Gündem 2010” adı altında  bir reform paketi olarak kamuoyuna açıklandı. Tedbirler, sosyal güvenlik sistemini yeniden düzenlemeyi ve  emek piyasasını esnekleştirmeyi,  büyümeyi arttırmayı hedefliyordu. Gelişen sosyal devletin, ülkenin nüfusunda meydana gelen değişikliklere uygun bir yapıda olmaktan çıktığı ileri sürülüyordu. Gelecek kuşaklar tarafından  sosyal devletin finanse edilemeyeceği ifade ediliyordu. Getirilen önlemlerle ücretlilerin işverene olan maliyetinin düşürülmesi, özellikle sağlık harcamalarında bireyin katılımının artırılması,  kendi işini kurmak isteyenler için   teşviklerin getirilmesi, istihdam piyasasının esnekleştirilmesi gibi, çalışana daha fazla mali sorumluluk yükleyen bir anlayış hakimdi. Klasik korumacı anlayıştan uzaklaşılıyordu. Sosyal Demokratlar Almanya’da eski sosyal düzenin sürdürülemez olduğunu söylüyorlardı. Sosyal adaletin, kamunun sınırlarının ne anlam ifade etmesi gerektiği  üzerine tartışmalar hakim olmuştu.

 

Bu ve benzeri düzenlemeler diğer gelişmiş ülkelerde gündeme geldi, Fransa’da da yapıldı. Hatta Fransızlar, Almanya’nın bu kararları çok büyük bir tepki olmaksızın alabilmelerine  çok şaşırdılar. Sonuçta sosyal devleti tanımlayan iki büyük ülkede sosyal devletin  gelecekte nasıl  finanse edileceği  üzerine yaşanan endişeler , neoliberal  tedbirleri gündeme  getirdi. Aynı tartışma ABD’de de  var ama onu şimdilik bir kenara koyalım. Sosyal devletin finanse edilemeyeceğinden hareketle pek çok yeni tedbirler alındı ve bunlar daha çok özelleştirmeye, bireyin sorumluluğunu arttırmaya dönük tedbirlerdi.

 

Bu seçim ve  referandum sonucuna göre, her iki ülkede de bireyler sahip oldukları sosyal devletten vazgeçmek, sosyal devletin sınırlarının daralmasını ve sosyal devletin nimetlerini, başkalarıyla paylaşmak  istemiyorlar. Ayrıca, tabii ki AB küçükken, 7 ülke iken, 12 ülke iken pek gürültü olmadı, ancak ülke olmasının -daha fazla genişlemesinden  korkulduğu anlaşılıyor-, seçim sonuçlarını etkileyen önemli etmenlerden biri olduğunu  söylemek mümkün . Elitler bir şekilde AB’nin genişlemesinden yana olduklarını gösterdiler ama geniş toplumsal kesimler, yığınlar, kitleler, ne sosyal devletten vazgeçmek istiyorlar, ne de sosyal devletin nimetlerini yeni gelen ve gelecek  ülkelerle, o ülkelerin halklarıyla  paylaşmak istiyorlar. Referandum sonuçlarının ve  Almanya seçimlerindeki iktidar  yenilgisinin arkasında  sosyal güvenlik harcamalarının daraltılması ve sosyal devletin sınırlarının kısıtlanmasına dönük hükümet tedbirlerinin olduğunu söylemek pek yanlış değildir diye düşünüyorum. Alman hükümeti, bildiğim kadarıyla 5000 sayfalık kanun değişikliği yapmış, bunlar köklü değişikliklerdi. Sosyal harcamalar ve sosyal devlet üzerine yapılan bu değişimleri AB’nin genişleme projesiyle birlikte değerlendirmek  mümkündür. Seçmenin genişleyen Avrupa’yı istememesinin altında da sosyal devletin nimetlerini paylaşmak istememesi yatıyor olabilir.

 

ÖM: Burada tanıma bir açıklık getirmek açısından bir yorumda bulunmak istiyorum; Avusturya Viyana Üniversitesi’nden bir araştırmacı ile geçenlerde konuşuyorduk, -Türkiye’de insan hakları meselesi üzerinde bir araştırma yapıyor master tezi olarak- AB’nin iki ülkesinde ‘hayır’ oylarının verilmesinde sosyal devletin azaltılmasına karşı çıkıldığını, aslında bunun AB ile ilgili bir ‘hayır’ olup olmadığını konuşuyorduk, şöyle bir yorum getirdi bu genç Avusturyalı bilim insanı, dedi ki; “Avrupa böylesine sosyal olmayan, sosyal hakları çiğneyen bir AB’ye ‘hayır’ oyu verdi”. Yani Anayasa’da sosyal devlet yeterince tarif edilmiyor, dolayısıyla “bu anayasa sosyal haklarımızı korumayı garanti altına almıyor” dedi. Aslında karşı oldukları bu tarz bir AB, neo-liberal bir AB demeye getirdi.

 

AB: Buna katılıyorum  ancak  bu işlere geniş kitleler karar vermiyor, geniş toplumsal kesimler  bu meseleyi yeni anlamaya başladılar. Almanya’da 3 senedir değindiğimiz neo-liberal tedbirleri  sosyal demokrat bir  hükümet  hayata geçirdi.  Seçimlerde de  bunun karşılığını seçmen bir şekilde verdi. Arka planda yatan bir korku da var, hem sosyal devletin neo-liberal önlemlerle daraltılmasını istemiyor hem de sosyal devlet nimetlerini genişleyen Avrupa’yla paylaşmak  istemiyor. Genişlemeden yana olmamasının arkasında yatan etmenlerden biri de, sosyal  haklarının daraltılacağını düşünmüş olmasıdır. Referandumlarda çıkan ‘hayır’larda ve  Almanya seçimlerinin arkasında  sosyal devlet ve sosyal güvenlik harcamalarına dönük  tedbirlere bir tepki olduğunu, Avrupa Anayasası’nda   sosyal devlet tarifinin  yetersizliği olduğunu görmek mümkün.  Sosyal güvenlik harcamalarının finanse edilmesi  gerçekten gelişmiş kapitalist ülkelerin ciddi bir sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Bizim de yıllardan beri devam eden bir sosyal güvenlik meselemiz var. Ciddi sosyal güvenlik  açıklarımız var.  Sosyal güvenlik reformu yine gündemde,  yeni bir reform paketi bizleri bekliyor,  IMF ile yapılan  3 yıllık program  çerçevesinde gündeme geliyor. Sosyal güvenlik üzerine  yeni bir kanun tasarısı yakında   meclis gündemine  alınacak.

 

ÖM: Nedir durumu?

 

AB: IMF ile yapılan programın yapısal kriterler listesindeki başat konulardan bir tanesi, ama bildiğim kadarıyla, Prlamento kapanmadan bu yasanın çıkarılmış  olması, Meclis kapanmadan gündeme gelmesi  gerekiyor. Türkiye’de  sosyal güvenlik alanı vahim bir durumda, sosyal güvenlik açıklarımız milli gelirimizin %4,5-5’ine ulaştı. Ayrıca  nüfusumuz da yaşlanıyor, şu anda avantajlı bir durumolmasına karşın, Türkiye nüfusu da 30-35 yıl içerisinde gelişmiş ülkelerde yaşanan soruna yakalanıyor; yani çalışabilir nüfus azalıyor. Mesela Almanya’da 2045’lerde her 3 kişiden biri 65 yaş üstü oluyor. Yaşlanan Avrupa meselesi.

 

ÖM: Açıkça ortada olduğu görünüyor.

 

AB: Gelecekte  Türkiye’de de çalışabilir nüfusun azalıyor 65 yaş üstü ve 0-7 yaş nüfusunun 30-35 yıl sonra  gelişmiş ülkeler oranlarına yaklaşması  bekleniyor. Sosyal güvenlik alanınız  hem  bütçenizde ciddi açıklar taşıyan bir konumda, hem de yoksulluğu çözecek ve sosyal adaleti sağlayacak konumdan uzak bir yapıda bulunuyor. Dolayısıyla sosyal güvenlik üzerinde çeşitli çalışmalar yapılıyor; bu dengenin düzenlenmesine  dönük yeni bir çalışma var. Kâğıt üzerinde Türkiye’de mevzuat, istihdam piyasasında  ve  sosyal güvenlik alanında Avrupa’daki pek çok ülkelere  benzer  bir yapıdadır. Ama bir adalet sağlamış değildir, yani ciddi çok sorunlar var. Eminim önümüzdeki günlerde bu konuya eğileceğiz, konu canlanacaktır.

 

ÖM: Bu konuyu, AB bağlamında, tekrar üzerinde önemli durarak ele almakta fayda var.

 

(6 Haziran 2005 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.)

 


Yazıcı formatı Arkadaşına Gönder Yorum Yaz Başa Dön


İncir Çekirdeği
11:00 - 12:00
Aynı Kategoriden

Aynı Yazardan